Digitalage Dergisi Nisan – 2015 sayısında yayınlanan köşe yazım. Burada da bulunsun.

Uzayı kursağında kalmış bir çocukluk hevesi olarak içinde besleyen bir neslin sempatik ve naif adımlarının kısa öyküsü.

Geçenlerde elime bir soru kitabı geçti. (Question book; yazarları Mikael Krogerus ve Roman Tschappeler). İçinde aşağı yukarı 600 kadar soru var. Soruların doğru ya da yanlış cevapları yok. Sadece senin kendine vereceğin dürüst ya da havalı cevapların var. Hiç ölmeyecekmiş gibi arsızca, durmadan geleceğe uzanmaya çalıştığımız totaliter hayatlarımıza şöyle bir dışarıdan bakınca, genç ve çocuk halime ne kadar da ayıp etmişim diye düşünmeden edemedim. Yıllarca kendimden kaçıp, tüm soruların cevabını dışarıda aramaya çalışarak ne çok haksızlık etmişim kendime. Oysa mutluluk hiçte uzak değilmiş, psikologlar boşuna çocukluğa inmiyormuş!

Neyse efendim, ne anlatıyordum… Ben bu kitabı aldım, bir haftasonu oturdum başladım sorulara cevap vermeye. “Küçükken ne olmak istiyordun, istediğini oldun mu?” sorusu gelince beni aldı bir hüzün. Küçükken pazarlamacı ya da iletişimci olmak istiyorum diyen bir çocuk yoktur herhalde; ben de hepiniz gibi astronot olmak istiyordum. Memleketin havasından mı yoksa suyundan mı bilinmez, bizden astronot çıkmıyor arkadaş. Oysa kızlı erkekli hepimiz astronot olmak istemedik mi bir dönem. Hatta içimizden bazıları yılmadan çalıştı ve uzay mühendisi bile oldu. Maalesef bu üstün uzay mühendisliği becerilerini plazada Exceldoldurarak heba eden güzel insanlar da var tanıdığım.

Astronot kimdir?

En kaba tabirle yer yüzünden 100 km uzaya çıkmış her babayiğide astronot deniyor. Ama yeryüzünden o kadar tepeye çıkmak pek kolay iş değil. Bunun için ne diplomalar, ne talimler yapmak gerek. Bir Türk olarak o meşhur ticari zekâmızla “Jetleri sizden alalım, uzaya bir Türk gönderin” diye ABD’lilerle yaptığımız o ilginç pazarlığı da unutmamak gerek. Uzaya henüz giden bir Türk olmadığına göre jetleri de başka yerden aldık herhalde. Ne gerek var diplomaya, talime alırsın bir ısıtıcı gidersin uzaya bile dedik bir dönem. Bu arada o kampanyada kazanan Nevşehirli arkadaşı uzaya gönderdiler mi, ben orasını da kaçırmışım! Tüm bunlar uzayı kursağında kalmış bir çocukluk hevesi olarak içinde besleyen bir nesil için sempatik ve naif adımlar. Ama bize daha fazlası gerek.

Uzaya gidemedik ama…

Gelin size uzay yolculukları ve astronotlarla ilgili birkaç çarpıcı bilgi paylaşayım. İlk astronoteğitimleri ABD’de 1959 yılında başlamış. 500 aday arasından 7 askeri personel ilk astronotlar olarak seçilerek tarihe geçmiş. 2013 yılı verilerine göre ABD’de 282 erkek ve 48 kadın astronot yetiştirilmiş. Uzayda en çok vakit geçiren Michael Fincke, tam 382 gün kalmış. Uzaya en çok gidip gelen Astronotlar ise Franklin Chang ve Jerry Ross, tam yedi kere gidip gelmişler. 2013 yılıNASA verilerine göre 50 aktif ve 35 idari işlere bakan astronot bulunuyor. 196 astronot emekli olmuş veya istifa etmiş, 49’u da vefat etmiş.

Uzaya giden ilk plastik manken Ivan Ivanovich 12 Nisan 1961 tarihinde Rus kozmonot Yuri Gagarin’den önce uzaya çıkmış. Hem de tam iki defa. Uzayda astronotların hayatını kurtaran bir numaralı yardımcı selo bant imiş. Aklınızda bulunsun. Apollo astronotlarının tamamı ay toprağının yanmış barut kokusuna benzediğini söylemiş. Alınan numuneler detaylıca incelendiğinde bilim adamları böyle bir kokunun söz konusu olmadığını raporlamışlar.

Yine de bir ümit var

Bu yazıyı hazırlarken Türkiye’den uzaya gidecek ilk kişinin İTÜ’de Uzay Mühendisliği bölümünde okuyan Halil Kayıkçı isimli bir kardeşimiz olduğunu öğrendim. Kendisi bundan birkaç sene önceApollo Uzay Akademisi‘ne kabul edilmiş ve 60 farklı ülkeden 107 kişinin yer aldığı kampta uzaya gitmeye hak kazanan 23 kişiden biri olmayı başarmış. Yazılanlara göre bu yılın sonunda ya da 2016’nın başında uzaya gidecek. Ne mutlu! Beş dakikalığına da olsa “uzay görmüş bir uzay mühendisimiz olacak” artık.