Digitalage Dergisi Mayıs – 2015 sayısında yayınlanan köşe yazım. Burada da bulunsun.

Dijital çağda önümüze gelen hazır çoğu bilginin entelektüel bir derinliği de yok. Her şey birbirine benziyor; çok yüzeysel ve hızlı. Pekiyi, yaşamda hız her şey mi demek?

Teknolojiye kendimizi bu kadar kaptırabileceğimizi kim bilebilirdi ki!

Her gün sayısız haber Facebook ve Twitter feed’inizden akıp geçiyor. Metroda, otobüste hatta sevgilimizle yemekteyken bile tespih çeker gibi Candy Crush oynuyoruz. Dijital yetkinliklerini artıran markalar bizlere henüz satın almayı bile hayal etmediğimiz ama iki ay sonra kesinlikle sahip olacağımız ürünlerin reklamlarını internetteki ayak izlerimizi takip ederek önümüze çıkartıyor. Hepsi bizi bizden daha iyi tanıyor olabilir mi?

Bilgi çağında yaşam o kadar hızlı ki, insanın biyolojik ritmini bozarcasına, doğru düzgün hazmetmeden bir iki diş darbesiyle midemize indirdiğimiz koca hamburgerler gibi, akıl süzgecimizle yoğuramadığımız, hatta hiçbir zaman öğütemeyeceğimiz koca koca bilgi küpleri toplumu ve bizleri acımasızca şekillendiriyor. Gündemler hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Bir süre sonra hepimiz birer gündem arsızına dönüşüp, yarım saatte bir değişim arar halde buluyoruz kendimizi. Dijital çağda önümüze gelen hazır çoğu bilginin entelektüel bir derinliği de yok. Her şey birbirine benziyor; çok yüzeysel ve hızlı. Pekiyi, yaşamda hız, her şey mi demek?

Rakamlarla yeni dijital dünya

Şu an 7,2 milyarlık dünya nüfusunun yaklaşık 3 milyarı interneti aktif olarak kullanıyor. 2 milyar kişinin de aktif bir sosyal medya hesabı mevcut. 3,65 milyar cep telefonu kullanıcısının da yaklaşık 1,7 milyarı sosyal medyayı cebinden takip ediyor. Dijital veriler ve bu verilerin her yerden tüketimi hız kazandıkça dijital okur yazarlığın da önemi hissedilir derecede artmaya başladı. Türkiye’de de bazı eğitim kurumlarında bir takım çalışmalar yapılmaya başlandığını duyuyoruz. Çocuklarımız dijital okur yazarlığı okullarda öğrenecek, peki ya biz yetişkinler ne yapacağız?

Entelektüel buhrana giriş

Biraz kafası çalışan her insan, hayatının belli bir döneminde kendini ve yaşamı sorgulamaya başlar. Bir başka deyişle entelektüel bir ergenlik dönemine girer. Yaşamı hakkında hakikati arayan günümüz insanı, bu dijital bilgi karmaşasının yarattığı sonsuz parazit içerisinde kendini bulmaya çalışırken çok fazla acı çekiyor. Koca koca adamlar olduk, hala mutsuz ve umutsuz dolaşıyoruz. Hayattan ne istediğimizi bilmiyoruz. Bence bu sıkıntıları biraz da bu dijital karmaşa tetikliyor.

Tolstoy’a kulak verin

Dünya edebiyatının mihenk taşlarından Lev Nikolayeviç Tolstoy bile orta yaşlarına geldiğinde entelektüel bunalımdan nasibini almış ve kendi gerçeğinin peşine düşmüş. Bunu yaparken izlediği yolu çok çarpıcı bulduğum için paylaşmak isterim. Kendini anlama yolunda ilk olarak basit sorular sormuş. Sonra bu sorulara asırlar önce cevap vermiş yazarlar, alimler ve düşünürlerin eserlerinden alıntılar yaptığı bir günlük oluşturmuş. Gündelik yaşamının karmaşası içinde huzurunu kaybettiğini ya da rotasından çıktığını hissettiği her an referans bilgileriyle donattığı kalesine çekilip kendini arındırmış. Daha sonra bu fikirleri “Calendar of wisdom” (Bilgelik Takvimi) adlı kitabında toparlayıp, bizler için geride mini bir yaşam rehberi bırakmış.

Tolstoy ve çalışma odası
Tolstoy ve çalışma odası

Belki de dijital evrimin ortasında yaşayan bizlerin de yapması gereken tam olarak bu. Eğer özgür olmadığınızı hissediyorsanız içinizdeki nedene bakın. Kendinize referans bilgilerden oluşan analog ya da dijital bir bilgelik kalesi inşa edin. Anlık haberlerin ve çerez niteliğindeki içeriklerin enerjinizi tüketmesine izin vermeyin. Yapabiliyorsanız televizyonu kapatın, Twitter’da herkesi değil bazı listeleri takip edin ve bazı günler kendinize dijital diyetler uygulayın. Hayatınıza referans olacak entelektüel kalenizi oluşturun. Bunu yaparken bir şeyi sakın unutmayın; büyük ve gerçek şeyler daima sade ve alçak gönüllüdür. Değersiz ve sizi geri çeken boş yüklerin hamallığından sakının.