Son birkaç yılda bazı konulardaki düşüncelerimde ciddi değişiklikler oldu. Özellikle teknoloji ve sosyal medyaya bakışım çok radikal bir şekilde değişmeye başladı. Önceleri bu ve benzer şirketleri, birkaç parlak gencin, dünyayı olduğundan çok daha iyi bir hale getirmek gibi naif düşüncelerle bezediği, özenilesi ve başarılı girişimler olarak görüyordum. Belki de işler gerçekten böyle başlıyordu. Lakin, işe haddinden fazla para ve servetine servet katmak isteyen aç gözlü zenginler dahil olunca “dünyayı değiştirmek” mottoları, insanları kandırmak için tasarlanmış romantik söylemlerin ötesine geçemiyor.

Kandırılmışız üstadım

Facebook’un patronu Mark Zuckerberg, tüm konuşmalarında hep aynı şeyi söylüyor: “We work to make the world more open and connected.” Meali; “Dünyayı daha açık ve bağlantılı hale getirmek için çalışıyoruz.” Özellikle IPO’dan sonra (hisselerin borsaya açılmasının ardından), finansal kaygılar ve aç gözlü yatırımcıların baskısıyla, kantarın topuzu iyice kaçtı. Bence Facebook’un bu romantik misyonunun altı iyice boşaldı.

Şapka düştü kel göründü

Facebook başta olmak üzere, bütün sosyal medya platformları, ne sahip olduğu reklam algoritması, ne de geliştirdiği platform teknolojileri üzerinden direkt para kazanmıyor. Aslında kimsenin bunları umursadığı yok. Şirketler, Facebook’a reklam veriyor, çünkü Facebook’un istediği kişiye istediği şeyi gösterip, izletebildiği bir buçuk milyar kişilik kocaman bir topluluğu var. Facebook, oluşturduğu algoritamalarla bu bir buçuk milyar kişinin entelektüel çobanlığını yapıyor. Bizlere kendi menfaatine ne geliyorsa onu gösteriyor. Bu menfaat, şimdilik daha çok reklam satmak üzerine kurulmuş. Ancak ileride ne olur bilmem!

Özellikle seçim döneminde çok gördüm. Sosyal medyada hangi arkadaşımın paylaşımını beğendiysem ya da altına yorum yazıp, paylaştıysam; bana hep aynı ya da farklı insanların benzer paylaşımları görünmeye başladı. Bu zaten Facebook’un en bilinen özelliklerinden. Lakin, “Vay be! Benim gibi düşünenler de varmış ve sayıca hiç az değilmiş,” gibi bir sanrı da bu müthiş algoritmayla beraber gelmiş oldu. Aslında bu durum, kullanıcılar platformda sıkılmasın; burada onların ilgi duyduğu şeyleri peşpeşe gösterelim ve sabahtan akşama kadar bizim siteden çıkmasın mantığından geliyor. Ancak, bizimle farklı dünya görüşleri ve söylemleri olan insanlarla aramıza algoritmalardan duvarlar örerek “Dünyayı daha açık ve bağlantılı hale getirmek” pek mümkün olmuyor. Burada ister istemez gizli bir oto sansür oluşuyor. İşte tam bu noktada da Facebook’un o müthiş mottosu patlak veriyor. Muhakkak ‘ayarlar’ bölümünde bununla ilgili de bir ayar vardır. Ama maalesef kutu içeriğinden çıkan ürün bu!

Belki de Facebook’un gizli misyonu şudur: “Dünyadaki insanları gruplara ayırıp, onlara istediğimiz içerikleri uygun reklamlarla bezeyip gösteriyoruz,” Bu söylemin kötü hiçbir yanı yok. Çok iyi ve kârlı bir şirket vizyonu. Lakin “Dünyayı daha açık ve bağlantılı hale getirmek için çalışıyoruz,” lafı kadar naif ve romantik değil.

Wired dergisinin kurucularından ve dünyanın en büyük teknolojistlerinden biri olarak gösterilen Kevin Kelly; “Er ya da geç teknoloji bir yerinizden ısıracak!” diyor. Evet, ısıracak ama bu ısırık ne kadar büyük olacak. Neyin karşılığında ne kadar ısıracak! Facebook’suz bir internet, en azından şu an için düşünülemez. Sonuçta Appstore’da bile ilk onda dört tane uygulaması olan bir şirketten bahsediyoruz. Ancak, hayatımıza aldığımız teknolojileri, arasıra da olsa, eleştirel bir bakışla yeniden değerlendirip, hayatımızı gizliden gizliye ele geçirmelerine engel olmak için çaba harcamak gerekiyor. Mesela ben Instagram ve Facebook uygulamalarını cep telefonumdan sildim ve son üç haftadır Facebook’u sadece web’den kullanıyorum. Şu ana kadar pek bir eksikliklerini hissetmedim. Size de tavsiye ederim.

Sonradan eklenen not: İşim gereği birkaç hafta sonra yeniden yüklemek zorunda kaldım. Tamamen kurtulma çabası gereksiz. Bilinci elden bırakmadan kullanmaya çalışmalı!