İnsan üretebildiği ölçüde yaşar ve mutlu olur. Bu yüzdendir ki, üretkenliği artırabilmek ümidiyle yazılmış sayısız makale, online ve offline eğitim içeriği parmaklarımızın ucunda. Otuz küsür yıllık ömrümün son birkaç senesini üretkenlik meselesini anlayıp, uygulayabileceğim strateji ve taktiklerin peşinden koşarak geçirdim. Bu konuya o kadar takılmıştım ki, tanıştığım hemen herkese sabah ofiste ilk iş ne yaptığını, akşamları kaçta yatıp, sabahları kaçta kalktığını sorarken buluyordum kendimi…

Bu soruların cevaplarında belki kendi üretkenliğime ve mutluluğuma dair ipuçları bulabileceğimi düşündüğümden, toparladığım cevaplardan ve makalelerden, zaman içinde, kocaman bir defter oluşturdum. Dönüp dönüp bakıyorum ve anlıyorum ki; üretkenlik meselesi çok kişisel bir hadise. Maalesef, hepimizi kurtaracak tek bir formül yok. Kimileri sabahın erken saatlerinde işe koyulmayı sever, kimileri gece daha iyi çalışır. Birileri size bu konuda tek bir formül olduğunu söylerse hemen kaçın oradan. Üretkenlik hakkında toparladığım notlardan oluşan Evernote klasörümün kapağında aynen şu yazıyor: “Hakan beyciğim, sakın ha başkalarının formüllerini kendi üretkenlik denklemlerini çözmek için, olduğu gibi, kullanmayasın!”

Üretkenliğin anahtarı motivasyon

Sabit, düzenli bir işimin olmadığı şu günlerde, her gün gidecek 30 km’lik bir yol, ucuca bağlanmış toplantılar ya da ofis içi dedikodular gibi insanı iş yapmak için itekleyen bir sürü beyaz yaka ritüeli de olmadığından, insan her an boşlukta bulabiliyor kendini. Eğer sizi inanılmaz derecede motive eden projeyi ya da işi henüz bulamadıysanız; “Oh ne güzel, bu gün de işe gitmiyorum,” ile başlayan özgür günleriniz, zamanda ileri ve geri zihin yolculukları yaparak tetiklediğiniz sahte kaygılardan beslenip, kendini bunalımlı günlere bırakabiliyor. Bu boş günlerde kendinizi, en son model macbook pro’unuzla Caddebostan Cafe Nero’da, Facebook’ta naralar atıp ülkeyi kurtarırken bulmanız işten bile değil!

Üretkenliği ölçmek

Görece yoğun geçen iş dünyasından bireysel dünyama yaptığım kariyer yolculuğumda zihnimi rahatlatmak ve kendimi biraz olsun güvende hissetmek için, gün boyu yaptığım aktivitelerin minik bir seceresini tutuyorum. Hasan’dan öğrendiğim, mutluluk excel’ini son iki aydır ben de uyguluyorum. Bu neydi diye merak edenleriniz varsa, hemen kısaca açıklayayım: Her gün için sabah, öğle ve akşam nasıl hissettiğime 1’den 10’a kadar bir not veriyorum. Eğer fena hissediyorsam ya da hastaysam, o sabaha 5 gibi bir not veriyorum. Eğer kendimi iyi hissediyorsam ki; genelde hava güzelse, iyi bir müzik dinliyorsam, etrafımdaki güzelliklerin farkındaysam, şükürbaz modumdaysam ya da işe yarar bir şeyler yaparak zamanımı geçirdiğimi düşünüyorsam, puanlar 7’den 9’a kadar çıkabiliyor. Henüz kendime 10 verdiğim bir gün olmadı!

Hasan’ın excel’inden farklı olarak bende ek birkaç mini kolon daha var. Bunlar, benim için önemli olan sabah kaçta kalktım, akşam kaçta yattım, bugün spora gittim mi kolonları…

Bu excel dosyasına her baktığımda kendimle ilgili gerçekler apaçık önümde duruyor. Mesela net bir şekilde sabah insanı olmadığım görünüyor. Sabahları not ortalamam oldukça düşük. Öğle saatleri yükselmeye başlıyor, akşamlarıysa doruk noktasına çıkıyor. Eğer sabah spora gittiysem, günün geri kalanında kendime verdiğim not 1-2 puan yukarıda oluyor. Bu pozitif ilerleme muhtemelen spor yaptıkça salgıladığım endorfinle ilgilidir. Eğer evde yemeğimi kendim yaptıysam, yine kendimi biraz mutlu hissediyorum. Bu da muhtemelen dışarda sağlıksız yemeklere abuk subuk paralar harcamadığımdan olsa gerek…

Fark ettiğim ve günümün mutlu ve üretken geçmesini sağlayan bir başka önemli etkense, ertesi gün yapacaklarımın kafamda çok net olmasıyla alakalı. Geceden uzun uzun yarın yapılacaklar listesi oluşturmaktan bahsetmiyorum. Bu, tam tersine daha gün başlamadan beni demotive ediyor. Up uzun bir yapılacaklar listesi, ertesi gün yanına bir sürü check atmış olsam bile, beni daha üretken yapmıyor. Asıl olan, gerçekten bir süredir çözülememiş önemli sorunları fark etmek ve bunları ertelemeden üstüne üstüne gitmek. Bu bizi korkutan şeylerin üzerine sallanmadan, koşa koşa gitmek ve onları halletmekle ilgili bir konu. Birşeyleri bitirmek, teslim etmek yine beni üretken ve mutlu hissettiren başka bir konu. Eğer bir günde bitmeyecek türden büyük bir proje üzerinde çalışıyorsam, projeyi anlamlı parçalara bölüp, o gün bitirmek istediğim kısmını halletmek mutluluğumu pekiştiriyor.

Sanıldığının aksine üretkenlik ne kadar çok şey yaptığınızla ilgili değil; bu daha çok önemli sorunları fark etmek ve bunları çözmeye odaklanmakla ilgili bir konu. Eminim çoğumuzun yıllardır birgün mutlaka yapılacak şeyler listesinde olan ve bir türlü başlayamayıp ertelediği bazı projeleri vardır. Henüz aciliyeti olmayan kişisel proejeler, hatta hiç yapmasak bile olur ancak, yaparsak belki hayatımızı değiştirecek türden işlerden bahsediyorum. Benim de 2009 yılından beri bekleyen bu tür projelerim mevcut. Çok iyi biliyorum ki, bu projelerin üstüne yürürsem kendimi çok daha mutlu ve başarılı hissedeceğim ama, maalesef yeterli düzeyde motive olamıyorum. O halde belkide benim odaklanmam gereken asıl konu, bu projelere başlamak için motivasyonumu artıracak şeyler bulmak ve kendimi ikna etmeye çalışmak olmalı…

Gelişim raporunda doğru metrikleri ölçmek

Ben, gündelik ruh hallerimi ve yaptıklarımın minik bir seceresini tutarken kendimle ilgili büyük resmi görmeye çalışıyorum ve maalesef, gün boyu yaptığım irili ufaklı işlerin asıl çizmek istediğim büyük resimle pek alakalı olmadığını apaçık görüyorum. Seth Godin’in bu konuyla ilgili harika bir blog yazısı var.

Mini bir özet geçmek gerekirse:

Her gün yaptığımız şeyleri ölçmek, gerçekten gelişimimizi ölçmek anlamına gelmeyebilir. Bu yüzden, bize orta ve uzun vadede fayda sağlayacak projelerde ne alemde olduğumuzu gösteren metriklere de biraz odaklanmak gerek. Nedir bu metrikler, diye merak ederseniz:

  1. Cevaplanamamış zor sorular,
  2. İlerleme kaydedemediğinizi düşündüğünüz uzun vadeli hedefler,
  3. Daha önce işe yaramış, riskli cömert atılımlar,
  4. Daha da önemlisi henüz listenize girmemiş ancak, listenizde olması gereken konular,

Yazımın başında da ifade ettiğim gibi, üretkenlik meselesi çok kişisel bir durum. Maalesef, hepimizi kurtaracak tek bir formül yok. Bu yüzden başkalarının formüllerini kendi denklemlerimizi çözmek için olduğu gibi alıp kullanamayız. Başkalarının bulduğu formüllerden yola çıkarak bizim gerçekliğimizle örtüşen kendi özel denklemlerimizi oluşturmaya kafa yormalıyız. Üretkenlik, önemli sorunları çözebilmekle ilgili bir şey. Evvela çözülecek önemli sorunları bulup, bunları halletmeye odaklanmalı. İşte o zaman gerçekten üretken oluyor insan; kafalar rahatlıyor ve çok daha uzun süren peşi sıra mutluluklar yakanızı bırakmıyor!