Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Olcayto mahalleden arkadaşım. İkimiz de uzun süre Moda’da yaşadık. O Almanya’ya taşındı. Bense Moda’da devam ediyorum. Olcayto benim için gerçek bir ilham kaynağı. Nasıl olmasın ki! 40 yaşından sonra hanımı ve çocuğu kapıp Almanya’ya gitti. Almancası ne kadar iyiydi emin değilim. Dilini bile çok iyi bilmediği bir ülkeye, tüm kariyerini ve konforunu kenara atıp, 40 yaşından sonra, üstelik ailesiyle gitti. Evet, 40 yaşından sonra, hem de ailesiyle! Henüz 30’una bile gelmeden, hayatta konfor arayışına giren gençlere sesleniyorum. Konfor monfor yok! Bam, bam, bam… dalacaksın… Olcayto’nun yaptığı gibi… Sıkıntılar olacak, ruhun daralacak, hatta bazen vazgeçmek isteyeceksin, yılmadan, düşe kalka yoluna devam edeceksin. Kaderinin peşinden gideceksin. Ne olursa olsun… Tıpkı Olcayto’nun yaptığı gibi…

Olcayto, çok iyi bir aile babası. O’na söyleşide titrini ne yazalım diye sorduğumda “Rüzgar’ın babası, oyunlaştırmacı, reklamcı, profesyonel soluk alıp verici” dedi. Bu aralar ekmeğini  Accenture’da ASGR (Avusturya, İsviçre, Almanya, Rusya) Gamification Manager / Oyunlaştırma Yöneticisi olarak kazanıyor. Gerçekten havalı. 🙂

Olcayto, özellikle müşteri deneyimi tasarımı konusunda müthiş konuşmalar yapıyor. O’nu en son Marketing Meetup 2018’e izlemiştim. Genci, yaşlısı fark etmeksizin yeni çağda insanları şaşırtmanın ne kadar zor olduğunu anlatmak için kullandığı ”Mmeeh jenerasyonu” anektodu zihnime çakılmış. Olcayto sosyal medyada takip edilmesi gerekenler listemde üst sıralarda. Yeni fikirler ve bakış açıları için Olcayto’yu mutlaka takibe alın. Yazının sonunda Olcayto’nun sosyal medya hesaplarını da paylaştım. 🙂

Olcayto ile bilgiye doyacağınız müthiş bir söyleşi yaptık. Olcayto’nun paylaştığı linkleri mutlaka takip edin. Özellikle yapay zeka tarafında, insanlığın geldiği son noktayı gösteren ”Do you trust this computer” belgeselini mutlaka izleyin derim. Haydi bakalım. Lafı uzatmadan sözü Olcayto’ya bırakıyorum. Bakalım Olcayto’nun gündeminde neler varmış. 🙂

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:

Bu aralar design thinking, AI ve machine learning konuları herkesi olduğu kadar beni de kendine çekiyor. Kendimce bu konu başlıklarında işin odağına insan deneyimini koyan makale/video/belgesel tarzı içerikleri takip ediyorum. Şu aralar John Brockman tarafından derlenmiş bir kitap olan “What to think about machines that think” ve tekrardan, Daniel H.Pink’in “Drive”ını okuyorum. Bu ikisinden önce Jake Knapp’ın “Sprint”ini tekrar okumuştum. Aslında bu tekrar okuma işini çok seven ya da uygulayan birisi değildim ama yeni gelen bilgilerle bu ve benzeri bazı kitapları tekrar okumak (Nir Eyal – Hook gibi), çok yeni yorumlamalara gitmenizle sonuçlanabiliyor. Ya da bende böyle oluyor. Bir de her yerde söylediğim “Do you trust this computer?” belgeseli var ki, yeme de yanında yat. Bunların hepsinin üstüne biraz da Netflix’ten belgesel sosu eklediğinizde, özünde cevap aradığınız konuları bildiğiniz için farklı kaynaklardan çok süperli bir beslenme programı çıkabiliyor karşınıza. (Netflix demişken, Abstract, Minimalism, The Most Unknown, Explained ve Screenland belgesellerini öneririm. Apple TV kullanıyorsanız da, Neverthink adında bir uygulama var, böyle meraklı tipler için ideal)

Yapay zeka meraklıları için ”Do you trust this computer” belgeselini şuraya bırakıyorum.

Bu aralar ne dinliyor:
Bu aralar ve her aralar genelde blues ve rock dinliyorum. Tabi ki duygu durumuma göre Gülşen’den Frank Sinatra’ya uzanan genişlik ve saçmalıkta bir Spotify listem yok değil. Son dönemde Yavuz Çetin’e, Erkan Oğur’a biraz düştüm. Ama hani sürekli olarak neredeyse her gün dinlediğin dersen, bir Metallica bir de Mark Knopfler derim. Özellikle Mark Knopfler’ın “Monteleone” şarkısı sürekli kulağımda çınlıyor.

Şimdi şöyle bir okudum da, baya çoban salata gibi bir müzik listem varmış.

En yeni teknolojik oyuncağı:
Çok uzun zamandır bir teknolojik oyuncak satın almamıştım çünkü burada Grover (https://getgrover.com/) denen bir sistem var, her türlü teknolojik oyuncağı kiralayıp deneyimleyebiliyorsun. Bu böyle gider diyordum, ta ki geçen hafta sonu kontrolsüz teknoloji market gezmesi anında eve bir adet Google Home ile dönene kadar. Google Assistant’ı telefonda zaten aktif biçimde kullanıyordum; hem benim bu dünyalara daha hızlı adapte olabilmem hem de oğlumun yakın geleceği şimdiden mıncıklamaya başlayabilmesi için aldık koyduk ortaya vazo gibi ama, dur bakalım…

Olcayto, biricik oğlu Rüzgar’la…

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:
Açıkçası son bir kaç senem çok güllük gülistanlık geçti denilemez. Belki de bu yüzden benim destur gibi bellediğim, yakın zamanda baya dövmesini yaptırmayı düşündüğüm, sahibi konusunda birkaç isim dolaşan bir söz vardır, “Sonunda her şey güzel olacak. Eğer güzel değilse, henüz sonu da gelmemiştir”(Everything will be okay in the end. If it’s not okay, it’s not the end). Bu cümle benim hayata bakışımın özeti gibi oldu. Fakat son dönemlerde diyorsan; duyduğum başka bir cümleyi çok dillendiriyorum bu aralar, Nelson Mandela’nın “Ben asla kaybetmem. Ya kazanırım, ya öğrenirim.”.

Görebileceğin gibi pozitif olma konusunda Polyanna master’ı yapıyorum adeta. 🙂

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:
Hmmm. Baya durdum düşünüyorum şu anda…Ya sanırım öyle biri yok. Yani çok tanışmak istediğim isimler var tabi; Michael Jordan, Mark Knopfler, Neil deGrasse Tyson, Elon Musk gibi ama hani “bu aralar” öyle biri yok. En bu aralara uygun olan Elon Musk sanırım.

Bu seride kimi görmek ister:
Ohohooo, bilemedim şimdi ya. Kardeşim Onur Cengiz olabilir mesela? “Bakayım ne demiş?” derim yani. Ya da işlerini büyük bir hayranlıkla takip ettiğim Mehmet Doruk Erdem, Refik Anadol gibi isimler. Yetenek kumkuması Yasemin Ezberci de olur bak. Vallahi bilemedim.

Fakat soruyu “Kimin gündemini merak ederdin?” diye ele alırsam eğer; sanırım cevabım Elon Musk olurdu.

Olcayto Cengiz’in Sosyal Medya hesapları:

Twitter, Linkedin, Instagram, Youtube