Samsung’daki beş yıldızlı işimden ayrıldığımdan bu yana 1,5 ay süre geçti. Zaman ne hızlı geçiyor. Bu süre zarfında verdiğim birkaç mini danışmanlık ve eğitim haricinde banka hesabımı mutlu edecek pek bir iş yapmadım. Daha ziyade kendimi anlamak ve kendimle uzlaşmak için geleceğime yatırım yaptım. Bir süre daha buna devam etmeyi arzu ediyorum. Hatta, aklımı başımdan alacak, yoğun bir işte çalışmaya başlarsam bile bu uzlaşma sürecinin peşini bırakmaya niyetli değilim.

Gerçekten biz büyüdük ve kirlendi dünya

Kafalar yoğun, öncelikler ise maddi kaygılar ve egoları beslemek olduğunda, insan en çok kendinden uzaklaşıyor. Hiç yapmayacağı şeyler yapmaya meyilleniyor. Oysa, altı yaşımızdaki o minik kaşif hallerimiz öyle miydi! İşimiz gücümüz merak etmek, soru sormak, kendimizi ve dünyayı anlamaya çalışmak değil miydi? Ne ara değiştik ve kendimize düşman olduk, hiç bilmiyorum.

Çocukken planlar yapmadan, kendi içimizden geldiği gibi yaşıyorduk günlerimizi! Yakın arkadaşlarım çocuklarıyla yaşadıkları şaşırtıcı diyalogları benimle her paylaştığında, hayat ve kendimizle ilgili bilmek istediğimiz tüm soruların cevaplarının, küçüklüğümüzde saklı olduğuna bir kere daha ikna oluyorum. Ne güzel ki, hepsinin çocukları dostlarımın yaşam koçu oluvermiş; onlara “insan olmak ve hayatın temelleri” adlı zorunlu derste eşlik ediyor. Gerçi el birliğiyle “insan olmak ve hayatın temelleri” adlı bu dersi müfredattan kaldırıp, yerine “Menfaatler dünyası ve nasıl daha çok para kazanırsın” adlı dersi koymuştuk ama, gün gelir belki yine zorunlu ders olur “insan olmak ve hayatın temelleri”.

Kendini yenen dünyayı yener derler, ama bence olay bu da değil!

Ben sadece kendimle uzlaşmak istiyorum. Kendimi yenmeye çalışmak kendime işkence etmekten başka bir şey değil! Mesela şu aralar dünyada çok popüler olan sabahın 5’inde uyanma trendi var. Uyku meselesi çok kişisel bir mevzu. Kimi insanlar 10’da yatar 5’te kalkar. Kimileri de 3’te yatar 10’da kalkar. Sen, özünde olmayan bir şeyi kendine empoze etmeye çalışarak, ancak kendine işkence edersin. Üstelik bu işkence sadece bedene değil, ruhuna da zarar verir. Sabahın 5’inde uyanamayıp, tüm gün pişmanlığınla mücadele edersin. Sabahın 5’inde uyanman gerekiyorsa zaten uyanırsın da; mesela sabahın 5’indeki uçağı kaçırmazsın, çok heyecan verici bir projeyle uğraşıyorsan kendini kaptırır uyumazsın bile… Lise yıllarımda saatleri kurup az uyanmadım gecenin 3’lerinde, NBA maçlarını izlemek için… Maçlar bitince sabahın 6’sında da basket oynamaya çıkardık. Bu da kendiliğinden olan bir şeydi; işte kendinle uzlaşmak böyle bir şey. Zorlama yok, sınırlar çizilmiş ve akıyor her şey.

*Görsel: http://www.savethechildren.ca