#GündemindeNeVar’ın bu haftaki konuğu akademisyen, yazar Prof.Dr. Uğur Batı.
Uğur Batı ile yüz yüze tanışıklığımız yoktu. O’nu yazdığı kitaplardan, konuşmalarından en çok da CnnTürk’deki Gündem Özel programından biliyordum. ‘Oyunlaştırma’ delisi arkadaşım Altuğ Yılmaz vesile oldu, Uğur hocamla Kanlıca sırtlarında buluştuk. Pazarlamadan yaratıcılığa, üretkenlikten insanın anlam arayışına uzanan keyifli bir sohbet yaptık. 5 saat süren muhabbet  sonrasında, hareketsiz oturmaktan sızlayan bacaklar, tatlı bir yorgunluk ve zihinsel doygunlukla döndüm evime.

Uğur Batı, pazarlama alanında çalışan genç bir profesör. Ancak, bana sorarsanız, yazarlık kimliği her şeyin üstünde. 14 kitabı var. Çoğu reklam ve pazarlama alanında. Farklı türlere de cesaretle yelken açmış Uğur Batı; ‘Enneagram ile Kişilik Analizi’ kitabıyla yaşamı anlamlandırmamız için yeni bir pencere açarken, Azraa-Eel Menkıbeleri’yle yerel fantastik edebiyatın kapısını aralıyor bizlere. Her ay beş farklı yayında (Bloomberg Businessweek, Harvard Business Review, Brandmap ve milliyet.com.tr) köşe yazıları yazıyor. Reklam yazıyor. Dizi senaryosu yazıyor. Anlayacağınız dur durak bilmeden yazıyor. Hakkını verelim. Üretmek zor. Eleştirileri göğüslemek pahasına üretimleri vitrine taşımaksa en zoru. Robert Greene, Mastery (Ustalık) kitabında, yaratıcı üretkenlikte mükemmelliğe tek adımda değil; sürekli üreterek ve geri bildirim alarak ulaşıldığını anlatır. Uğur Batı’da da bunu gördüm. Önemli gördüğü fikirleri, vaka çalışmalarını, zihninde oluşturduğu bağlam çerçevesinde ilmek ilmek örerek okuyucularıyla buluşturuyor. O’na sorsanız herhalde henüz en iyi kitabını yazmadığını söyler. “Yazarlık, en iyi kitabı yazıp kenara koymak değil; sürekli yazma halinde olmaktır.” demişti, sevdiğim yazarlardan biri… Bu yüzden cesaretle üretip, vitrine koyabilen herkese büyük saygı duyuyorum.

Bu hafta #GündemindeNeVar da formatı bozmadan Uğur Batı ile gerçekleştirdiğim söyleşiden zihnimde kalanları paylaşacağım. Bakalım Uğur Batı hocamızın gündeminde neler varmış.

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Yazarlık motivasyonu nereden geliyor:

Yazarak geliyor. Fikir yazarı olmak, üreten konuşmacı olmak, akademisyen yazar olmak beni motive ediyor. Birçok farklı konuda yazıyorum ve konuşuyorum. İlk kitabımı 2008 de 33 yaşında yazdım. 10 yıl içinde toplam 14 kitap olmuş. İyi bir yazar, danışman, akademisyen ve konuşmacının uluslararası standartları vardır. Türkiye o kadar enteresan bir ülke ki; bazen 500 kişiye konferans veriyorsun. Orada oturan 100 dinleyici konuşmacıdan daha iyi. Böyle bir şey olamaz! Bakın etraftaki konuşmacılara. Kitap okuyarak konuşmacılık olmaz, danışmanlık olmaz… Durum buysa, ortada bir sakatlık vardır. Sahnede olmanın gerçekten iyi bir sebebi olmalı.

Hiçbir şey yapmak istemediği zamanlarla nasıl mücadele ediyor:
Sosyal medyadaki etkileşim ihtiyacı bu aralar üretimimi düşürdü. Bunun yanında standart kaygılar; geleceğe ilişkin endişeler, ülkenin içindeki durum hepimizin motivasyonunu zaman zaman zorluyor.

”Sizinle okumaya yeniden başladık. Sizi izleye dinleye, kitaplarınızı okuyarak, hayatımıza yön vermeye başladık. Bende sizin gibi yazmak istiyorum.” gibi yorumlar ve etkileşimler üretme motivasyonumu adeta ateşliyor. Sanırım hayatta bir işe yaramakla ilgili bir şey. Üretme motivasyonu benim hiç kaybetmemem gereken yegane şey.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:
Halit Ziya Uşaklıgil muhteşem bir yazar. Kitaplarını tekrar tekrar okurum. Kitaplarındaki metaforik, alegorik anlatımları çok beğeniyorum. ‘Kırık Hayatlar‘ ve ‘Aşk-ı memnu’ en sevdiğim eserleri.

Kemal Bilbaşar, muhteşem bir yazardır. Edebiyatımıza çok iyi bir standart getirdiğini  düşünüyorum. Bunun yanında divan edebiyatının Türkiye’de çok yanlış değerlendirildiğini düşünüyorum. Fuzuli, Nedim Baki’yi binlerce şair arasından biliyoruz. Çünkü formda mükemmelliğe ulaşmışlar. Yazdıkları binlerce beyit içerisinde tek bir aruz hatası bile yapmamışlar.

Fantastik edebiyatta Neil Gaiman’ı çok beğeniyorum. Edgar Allen Poe, benim için dünya edebiyatının en yüksek noktasıdır. O’nun gibi yazılamayacağını düşünüyorum. Çünkü Edgar Allen Poe normal bir adam değildi. Şizofrenik, kimsede olmayan bir bakış açısı, kirlenmemiş bir kafası var (Bugünün teknolojik dünyasından nasibini almamış). Öykülerini çok beğeniyorum. Tüm bu yazarların kendilerine ait bir alametifarikası var.

Türkiye’de iş kitaplarının derinlik sorunları olduğunu düşünüyorum. Kitap yazan pek çok insanın ”Bir kitabım olsun,” zihniyetiyle yazdığını düşünüyorum. Kitapları eklektik buluyorum. Parçalar birleşmiş ama fikirsel bir bütünlük oluşturmamış. Dünyada iş ve kişisel gelişim tarafına bakınca Daniel H. Pink, Malcolm Gladwell başı çeken, sevdiğim yazarlar arasında yer alıyor.

Bu aralar ne dinliyor:
Hala Manowar dinliyorum. (Yazarın yorumu: Manowar candır! :))
Benim müzik dinleme biçimim o anki ruh halimle çok alakalıdır. Mesela yazarken Rachmanninoff beni çok besler. Eğer dergiye yazı yazıyorsam Anathema ve türevlerini dinlerim.

En yeni teknolojik oyuncağı:
Hala yaklaşık 7 yıldır aynı HP Laptop’ı kullanıyorum. O bilgisayarda minimum 7 kitap yazıldı. Daha önceki bilgisayarım bir Mac idi. Kızım onun üstüne biraz süt biraz da su dökünce yolları ayırdık.

Yazıları nasıl yedekliyor:
Çok arşiv yaparım ama biraz karışıktır. Arşivlerimde tarih kullanırım. Birden fazla yerde kayıt yaparım. Klasik hard disklere güvenirim.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:
Yok! Sebebi şu: Gerek filmlerdeki, gerekse kitaplardaki aforizmik lafların sosyal medya içeriği olarak tüketilmeye çalışılmasını yanlış buluyorum. Her sözün bir anlamı olabilir; hiçbir anlamı da olmayabilir. Sözler içinde bulunduğu bağlamla güç kazanır. Bir sözü alıp bağlamına uygun kullanmıyorsan hiçbir anlamı yoktur.

Favori filmi:
Uslanmaz bir Star Wars, Yüzüklerin Efendisi hayranıyım. Diziler tarafındaysa Lost’un yeri bir başkadır. Hep sonu kötü bittiği söylenir. Bence sonu olması gerektiği gibi bitti. Ama ben olsam son bölümü sinema filmi yapar, yaşanan her şeyin Dharma’nın bir oyunu olduğunu söylerdim. Lost’un bir sonuç değil, süreç dizisi olduğunu düşünüyorum. Lost enneagram’ın etkin kullanıldığı gerçek bir karakterler hikayesidir. Lost’un Türk filmleri ve dizileri için doğru karakter yaratımı için çok iyi bir örnek olabileceğini düşünüyorum.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:

Her türkün kafasında vardır. Atatürk’le tanışıp, nasıl bir vizyonu olduğunu anlamaya çalışıp, bir de O’na bugünü gösterip; ”Ne hayal ettin, ne oldu,” diye sormak isterdim. ”Daha iyi nasıl olabilir. Bundan sonra ne olmalı,” diye de sormak isterdim elbet.

Çağdaşlarımızdan da Peter Jackson ve George Lucas’la tanışmak isterdim. Onlara da ”Nasıl bir kafanız var!” diye sormak isterdim. Çünkü bence ulaşılamaz bir seviye yarattılar. Hem Star Wars hem de yüzüklerin efendisinde bir içeriğin milyon defa çoğaltılıp, hala aynı etkiyi yaratabildiğini görüyoruz. Yani öyle mükemmel bir form yakalamışlar ki defalarca kere aynısını yapıp yine başarılı olabiliyorlar.

Star Wars efsanesini yaratan George Lucas (solda), Yüzüklerin Efendisi efsanesini yaratan Peter Jackson.

 

Bu seride kimi görmek ister:
Metin Akpınar’ın cevaplamasını isterdim. Hayatımda tanıdığım en entelektüel insan. Müthiş bir zihin açıklığı var. Bir de rahmetli Ertem Eğilmez olurdu herhalde.

Yazarın notu: Metin Akpınar yaşayan bir efsane. Kendisiyle tanışmayı çok isterdim.

Özel soru: 14 kitap yazmışsınız, ne olunca kendinizi gerçekleştirmiş hissedeceksiniz?
Kendini gerçekleştirmek bitmeyen bir yolculuktur bence. Zihin açıklığı olan herkes 80’inde de 90’ında da hala üretiyor. Kendini gerçekleştirmenin formülü: üretmek, üretmek, üretmek.

Prof.Dr.Uğur Batı’nın iletişim bilgileri:

Instagram: www.instagram.com/ugur.bati

Linkedin: www.linkedin.com/in/ugurbati

Twitter: https://twitter.com/ugurbati