Digitalage Dergisi Şubat – 2015 sayısında yayınlanan köşe yazım. Burada da bulunsun.

Gerek insanoğlunun hiç bitmeyen ihtiyaçlarından, gerekse dijital ekonominin yeni gelir kaynağı arayışlarından teknoloji yeni formlar ve uygulamalarla hayatımızdaki yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor.

2014 yılının parlayan başlıklarından biri hiç şüphesiz nesnelerin interneti ve M2M idi. Bu kavramları önümüzdeki yılda da sıkça duymaya devam edeceğiz. Nesnelerin interneti kısaca, görünmez bir şekilde internet üzerinden birbiriyle iletişim kuran akıllı objeler dünyası olarak tanımlanabilir. Bu kavramın genellikle M2M (Machine to Machine) ile karıştırıldığına şahit oluyorum. Yeri gelmişken aradaki minik farkı da hemen ifade edeyim: Nesnelerin interneti konseptinde akıllı nesneler internet üzerinden birbiryle iletişim kurarken, M2M tarafındaysa herhangi bir internet bağlantısı olmaksızın iki nesne birbiriyle Bluetooth, Wi-Fi ya da herhangi başka bir iletişim protokolü üzerinden konuşuyor. Bluetooth ile cep telefonuna bağlanan akıllı saatleri M2M konseptine örnek gösterebiliriz. Nesnelerin interneti tarafındaysa, buzdolabınızdaki yiyecekler azaldığında internete bağlanarak size e-posta gönderen dolap çekmecesini örnek verebiliriz.

2020’de 26 milyar nesne internete bağlanacak

İnterneti oluşturan birinci nesil cihazlar hiç şüphesiz masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar idi. İkinci nesil cihazlar ise elbette akıllı telefonlar. Devam eden süreçte saat, gözlük, ev eşyaları, kıyafet ve hatta vücuda yapılan dövmeler de bu ekosisteme dâhil olmaya başladı. Gartner’ın yaptığı araştırmalar 2020 yılına kadar yaklaşık 26 milyar ürünün bir şekilde internete bağlı olacağını gözler önüne seriyor.

Yeni ürünler yeni deneyimler demek

İnternetin farklı formlarını akıllı telefonlar ve cep telefonu uygulamalarıyla deneyimledik. Koskoca bilgisayar ekranlarından minicik telefon ekranlarına yaptığımız yolculukta, internet site ve hizmetlerini mini cep telefonu uygulamalarına ve tarayıcılarına uyarladık. Şimdiyse internete bağlanan çoğu nesnenin üstünde ekran ya da bir düğme bile yok. Grafik arayüzler ile sunulan kullanıcı deneyimlerinin yerini lokasyon bazlı, duygusal ve anlık hayatın içinden aksiyonlarla tetiklenen doğal, biyolojik ve çok çeşitli görünmez düğmeler var.

Örneğin, kanınızdaki insülin direncini düzenli ölçen ve kritik noktaya gelmeden önce size kurye ile ile bulunduğunuz yere ilacınızı gönderen akıllı dövme. İşte, buradaki buton kanınızdaki insülin direnciniz. Ya da ecza dolabınızda ilacınız bittiğinde internetten sipariş veren akıllı raf, satın almayı istediğiniz kitap indirime girdiğinde Amazon’dan sipariş veren akıllı kütüphane v.b. örnekler çoğaltılabilir.

Kazanan yine deneyim ekonomisi olacak

Bundan birkaç yıl önce okuduğum, Google’ın üst düzey yöneticilerinden biriyle yapılan, röportajda aklıma kazınmış bir cümle var; “Siz daha arama ekranında ‘ara’ butonuna basmadan istediğiniz sonuçları karşınıza getirecek bir teknoloji üzerinde çalışıyoruz”. Söylenen oldu, çoğumuz farkında olmasak bile Google’ın Now hizmeti kusursuz ve görünmez bir şekilde hayatımıza nüfuz etti. Bu servis gönderdiğimiz e-posta içeriklerinden, bulunduğumuz lokasyonlarda geçirdiğimiz zamanlar ve internet aramalarından elde edilen verileri harmanlayıp, davranışlarımızı analiz ediyor ve bizden birkaç adım önce istenenleri karşımıza çıkartıyor. İşte yeni, butonsuz internetin en basit ve yaygın örneği.

Nesnelerin interneti de hiç şüphesiz gelişen deneyim ekonomisine yeni milyonerler kazandıracak. Daha sonra dev firmalar, koca bütçelerle pazarı satın alıp, suyunu sıkacak ve bir bakmışız, nesnelerin interneti gitmiş, yepyeni bir kavram daha çıkmış. Bu alanda güzel çalışmalar yapan birkaç Türk girişimi de var. Umarım başarıya ulaşır ve gelecek nesillerin girişim tohumlarına bereketli topraklar olurlar.