Motivasyon, hızlı öğrenmenin anahtarı

Eğitimime bugün de kaldığım yerden devam ediyorum. Yalan yok şimdi, okulu hiçbir zaman sevemedim. Ne zaman okullardan kurtuldum, öğrenmeye merakım daha da arttı.

Motivasyon, hızlı öğrenmenin anahtarı bence. Öğrenmek söz konusu olduğunda, motivasyonumu artıracak, kendime has, bazı yöntemler geliştirdim. Beni gaza getiren, harekete geçiren hedefler olmadan masaya oturmak, yeni bir kitaba başlamak, yazılar yazmaya çalışmak, hala pek keyifli değil. Hedef koyduğum şey, muğlak ve bulanık bir resimse eğer, iş çok zor. Bu yüzden hedeflerim mümkün olduğunca net olmalı. Eğer kendime ve etrafıma bir fayda sağlamak istiyorsam, hedeflerim sahip olduğum yeteneklerle ve pazarın ihtiyaçlarıyla aynı doğrultuda olmak zorunda… Bu üçünü hizalamaya çalışmak, elbette kolay değil. Tıpkı maraton koşar gibi, zamanı sabırla dilimleyerek, her gün sahaya çıkarak, fazla da zorlamadan, kararında çalışmalı, ama her gün çalışmalı…

Motivasyon denen şey, tıpkı bir lastik gibi; çektikçe uzuyor, bırakınca kısalıyor, fazla zorlanırsa elastikiyetini kaybediyor.

iPad Pro’da üretkenliğimi artıran uygulamaların listesi

Ben bir bilgi işçisiyim. Yaptığım iş bilgi edinmek, bunları çeşitli bağlamlarda kategorize edip arşivlemek ve müşterilerimin istediği formatlarda çıktıya dönüştürmek. Bu çıktı kurum içi bir eğitim, bir CEO’nun sunumu, yeni bir pazarlama kampanyası ya da bir blog yazısı olabiliyor. iPad, doğru iş akışları ve uygulamalarla standart bir bilgi çalışanının bir çok ihtiyacını kolaylıkla karşılayabilecek yetkinliğe sahip. Yaşamını tek başına çalışarak kazanan biri olarak, üretkenlik sırlarımı yavaşça ifşa etmeye karar verdim. Bu yazıda iPad’i ana bilgisayarım olarak kullanmamı sağlayan, üretkenliğimi katlayan sistemlerden ve uygulamalardan bahsediyor olacağım. Umarım faydalı olur. Haydi başlayalım!

Kullandığım Cihazlar:
2016 model 13.3” MacBook Pro (Touch Bar versiyonu.)
2016 model 9,7” iPad Pro 128 GB (Sim kartlı model.)
iPhone 6s Plus 128 GB
Amazon Kindle Paperwhite (İlk Nesil. 5th Generation olarak geçiyor.)
Microsoft Foldable keyboard (Çok mutluyum. Geçen sene San Francisco’dan almıştım.)
Apple standard bluetooth klavye
Asus vx239 23” harici monitör (2 senedir bende ama hala alışamadım.)

Evde çalışırken iPad'i monitöre de bağlıyorum.

Evde çalışırken iPad’i monitöre de bağlıyorum.

Yaşayan bir sistem oluşturmak
Gördüğünüz üzere sıkı bir Apple kullanıcısıyım. Apple ürünlerine bir araba dolusu para harcadım. Harcamaya da devam ediyorum. Hayatımın ciddi bölümünü bu ekranlara bakarak geçiriyorum. Bu yüzden bütçem el verdiği sürece iyi cihazları kullanmaya çalışıyorum. Ancak  cihazlar ve uygulamalar doğru bağlamda çalışmazsa, kendinize has bir sistem geliştiremezseniz, elinizdeki teknoloji hiçbir işe yaramaz. İş akışı sistemi bir kere oluşturmakla da bitmiyor. Sisteminiz yaşayan bir organizma gibi olmalı. Çalışma yöntemlerinizle ilgili sürekli dertler keşfedip, yeni çözümler deneyip, başarılı olanları sisteme ekleyip işe yaramayanları da sisteminizden çıkartmalısınız. Bu döngü sürekli devam etmezse iş akışlarınız bir süre sonra geçerliğini yitirebilir. 

Her şeye rağmen ana makinem iPad Pro
Zamanımın büyük bölümünü iPad üzerinde geçiriyorum. Yeni aldığım Touch Bar’lı Macbook’a bile doğru dürüst el sürmedim. Bu makineyi genellikle video montaj için kullanıyorum. iPad’de de montaj yapmışlığım var. Ancak bu alandaki uygulamalar henüz ihtiyaçları tam karşılamıyor. Bu yazımda iPad’deki favori uygulamalarımdan bahsedeceğim. Ancak evvela neden iPad sorusuna da bir cevap vermek gerek.

Neden iPad?
Hafif, şarj ömrü uzun (yaklaşık 10 saat), sürekli internete bağlı, bilgiye erişmek, üretmek ve paylaşmak açısından kullanımı kolay ve hızlı.  Çalışmak için ofise ya da masaya mahkum etmiyor.  Bu konu benim için son derece önemli. Farklı mekanlarda, özellikle açık havada çalışmak motivasyonumu artırıyor.
Benim iPad sim kartlı model olduğundan, sürekli internete bağlı haldeyim. Tethering ile cepten de bağlanmak mümkün ancak, cepten internet paylaşmak telefonun piline zarar veriyor. Üstelik sürekli interneti açıp kapatmak can sıkıcı. Aralarda kopmalar da oluyor. Gittiğim toplantılarda ya da verdiğim seminerlerde internet şifresi sormak zorunda kalmıyorum. En güvenli internet kendi internetindir, düsturuyla verilerimin güvenliğini bir nebze de olsa sağlama almış oluyorum.
iPad’in multi-tasking özellikleri her geçen gün daha da gelişiyor olsa da bir bilgisayar kadar becerikli değil. Bu durum bence bir avantaj. Aynı anda onlarca sayfa ve uygulamayı açıp multi-tasking tuzağına düşüp iş bitiremezken, iPad ile odağımı toplayıp çalışabiliyorum. Yazı yazacağım zaman yazımı yazıyor, internette dolaşacağım zaman sadece geziniyorum. Ben multi-tasking adamı değilim. Üretkenliğimi de buna borçluyum.

iPad ile çalışırken yeni bir kafa yapısıyla ilerlemeli
iPad bir masaüstü bilgisayar değil. Yani standart bilgisayar kullanım alışkanlıklarınızı tatbik edebileceğiniz bir platform değil. iPad’i ne bilgisayar ne de bir cep telefonu olarak düşünmemelisiniz.  Tabletten tam anlamıyla verim alabilmek için çalışma mantığınızı ve yöntemlerinizi onun çizdiği çerçeveye uyarlamanız gerekiyor. Alışkanlıklarınızı değiştirmeniz şart. 

iPad’e bir mouse takmaya çalışmak ya da iPad’de Mac OS veya Windows işletim sistemini koşturmayı arzulamak, sistemin yeteneklerine ve gücüne karşı yapılan bir haksızlık. iPad sahip olduğu donanımı, işletim sistemi ve uygulama ekosistemiyle bir çok ihtiyacıma cevap veriyor.

Ben iPad’i genellikle Bluetooth bir klavye ile kullanıyorum. Bu konudaki tercihimi Microsoft Foldable Keyboard ve standart Apple klavyeden yana kullandım. iPad Pro’nun pahalı orijinal klavyesini de satın aldım. Ancak o klavyeye bir türlü alışamadım. iPad’i sadece yatay pozisyonda kullanmaya izin verdiği için pek memnun olamadım. Apple’ın bu tür dayatmalarına da anlam veremiyorum. Yazarken iPad’i dik konumda kullanmak, doğal bir sayfa akışı görünümü verdiğinden, daha çok hoşuma gidiyor. Ancak bunu iPad’in kendi klavyesiyle yapmak mümkün değil.

 

Microsoft hayatımda gördüğüm en güzel portable klavyeyi yapmış. Dayanamadım aldım.

A post shared by Hakan Akben (@hakanakben) on

iPad’de hangi uygulamaları kullanıyorum

Evernote:
Bu meşhur bir not tutma uygulaması. Eminim herkesin telefonunda vardır. Verim almak için ilgi isteyen uygulamaların başında geliyor. Evernote farklı kaynaklardan bilgi parçalarını topladığım, belli çerçevelerde ilişkilendirip arşivlediğim bir bilgi ambarı. (Eylül 2008’den bu yana kullanıyormuşum.) Mesaimin büyük bölümünü bu uygulamada geçirmeye özen gösteriyorum.  Toplanan veriler uygun çerçevelerde ilişkilendirilmediği sürece anlamlı bilgiye dönüşmüyor. Çerçeve, yani bağlam burada anahtar kelime. Bilgiyi doğru bağlama oturttuktan sonra projeleri hızla hayata geçirebiliyorsunuz.  Bu uygulama iş hayatımın bel kemiğini oluşturuyor. Burada üretkenliğimi artırmak için yıllar içinde kendime göre bir arşivleme tekniği de geliştirdim. Her projem için bir check-list ve şablon oluşturuyorum. Evernote’un kullanımıyla ilgili internette binlerce makale var. Belki kendi kullanım tekniklerimle ilgili bir yazı da ben yazarım.

Evernote uygulama linki: https://evernote.com

Evernote ilgi isteyen bir uygulama.Ben veriler inbox'ta toplayıp etiketlerle bağlama oturtup ilgili klasöre gönderiyorum.

Evernote ilgi isteyen bir uygulama. Ben verileri inbox’ta toplayıp etiketlerle bağlama oturttuktan sonra ilgili klasörlere gönderiyorum.

Scannable:
Evernote’un doküman tarama uygulaması. Çok başarılı. Faturaları ve evrakları bununla tarayıp arşivliyorum. Evernote’un OCR Scanner özelliği resimlerin içindeki yazıları bile arayabilmeyi sağlıyor. Herhangi bir yerde ilgimi çeken bir makale gördüğümde fotoğrafını çekip Evernote’a aktarıyorum. Fotoğraftaki yazılar notlarım içinde aranabilir hale geliyor. Büyük hizmet!

Scannable uygulama linki: https://evernote.com/products/scannable/

Copied:
iOS cihazların en önemli problemlerinden biri kopyala/yapıştır meselesidir. Copied bu soruna kökten çözüm getiriyor. iPad’de Copied’i split screen modunda açtığınızda yan ekranda kopyaladığınız her şeyi clipboard’a aktarıyor. Resim ve gif gibi rich medyalar da dahil. Kopyaladığınız her şeyi arayabilir, kategorize edebilir, birleştirebilir ve kolayca sosyal medya hesaplarınızla paylaşabilirsiniz. Uygulamanın Mac versiyonu da mevcut. Clipboard’unuzu Dropbox üzerinden otomatik olarak senkronize ediyor. Böylece kopyaladığınız her şeyi bilgisayar ve cep telefonlarınızdan erişebiliyorsunuz. Ben uygulamanın ücretli versiyonunu kullanıyorum. Ücretli sürümde clipboard’unuzun hafızasında 1000 parça saklayabiliyorsunuz. Ayhan Sicimoğlu’nun deyimiyle; “Hastasıyız!”

Uygulama linki: http://copiedapp.com

Solda web sayfası açık. Sağ tarafta da Copied uygulaması. Kopyaladığım her şeyi clipboard'a atıyor. Resimler de dahil.

Solda web sayfası açık. Sağ tarafta da Copied uygulaması. Kopyaladığım her şeyi clipboard’a atıyor. Resimler de dahil.

Workflow:
Bu uygulama benim gizli silahım. Birbirini tekrar eden işleri ve süreçleri bu uygulamadaki dijital reçetelerle otomatize ediyorum. Workflow IFTTT reçeteleriyle benzer mantıkta çalışıyor. Ancak büyük bir farkı var. IFTTT bulut servislerini birbiriyle çalıştırırken, Workflow internet servislerinin API’larıyla iPad’deki çekirdek uygulamaların görünmez bir şekilde, uyumla çalışmasını sağlıyor.
Bu uygulamanın tıpkı IFTTT’deki gibi bir reçete galerisi mevcut. Kendinize uygun reçeteleri seçip galerinize ekleyebiliyorsunuz. Benim galerimdeki reçetelerin bir kısmını aşağıdaki ekran resimde görebilirsiniz. Biraz da bu uygulamayla ne tür işleri otomatize ettiğimden bahsedeyim.
Youtube’da beğendiğim videoları tek tıkla iPad’ime indirebiliyorum. Videolarımı tek tıkla Gif’e döndürebiliyorum. Herhangi bir sayfada beğendiğim görsellerin tümünü iPad’ime indirebiliyorum. iPad’de dosyaları zip/unzip yapabiliyorum. Özellikle we transfer ile dosya alıp gönderirken çok işe yarıyor. Herhangi bir web sayfasını tek tıkla PDF’e dönüştürebiliyorum. Tek tıkla iPad’imdeki resimleri wordpress’e atabiliyorum. Özetle birkaç aşamada yapılabilen angarya işleri tek seferde halledebiliyorum. Uygulama iPhone’da da çalışıyor. Reçetelerim cihazlarım arasında otomatik olarak senkronize oluyor. Böylece aynı işlemleri çarşıda gezerken cep telefonumdan da halledebiliyorum.

Workflow uygulama linki: https://workflow.is
Workflow iş akışı reçeteleri kütüphanesi: https://workflow.directory

Sık kullandığım Workflow reçetelerim. Hepsini uygulamanın kütüphanesinden indirip, kendinize göre özelleştirerek kullanabilirsiniz.

Sık kullandığım Workflow reçetelerim. Hepsini uygulamanın kütüphanesinden indirip, kendinize göre özelleştirerek kullanabilirsiniz.

1Writer ve Editorial:
Bu iki uygulama Markdown editör olarak geçiyor. Markdown editör blog yazılarınızı kolayca HTML formatına çevirmenizi sağlıyor. iPad ve iPhone’da wordpress’e blog yazmak ciddi problem. Ben makaleleri burada Markdown olarak yazıyorum. Görselleri ve zengin medyaları yazının içine gömüyorum. 1Writer ve Editorial uygulamalarının da kendi içinde hazır iş akışı reçeteleri bulunuyor. Mesela Editorial’da yazdığınız bir makaleyi otomatik olarak HTML’e çevirebiliyorsunuz. Çıkan HTML kodu WordPress’e tek dokunuşla gönderebliyorsunuz. Yazıya eklediğiniz görselleri wordpress sunucunuza yüklemeksizin dropbox’a atıp oradan yazının içine gömebiliyorsunuz. Siz sadece makalenizi yazıyorsunuz. Formata oturtmak ve yüklemek tam otomatik. Güzel hizmet!

Uygulama linkleri:
1Writer App: http://1writerapp.com
1Writer App iş akışı reçeteleri: http://1writerapp.com/actiondir
Editorial App: https://itunes.apple.com/tr/app/editorial/id673907758?l=tr&mt=8
Editorial App iş akışı reçeteleri: http://www.editorial-workflows.com

Pixelmator:
Ben bir tasarımcı değilim. Proje yöneticisi, eğitmen ve pazarlamacıyım. İçerikçilik bu üçünün tam merkezinde. Bence günümüzde her girişimci/pazarlamacı temel seviyede tasarım yapabilecek yetkinlikte olmalı. Kurumsal pazarlama müdürü olduğum yıllarda minik revizelerimi telefonda vermek yerine görsel anotasyonlarla anlatır, eğer iş acilse tasarımları kendim düzeltirdim. Pazarlama danışmanlığını yaptığım kurumların bazı içeriklerini hızlıca kendim hazırlıyorum. Burada Pixelmator’ü kullanıyorum. Benim için Mac’deki Photoshop’un karşılığı iPad’de Pixelmator. Uygulama yıllar içinde kendini çok geliştirdi. Gerçekten çok hızlı, kolay ve becerikli.

Uygulama linki: http://www.pixelmator.com/ios/

Adobe Spark Post:
Uzun yıllar pazarlama müdürü olarak çalıştığım Adobe’nin bende yeri ayrıdır. 35 yıllık bir şirket olan Adobe’nin geleneksel bir yazılım şirketinden modern çağa ayak uydurmuş bir servis şirketine dönüşü destansı bir olaydır. Bu dönüşümü bizzat yaşamış, Doğru Avrupa ve Türkiye pazarındaki dönüşümüne önderlik etmiş biri olarak söylüyorum. Buradaki deneyimlerimi de başka bir yazımda paylaşmak istiyorum. Neyse, konuya geri dönelim. Adobe spark post bulut tabanlı bir sosyal medya post hazırlama uygulaması. Bence en önemli özelliği çok yüksek kalitede tasarlanmış hazır şablonları olması. Şablonlardan birini seçip istediğiniz kadar özelleştirebiliyorsunuz. Uygulama hem web servisi olarak, hem de iOS cihazlarda mobil uygulama olarak çalışıyor. Şablon kütüphanesine sürekli yeni tasarımlar da ekleniyor.

İçerik pazarlaması eğitimimde Adobe spark post ile telefonumdan iki dakikada şöyle bir tasarım yapmıştım.

İçerik pazarlaması eğitimimde Adobe spark post ile telefonumdan iki dakikada şöyle bir tasarım yapmıştım.

Uygulama linki:
https://spark.adobe.com/about/post

Adobe Spark Post'un profesyonellerce hazırlanmış, hazır şablonlarını kendinize göre özelleştirip kullanabiliyorsunuz.

Adobe Spark Post’un profesyonellerce hazırlanmış hazır şablonlarını kendinize göre özelleştirip kullanabiliyorsunuz.

Comfy read:
iPad’in arkadan aydınlatmalı ekranı bazen gözleri yorabiliyor. Akşam belli bir saatten sonra ışıklı ekranlardan uzaklaşmayınca uykusuzluk da baş gösteriyor. Ancak kindle’ın böyle bir sorunu yok. Bu yüzden sonra okumak için kenara ayırdığım web sayfalarını Comfy read ile tek tıkla e-book formatında kindle’a gönderiyorum. Arada platform değiştirmek zihnimi ve gözlerimi rahatlatıyor. Geceleri uyumadan ya da sabahları kalktıktan sonra ayırdığım makaleleri Kindle’dan okuyorum. En son Immanual Tolstoy (https://fularsizentellik.com)’un tüm blog yazılarını kindle’a gönderip boşta kaldığımda çevirip çevirip okumuştum. Uygulamayı da imTolstoy’u da tavsiye ederim.

Uygulama linki:
https://itunes.apple.com/tr/app/comfy-read-send-web-articles-to-your-kindle/id955065497?l=tr&mt=8

Kindle'da okumak istediğim yazıları Comfy Read ile böyle paylaşıyorum.

Kindle’da okumak istediğim yazıları Comfy Read ile böyle paylaşıyorum.

1Password:
Şifreleri oluşturma ve saklama uygulaması. Hem bilgisayarım da hem de mobil cihazlarımda sorunsuz çalışıyor. Şifrelerinizi kriptolayarak kaydettiği için son derece güvenli. Yani uygulamayı hackleseler bile sadece kriptolu şifreleri ele geçirmiş olurlar. Hayatımı kolaylaştıran önemli uygulamaların başında geliyor. Touch ID ile biyo güvenlik katmanını da eklediler. Ücretli bir uygulama ama tavsiye ederim.

Uygulama linki:
https://1password.com

Anyfont:
Mobil cihazda tasarım yaparken özel font kullanmanızı sağlıyor. Bazı müşterilerim içeriklerinde ve tasarımlarında kurumsal fontlarını kullanmak konusunda hassas. Anyfont ile istediğiniz özel font’u cihazınızın sistem fontlarına ekleyebiliyorsunuz. Tasarımcıların iştahını kabartacak türden bir hizmet!

Uygulama linki:
https://itunes.apple.com/us/app/anyfont/id821560738?mt=8

Mailchimp:
Meşhur e-posta gönderme uygulaması. Cep telefonumdan hızlıca e-posta şablonları oluşturup, göndermemi sağlıyor. Stabil, hızlı ve güçlü bir uygulama.

Uygulama linki:
https://mailchimp.com

Keynote:
iPad ile ücretsiz gelen bir sunum yapma uygulaması. Ben keynote’u grafik oluşturma ve görsel tasarım yapma işlerimde de kullanıyorum. Mesela müşterilerimin sosyal medya postları için Keynote’ta özel şablonlar oluşturuyorum. Görselleri, mesajları değiştirerek saniyeler içinde sosyal medya içerikleri oluşturabiliyorum. Seminerlerim ve eğitimlerim hep keynote formatında. Şablonlarım hazır. Yarın benden teknolojinin kısa tarihi üzerine bir seminer vermemi isterseniz, Evernote bilgi ambarımdaki bilgileri hızlıca keynote şablonlarıma döküp yarın etkinliğinizde konuşabilecek hale gelebilirim.

Uygulama linki:
https://www.apple.com/tr/keynote/

iCab Mobile:
iOS üzerinde gördüğüm en gelişmiş web tarayıcısı. Tarayıcıya eklentiler yerleştirebilir. Aynı ekranda yan yana 3 web sayfası açabilirsiniz.

Uygulama linki:
https://itunes.apple.com/us/app/icab-mobile-web-browser/id308111628?mt=8

Buffer:
Sosyal medyada içerik takvimi oluşturma ve paylaşma uygulaması. İçeriklerini oluşturduğum kurumların sosyal medya gönderilerini buradan yapıyorum. IFTTT ve google docs ile bağlayıp müşterilerimle içerik takvimini otomatik olarak paylaşabiliyor, otomatik sosyal medya raporları hazırlayıp, düzenli paylaşabiliyorum. Çoğu ajans için rapor göndermek bile saatler alan bir iş. Bu iş bende full-otomatik.

Uygulama linki: https://buffer.com

TextExpander:
Gizli silahlarımdan biri. 2011 yılından beri bilgisayarımda kullanıyordum. Yazısı da şurada. Yazılımcıların aynı kod öbeklerini tekrar tekrar yazması derdine cevap olmak için üretilmiş bir uygulama. Snippet denen hazır şablonlar oluşturuyorsunuz. Bu şablonları gerektiğinde çağırıp, değişiklikleri yaparak kullanıyorsunuz.
Ben bunu özellikle maillerimde aynı şeyleri tekrar tekrar yazmamak için kullanıyorum. Nasıl kullandığımla ilgili bir yazı da yazmıştım zamanında. Şuradan bir okuyun. Bu yazımda bahsettiğim şeyleri şimdi iPad’im de yapıyorum.

Uygulama linki:
https://itunes.apple.com/us/app/textexpander-3-custom-keyboard/id917416298?mt=8

Buraya kadar okuduysanız siz de bu işe en az benim kadar meraklısınız demektir.
Bu yazıyı yazarken dijital farkındalık ve üretkenlikle ilgili özel bir eğitim yapmaya karar verdim.
Bu eğitime sınırlı sayıda bir katılım almayı düşünüyorum.
Eğer ilgilenirseniz aşağıdaki forma bilgilerinizi bırakın. Arkadaşlarım sizi arayıp detayları paylaşsın. Herkese faydalı olmasını dilerim.

Her şey çözülmeyi bekleyen gerçek bir problemle başlar

Geçtiğimiz aylarda, sıra dışı projeleriyle küresel arenada dikkatleri üzerine çekmiş, sağlam bir Türk tasarımcıyla tanıştım. Uzun, yorucu ancak müthiş derecede keyifli bir sohbet oldu. O, tutkuyla projelerini ve hikâyesini anlatırken, bende çıkardım not defterimi başladım not tutmaya…

Tasarım ne ile başlar?

Böyle güzel insanlarla bir araya gelebilmek çok büyük şans. İnsanın ister istemez enerjisi artıyor. Merak, peşinizi bırakmıyor ve peş peşe sorular sormaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Muhabbet tüm hızıyla devam ederken yine dayanamadım ve sordum; “İyi bir tasarımcının sahip olması gereken en önemli şey nedir?” diye. Hiç tereddüt etmeden şu cevabı verdi: “İyi bir tasarımcının, ne mütiş bir çizim yeteneğine, ne de muazzam Photoshop becerilerine ihtiyacı yoktur. İyi bir tasarımcının sahip olması gereken en önemli şey; gerçekten çözülmeye değer, önemli bir problemdir,” dedi ve “İyi bir tasarım, gerçekten iyi bir problem bulmakla başlar,” diye cümlesini tamamladı.

Bu söylem beni bundan 3 sene önce Los Angeles’ta katıldığım Adobe MAX etkinliğine götürdü. Eski bir Adobe çalışanı olarak, o dönem şirketin yaratıcı ürünlerinden sorumlu en üst düzey yöneticisi ve web’deki user experience design’ın babası Jeffrey Veen ile ayaküstü sohbet etme fırsatını yakalayabilmiştim. Bu tarz insanlarla biraraya geldiğinizde çok fazla vaktiniz olmaz. Üç dört dakikalık ayaküstü sohbetinizde onları boğmadan, güzel bir soru sorup onların ışığından ya faydalanırsınız, ya da şansınızı başka bahara terk edersiniz. Jeffrey’e “Sence tasarım neyle başlar,” diye sorduğumda, bana Mehmet’in verdiği cevabın aynısını vermişti. Tasarım, iyi bir problemle başlar. Hayat dediğimiz şey de büyük bir problemle başlamıyor mu? Dünyaya geldiğimizde çıplak ve korunmasızız. Açlık, uykusuzluk ve tuvalet gibi dertlerimizi anlatabilmek için problemlerimizi çözecek tasarım öğesi olarak ağlamayı icad etmiştik!

Atatürk’ten başarı ipucu

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Amerikalı bir gazeteci Atatürk ile röportaj yapmış ve kendisine bunca başarıyı nasıl elde ettiniz diye sormuş. Atatürk hiç düşünmeden şöyle bir cevap vermiş: ”Ben başarıyı ya da başarısızlığı hiç düşünmem. Hedefime giden yolda önüme çıkabilecek engelleri düşünür, onları nasıl kaldırabileceğime bakarım. Engelleri tek tek ortadan kaldırınca başarı da gelir zaten.”

Yaratıcı çözümler için zihin egzersizi

Bugün ne iş yaparsanız yapın, bu bakış açısı hep işe yarar. İyi bir pazarlama kampanyası ya da iş fikri, çözülmeye değer iyi bir problem bulmakla başlar. Ben uzunca bir süredir hemen her gün hayatımla ya da işimle ilgili çözemediğim problemlerin bir listesini yapıyorum. Bu sorunlar listesinin yanına, aklıma gelen çözümleri yazıyorum. Genellikle bu çözümler çok komik, çok saçma ya da aptalca oluyor. Hiç önemli değil, ne kadar çok berbat fikir üretirsem işime yarar iyi fikirlere o kadar çabuk yaklaştığımı düşünüyorum. Bu egzersiz, çözüm üretme yeteneğimi ve hayal gücümü diri tutmama çok yardımcı oluyor. Sizlerin de benzer taktikleri varsa, lütfen paylaşmaktan çekinmeyin.

Mutluluğun sırrı üretkenlikte saklı

İnsan üretebildiği ölçüde yaşar ve mutlu olur. Bu yüzdendir ki, üretkenliği artırabilmek ümidiyle yazılmış sayısız makale, online ve offline eğitim içeriği parmaklarımızın ucunda. Otuz küsür yıllık ömrümün son birkaç senesini üretkenlik meselesini anlayıp, uygulayabileceğim strateji ve taktiklerin peşinden koşarak geçirdim. Bu konuya o kadar takılmıştım ki, tanıştığım hemen herkese sabah ofiste ilk iş ne yaptığını, akşamları kaçta yatıp, sabahları kaçta kalktığını sorarken buluyordum kendimi…

Bu soruların cevaplarında belki kendi üretkenliğime ve mutluluğuma dair ipuçları bulabileceğimi düşündüğümden, toparladığım cevaplardan ve makalelerden, zaman içinde, kocaman bir defter oluşturdum. Dönüp dönüp bakıyorum ve anlıyorum ki; üretkenlik meselesi çok kişisel bir hadise. Maalesef, hepimizi kurtaracak tek bir formül yok. Kimileri sabahın erken saatlerinde işe koyulmayı sever, kimileri gece daha iyi çalışır. Birileri size bu konuda tek bir formül olduğunu söylerse hemen kaçın oradan. Üretkenlik hakkında toparladığım notlardan oluşan Evernote klasörümün kapağında aynen şu yazıyor: “Hakan beyciğim, sakın ha başkalarının formüllerini kendi üretkenlik denklemlerini çözmek için, olduğu gibi, kullanmayasın!”

Üretkenliğin anahtarı motivasyon

Sabit, düzenli bir işimin olmadığı şu günlerde, her gün gidecek 30 km’lik bir yol, ucuca bağlanmış toplantılar ya da ofis içi dedikodular gibi insanı iş yapmak için itekleyen bir sürü beyaz yaka ritüeli de olmadığından, insan her an boşlukta bulabiliyor kendini. Eğer sizi inanılmaz derecede motive eden projeyi ya da işi henüz bulamadıysanız; “Oh ne güzel, bu gün de işe gitmiyorum,” ile başlayan özgür günleriniz, zamanda ileri ve geri zihin yolculukları yaparak tetiklediğiniz sahte kaygılardan beslenip, kendini bunalımlı günlere bırakabiliyor. Bu boş günlerde kendinizi, en son model macbook pro’unuzla Caddebostan Cafe Nero’da, Facebook’ta naralar atıp ülkeyi kurtarırken bulmanız işten bile değil!

Üretkenliği ölçmek

Görece yoğun geçen iş dünyasından bireysel dünyama yaptığım kariyer yolculuğumda zihnimi rahatlatmak ve kendimi biraz olsun güvende hissetmek için, gün boyu yaptığım aktivitelerin minik bir seceresini tutuyorum. Hasan’dan öğrendiğim, mutluluk excel’ini son iki aydır ben de uyguluyorum. Bu neydi diye merak edenleriniz varsa, hemen kısaca açıklayayım: Her gün için sabah, öğle ve akşam nasıl hissettiğime 1’den 10’a kadar bir not veriyorum. Eğer fena hissediyorsam ya da hastaysam, o sabaha 5 gibi bir not veriyorum. Eğer kendimi iyi hissediyorsam ki; genelde hava güzelse, iyi bir müzik dinliyorsam, etrafımdaki güzelliklerin farkındaysam, şükürbaz modumdaysam ya da işe yarar bir şeyler yaparak zamanımı geçirdiğimi düşünüyorsam, puanlar 7’den 9’a kadar çıkabiliyor. Henüz kendime 10 verdiğim bir gün olmadı!

Hasan’ın excel’inden farklı olarak bende ek birkaç mini kolon daha var. Bunlar, benim için önemli olan sabah kaçta kalktım, akşam kaçta yattım, bugün spora gittim mi kolonları…

Bu excel dosyasına her baktığımda kendimle ilgili gerçekler apaçık önümde duruyor. Mesela net bir şekilde sabah insanı olmadığım görünüyor. Sabahları not ortalamam oldukça düşük. Öğle saatleri yükselmeye başlıyor, akşamlarıysa doruk noktasına çıkıyor. Eğer sabah spora gittiysem, günün geri kalanında kendime verdiğim not 1-2 puan yukarıda oluyor. Bu pozitif ilerleme muhtemelen spor yaptıkça salgıladığım endorfinle ilgilidir. Eğer evde yemeğimi kendim yaptıysam, yine kendimi biraz mutlu hissediyorum. Bu da muhtemelen dışarda sağlıksız yemeklere abuk subuk paralar harcamadığımdan olsa gerek…

Fark ettiğim ve günümün mutlu ve üretken geçmesini sağlayan bir başka önemli etkense, ertesi gün yapacaklarımın kafamda çok net olmasıyla alakalı. Geceden uzun uzun yarın yapılacaklar listesi oluşturmaktan bahsetmiyorum. Bu, tam tersine daha gün başlamadan beni demotive ediyor. Up uzun bir yapılacaklar listesi, ertesi gün yanına bir sürü check atmış olsam bile, beni daha üretken yapmıyor. Asıl olan, gerçekten bir süredir çözülememiş önemli sorunları fark etmek ve bunları ertelemeden üstüne üstüne gitmek. Bu bizi korkutan şeylerin üzerine sallanmadan, koşa koşa gitmek ve onları halletmekle ilgili bir konu. Birşeyleri bitirmek, teslim etmek yine beni üretken ve mutlu hissettiren başka bir konu. Eğer bir günde bitmeyecek türden büyük bir proje üzerinde çalışıyorsam, projeyi anlamlı parçalara bölüp, o gün bitirmek istediğim kısmını halletmek mutluluğumu pekiştiriyor.

Sanıldığının aksine üretkenlik ne kadar çok şey yaptığınızla ilgili değil; bu daha çok önemli sorunları fark etmek ve bunları çözmeye odaklanmakla ilgili bir konu. Eminim çoğumuzun yıllardır birgün mutlaka yapılacak şeyler listesinde olan ve bir türlü başlayamayıp ertelediği bazı projeleri vardır. Henüz aciliyeti olmayan kişisel proejeler, hatta hiç yapmasak bile olur ancak, yaparsak belki hayatımızı değiştirecek türden işlerden bahsediyorum. Benim de 2009 yılından beri bekleyen bu tür projelerim mevcut. Çok iyi biliyorum ki, bu projelerin üstüne yürürsem kendimi çok daha mutlu ve başarılı hissedeceğim ama, maalesef yeterli düzeyde motive olamıyorum. O halde belkide benim odaklanmam gereken asıl konu, bu projelere başlamak için motivasyonumu artıracak şeyler bulmak ve kendimi ikna etmeye çalışmak olmalı…

Gelişim raporunda doğru metrikleri ölçmek

Ben, gündelik ruh hallerimi ve yaptıklarımın minik bir seceresini tutarken kendimle ilgili büyük resmi görmeye çalışıyorum ve maalesef, gün boyu yaptığım irili ufaklı işlerin asıl çizmek istediğim büyük resimle pek alakalı olmadığını apaçık görüyorum. Seth Godin’in bu konuyla ilgili harika bir blog yazısı var.

Mini bir özet geçmek gerekirse:

Her gün yaptığımız şeyleri ölçmek, gerçekten gelişimimizi ölçmek anlamına gelmeyebilir. Bu yüzden, bize orta ve uzun vadede fayda sağlayacak projelerde ne alemde olduğumuzu gösteren metriklere de biraz odaklanmak gerek. Nedir bu metrikler, diye merak ederseniz:

  1. Cevaplanamamış zor sorular,
  2. İlerleme kaydedemediğinizi düşündüğünüz uzun vadeli hedefler,
  3. Daha önce işe yaramış, riskli cömert atılımlar,
  4. Daha da önemlisi henüz listenize girmemiş ancak, listenizde olması gereken konular,

Yazımın başında da ifade ettiğim gibi, üretkenlik meselesi çok kişisel bir durum. Maalesef, hepimizi kurtaracak tek bir formül yok. Bu yüzden başkalarının formüllerini kendi denklemlerimizi çözmek için olduğu gibi alıp kullanamayız. Başkalarının bulduğu formüllerden yola çıkarak bizim gerçekliğimizle örtüşen kendi özel denklemlerimizi oluşturmaya kafa yormalıyız. Üretkenlik, önemli sorunları çözebilmekle ilgili bir şey. Evvela çözülecek önemli sorunları bulup, bunları halletmeye odaklanmalı. İşte o zaman gerçekten üretken oluyor insan; kafalar rahatlıyor ve çok daha uzun süren peşi sıra mutluluklar yakanızı bırakmıyor!

Önemli işler, acil işlere karşı!

Yorucu bir haftanın sonunda, nihayet beklenen Cuma günü gelmişti. Saatine baktı. Mesaiyi sonladırıp haftasonu tatiline yelken açmasına sadece 1 saat 42 dakika kalmıştı. Zaman geçmek bilmiyordu. Binbir rica ve minnet ile karısından kopardığı iznini cebine koyup, Taksim’de lise arkadaşlarıyla atacağı iki teki düşündü ve keyiflendi bir an. “Sık dişini oğlum Orhan, şunun şurasında geriye sadece 1 saat 39 dakika kaldı,” dedi kendi kendine.

Yapacak pek bir işi de yoktu aslında. Ya da en azından o öyle olduğunu düşünüyordu. Biraz erken çıkabilirdi ama göze batmak istemiyordu. Az daha oyalanmak için, ağır adımlarla, mutfağa doğru ilerledi ve kendine şöyle demli bir çay koydu. Masasına oturdu. Şirket bilgisayarı Facebook ve Twitter’a girmesine izin vermiyordu ancak, o ve arkadaşları bunun da bir çaresini bulmuşlardı. Ne de olsa şu günlerde yasaklı sitelere girebilmek pek bir marifet değildi. Biraz Facebook, biraz da Twitter derken bir saat güzelce oyalandı. Çok darlanmıştı Orhan, mesai sonu trafiğine yakalanacaktı. Maslak’tan Taksim’e geçerken o sıkış tepiş metro vagonunda kimbilir ne acılar çekecekti.

Orhan, masasında çalışır gibi oturup bunları düşünürken, telefonu acı acı titredi ve bilgisayar ekranının sağ köşesinde o sevimsiz Outlook bildirim kutusu beliriverdi. Gözünün ucuyla telefonuna baktı ve o ölümcül e-posta başlığını gördü: ”ACİİİİLLL!!!!”. Mesaj, şirketin İngiltere’deki merkezle değerlendirme toplantısına giden patronundan geliyordu. Toplantıya girmeden önce hazırlanması gereken evraklardan birinde eksik vardı. Kahramanımız, geçen hafta bu eksiği görmüş ama, nasıl olsa daha bir hafta var diyerek kısa vadedeki en acil işi olan e-posta eritmeye ve müşteri toplantılarına adamıştı kendini.

Canısı, sabahları işe gelir gelmez e-postalarına cevap yazıp arşiv kutusuna gönderirken, bir şeyleri bitirmiş olmanın verdiği o sahte rahatlıkla günlerini geçirmiş ve daha önemli fakat henüz aciliyeti olmayan bu işi hep ötelemişti. Mesai bitti. Bizim ki, büyük bir stresle 3 saat kadar fazla mesai yapmak zorunda kaldı. Ara ara işi bırakıp, fazla mesai süresince ürettiği sayısız yaratıcı küfürü tek bir kitapta toplamayı ve çok satanlar listesine girmeyi hayal ettiyse de, çocuğun okul taksidi, hanımın çantası derken son bir gayretle raporunu yetiştiriverdi. Akşam ki buluşma, tahmin edeceğiniz üzere, yalan oldu. Paşazademiz, haftasonuna yelken açıp süzülmeyi planlarken, son gayretiyle güç bela kendini yatağa atıp, Cumartesi gününe merhaba dedi…

Güne en zor işle başla!

Eminim hepimizin benzer hikayeleri vardır. Kimi zaman önemli, çoğu zaman önemsiz olan acil işlerin esiri olup, gerçekten önem arz eden işleri öteleyip patlattığımız olmuştur. Ben de çok patlattım. Hatta zamanında o kadar çok patlattım ki, bu huyumdan kurtulabilmem için baş mentorum olan babamın zihnime köhne duvarlarına şu sözleri kazıması gerekti: “Oğlum, işe gittiğinde en çok neyi yapmak istemiyorsan, güne o işle başla!”

Asker emeklisi babamın çatık kaşlarıyla, emir verirmiş gibi, şu cümleyi kurduğunu hayal ederken güne en çok istemediğim işle başlamak, tahmin edeceğiniz üzere, pek de kolay olmadı. Bu tek cümlelik düşünce biçimini uygulamak için uzun yıllar emek sarfettim.

Herkesin kendine göre yöntemleri var

En çok parası olan insanlar listesinde uzun yıllar başı çeken Warren Buffett’ın da ilginç ve basit bir yöntemi var. Gün boyunca yapman gereken ne varsa bunları bir kağıda yaz. Listenin en başından işleri tamamlamaya başla. Hiçbir işi bitirmeden diğerine geçme. Sadece o işe konsantre ol. Bitirdiğin işlerin üstünü çiz ve sıradaki diğer işe başla. Warren Buffett, bir röportajında gününün yüzde 80’inini şirket analizlerini okuyarak geçirdiğini ve geri kalan yüzde 20’sindeyse, telefonla konuştuğunu söylemiş. Herhalde telefonu sadece “Şu hisseyi al, bu hisseyi sat,” diye talimat vermek için kullanıyordu. Tanıdığımız, bildiğimiz pek çok yönetici ve CEO’nun aksine ucuca bağlanmış toplantılardan hiç hazetmediğini de çekinmeden ifade etmiş.

Dünyanın en zenginlerinden Warren Buffett şöyle bir amca.

Dünyanın en zenginlerinden Warren Buffett şöyle bir amca.

Buffett’ın çalışma odasında bilgisayar, tablet gibi ilgi dağıtacak hiçbir teknolojik araç yok. Sadece eski, tüplü bir televizyon var. Onun da sesi kısık, öylece orada duruyor. Gün içinde sıkılıp, hemen başka bir işe de göz atmak isteyen, o sırada e-posta cevaplayıp, araya iki de toplantı sıkıştırmaya alışkın bir kültürde, şu amcanın nasıl bu kadar çok para kazandığını anlamak pek zor olmasa gerek. Adamcağız odaklanarak çalışmayı prensip edinmiş.

Warren Buffett’ın çalışma odası.

Bu arada Warren Buffet’ın 65 milyar doları olduğunu ve parasının yüzde 99’unu hayır işlerine ayırmış bir hayırsever olduğunu da not edelim. İşi borsada hisse senedi alıp satmak olan bir adamın özel hayatında parayla pek işinin olmaması ne kadar ironik, değil mi!

Eisenhower zaman yönetimi matrisi

Eski Amerikan başkanlarından Dwight D. Eisenhower ’ın da zaman içinde oldukça popülerleşen bir yöntemi mevcut. Eisenhower, gün içinde en acil sonuç bekleyen işlerin pek nadir önemli olduğunu savunuyor. Bu cümleye karşı çıkmadan önce Eisenhower’ın gelmiş geçmiş en büyük zaman yönetimi ustadı olarak kabul edildiğini aklımızda tutalım.

Gelin şimdi Eisenhower’ın bizlere bıraktığı şu matrise hep beraber bir göz atalım. Eisenhower üstad, bir iş size doğru geldiğinde içgüdülerinizle harekete geçmeden önce, o işin niteliğini anlamak için mini bir analiz yapın.

Eisenhower matrisi

Eisenhower’ın zaman yönetimi matrisi.

Acil ve önemli işleri ertelemeden hemen yapın

Evvela bu işin ne kadar önemli olduğunu anlamaya çalışın.

Eğer önemliyse acil mi, değil mi bir de buna bakın. Bu analizi de yaptıktan sonra iş acil ve önemliyse ertelemeden hemen yapın.

Önemli ama acil değilse takvime not alın

Eğer gelen iş önemli fakat acil değilse, o işle şimdi uğraşmayın ama ne zaman yapacağınızı takviminize not edin.

Önemsiz ve acil işleri delege edin

Gelen iş önemsiz fakat acilse, birine delege edin. (Sanırım en keyiflisi bu!) Sonrasında doğru yapılmış mı diye bir kontrol edin.

Önemsiz ve acil değilse erteleyin

Gelen iş ne önemli ne de acil değilse, başka bir zaman yapın. Mesela e-posta göndermek, önemsiz toplantılar ayarlamak vs…

Anlamlı mücadelelerin yarattığı pozitif stresin hayatımızdaki katkılarını bir kenara koyarsak, iş yerinde negatif ve öldürücü stresin baş mimarlarından olan acil ve önemliyi hayatımızdan çıkartmak için boş zamanlarımızda önemli işleri planlamaya öncelik vermek gerekiyor.

iPad'de kendim çizittiğim acil ve önemli işlerle mücadele diyagramı. Eisenhower matrix'inin Türkçe yorumu gibi düşünebilirsiniz.

iPad’de kendim çizittiğim acil ve önemli işlerle mücadele diyagramı. Eisenhower matrix’inin Türkçe yorumu gibi düşünebilirsiniz.

Önemli ve acil işleri hayatınızdan çıkartmak için sizler ne gibi yöntemler kullanıyorsunuz?