Kalıcı süreyle geçici çalışan plaza insanlığının bir sonraki adımı…

[Tweet “Kalıcı süreyle geçici çalışan plaza insanlığının bir sonraki adımı…”]

Şimdi okuyacağınız bu yazı Digital Age dergisinin Aralık, 2013 sayısında yayınlanmıştır.

Silikon Vadisi’ne yaptığım son seyahatimde, meşhur Caltrain ile Palo Alto’dan  San Francisco’ya geçerken, trende ilginç bir adamla tanıştım. Otuzlu yaşlarının başlarında son derece spor giyimli ve fit görünen bu adam, telefonda bir arkadaşına Hindistan seyahatini anlatıyordu, sonra konu birden Kite surfing’e geldi, derken konu italyan mutfağı ve aşçılık mevzuna olan ilgisine döndü. Ben de yok artık dedim içimden; bu adam ya çok zengin ya da belgeselci herhalde diye düşündüm. Telefon konuşması bitince muhabbet açmak için sabırsızlanıyordum ve nihayet beklenen an geldi; arkadaşın telefonunu cebine koymasıyla birlikte hemen  ‘Merhaba’ dedim ve tanıştık. Bay Area olarak adlandırılan Silikon Vadisi bölgesinde insanlar muhabbete çok açık ve bu çevredeki herkes büyük ihtimalle teknoloji işinde olduğundan, çekinmeden ne işle meşgul olduğunu soruverdim. Eskiden bir emlakçı olduğunu fakat iki sene önce mobil uygulamalar geliştirmeye başladığını, geçimini bu şekilde sağladığını söyledi. Emlakçılık işinden mobil uygulama geliştirmeye uzanan serüven bana çok ilginç geldi, üstelik herhangi teknik bir altyapısının olmadığının altını çizmişken. ‘’Nasıl yani, hiç kod yazmadan mı yapıyorsun bunları?’’ diye sordum. ‘’Evet, her şeyi out-source ediyorum ve günde sadece birkaç saat çalışıp geri kalan zamanımda da dünyayı falan geziyorum işte…’’ dedi ve gülüştük.

Hastane odasında başlayan girişimcilik

Bundan birkaç sene önce bir basketbol maçından eve dönerken ciddi bir trafik kazası geçirdiğini söyleyen kahramanımız, hastane odasında bir arkadaşının kendisine bıraktığı bir dergi makalesinin hayatını değiştirdiğini söyledi. Mobil uygulamaların geleceği üzerine varsayımların yazıldığı bu makale kendisini çok etkilemiş ve hayatında bir şeylerin değiştirmesi gerektiğini hissetmiş. Sağdan soldan bulduğu 2,000 usd’lik bir yatırımla ilk uygulaması olan Finger Print Security Pro’yu hayata geçirmiş. Hiç durmadan bunun gibi onlarca uygulama yapıp, bir portföy oluşturmuş ve bu portföyü satmış. Şimdi de bu işi yapmaya devam ediyor, üstelik bir yandan da dünyayı gezip, gününü gün ederken. Bu arada kahramanımızın adı: Chad Mureta.  Internette biraz araştırınca mobil uygulama şirketini birkaç milyon dolara sattığını ve yeni uygulamalar geliştirmeye devam ettiğini gördüm ve çok kıskandım.

Digitalage dergisindeki yazımın basılı versiyonu
Digitalage dergisindeki yazımın basılı versiyonu

Chad, dijital ekonominin yarattığı orta direk yeni zenginlerden sadece biri, bir başka ilginç örnek ise Amerika’lı yazar ve blogger James Altucher. 20 girişim denemesinin 18’inde batmış, onlarca kitap yazmış ama hiçbiri basılmaya layık görülmemiş. James, dijital dünyanın nimetlerini kullanarak, Amazon üzerinden, yazdığı tüm kitapları yayımlamış ve tahmin edersiniz ki sadece 1,99 USD’ye satılan dijital kitaplarıyla ününe ün katıp, ünlü bir yazar olmuş. Amazon’dan sattığı kitaplarla milyon dolarlık bir servet elde etmemiş olsa da, ismine yaptığı katı ve PR değeri neticesinde James, bu günlerde milyonlarca dolarlık yatırımcı fonunu yönetiyor ve eminim kendisine ve ailesine uygun zamanı ayırarak,  yeterince para kazanıyordur.

Bir başka ilginç örnek ise Amerika’lı amatör cover grubu Boyce Avenue. Bu arakadaşlar, popüler şarkıların ağlak akustik versiyonlarını çalıp, Mark II gibi kaliteli kameralarla videoya alıp, videonun renklerini falan düzelterek son derece profesyonel görünümlü video klipler hazırlıyor ve Youtube’dan salıveriyorlar.  İnanmazsanız ama her bir videosu Youtube’da milyonlarca görüntüleme alıyor. Bu arkadaşlar herhangi bir plak şirketiyle anlaşmalı değil, zaten konvansiyonel plak  şirketleri bu adamlarla ne yapacağını bilebilir mi,  şüpheliyim. Boyce Avenue, yıllardır bitmek tükenmek bilmeyen enerjileriyle ürettikleri akustik cover videolarıyla küresel bir fan kitlesi de oluşturmuş durumda. Fanlardan gelen taleplerle yerel organizasyon şirketleri Boyce Avenue’nun popülerliğinden faydalanarak, kendi ülkelerinde konser vermelerini sağlıyor. Bu çocuklar güzel de para kazanıyorlar, üstelik Justin Bieber ve Beyonce gibi dünyayı gezerek.

Yeni dünya ile değişen yeni zengin kavramı

Mark Zuckerberg, Jack Dorsey ve Elon Musk’ın başarı hikayeleri Dede Korkut masalları misali dilden dile aktarılırken, rock star girişimci olmak hayaliyle yanıp tutuşan fikir sahipleri, gazı alıp bir sonraki milyar dolarlık şirket olma yolunda adımları atmaya başlıyor. Yalnız bu işler o kadar kolay değil, teknoloji girişimciliğinin ana vatanı silikon vadisinde bile her on girişimden yedi ya da sekiz tanesi bir sonraki yıl kepenk kapatıyor. Çoğu girişimci maalesef milyar dolarlık şirket kurma hayallerinin altında ezilip, yok oluyor. Oysa ki ‘’kim takar milyar doları, bana birkaç milyon dolarlık servet te pekala yeter!’’ diyenlerdenseniz, bir nebze daha şanslısınız demektir. Yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en zengin insanlarıyla aşık atabilmek için ihtiyacımız olan para sadece 7 Milyon dolar’cık. Bu paranın üzerine 500 Milyon dolar daha ekleseniz bile yaşam standardınızda pek bir değişiklik olmuyor. Öte yandan ayda 2,500 dolar’lık bir geliriniz varsa dünyanın en zengin yüzde 1’lik diliminde yerinizi alıveriyorsunuz.

Yeni zengin felsefesi nedir?

”Dijital yeni zengin düşünce biçiminin merkezinde yüz milyonlarca dolarlık bir servet yapmak yok. Bu yeni bir düşünce ve yaşam biçimi; dayandığı temeller ise son derece insani ihtiyaçları merkez alıyor. Az ama etkin çalış, daha çok gez, kendine ve sevdiklerine daha çok vakit ayır, insanlığa ve dünyaya bir faydan olsun kazanç zaten gelir. ”

İnsan ömrünün ortalama seksen yıl olduğunu düşünürsek, hayatımızın ciddi bir bölümü aslında yapmak istemediğimiz ancak hayatta kalmak için yapmak zorunda olduğumuz sıkıcı işlerle geçiyor. Dünyanın en iyi, en küresel, en çok maaş veren şirketinde CEO bile olsanız sanal olarak iklimlendirilmiş plazalar ve 13-15 inçlik ekranlara hapsolmuş gözlerimiz, müthiş konfor alanın sağladığı güvenlik hissiyle birleşince plaza işçisi olmaktan öteye geçemiyoruz. Plaza yaşamına karşı değilim, hatta işimi çok seviyorum ama biliyorum ki bu müthiş binalardaki herkes, ben dahil, aslında kalıcı süreyle geçici çalışan işçileriz. Hiç birimizin yeri garanti değil, sistem o kadar güzel tasarlanmış ki konfor alanımızın dışına çıkmak, risk almak anlamsız geliyor. Ama unuttuğumuz önemli bir gerçek var, o da her geçen gün daha da yaşlandığımız ve oturduğumuz koltukların birkaç sene sonra gerçek sahibi olan yeni nesle terk etmek zorunda olduğumuz. Benim gibi düşünen birçok yeni zengin adayı, dijital ekonominin nimetlerinden faydalanarak, kendi nişlerini bulup,  Chad Mureta’nın ya da James Altucher’ın ve hatta Boyce Avenue’nın yaptığı gibi dünyaya faydalı olmak ve hiç bitmeyen kişisel gelişim sevdamızı beslemek istiyoruz. Çok değil kısa bir süre sonra dünyayı tek kişilik şirketler değiştirmeye başlayacak. Bence bu değişime hepimiz ayak uydurabiliriz. Neden bir sonraki yeni orta direk dijital zengin biz olmayalım ki?