Parayla olan ilişkimiz yaşamımız boyunca devam eder. Para, başkalarına nasıl davranmamız gerektiği konusundaki belirleyici faktörlerdendir. Para, bizlerin özgürlük, güç, statü, iş ve eşyaya olan bakışını şekillendirir. İnsanları ve akrabaları birbirine bağlar ya da küstürür. Para, modern insanın hayat görüşünü ve kişiliğini aralıksız yoğurmaya devam ediyor. Çoğu insan parayı yeterince iyi anlayamadığından, onunla olan ilişkisini düzgün yönetemez. Bu tür insanlar nicelikçe çok paraları olsa bile, bunu yeterince mal varlığına ve deneyime dönüştüremediği için mutsuz ve depresif hayatlar yaşar.

Parayı anlamak!

Parayla olan ilişkimizi yönetirken belli bir dünya görüşüne sahip olmamız gerektiği bariz bir gerçek. Parayla ilgili düşüncelerimiz çoğunlukla ‘nasıl daha çok kazanırım!’ dan ibaret olduğundan, onunla ilgili tüm dertlerimizi, niceliğini artırarak çözebilirmişiz gibi yaygın ve yanlış bir inanış mevcut. Oysa para ihtiyaçlarımız ve bizler arasında kalan bir katalizördür. İhtiyaçlarımızla arzularımızın yer değiştirdiği noktada ipler kopmaya başlıyor. İhtiyaçlar, bizlerin kendini gerçekleştirme yolunda gerekli araçlar ve deneyimler bütünüyken, arzular sadece keyfe ulaşmayı amaçlar. Parayı sadece keyfe ulaşmak için bir katalizör olarak kullanmaya başladığımızda, peşisıra tatminsizlikler yakamızı bırakmaz ve başlarız ‘paranın niceliğini’ artırmanın yollarını düşünmeye.

Ne kadar zengin ya da fakir hissettiğimiz kendimizi kiminle kıyasladığımıza göre değişir. Bir gün sokakta aç gezenleri görür halimize şükrederiz, ertesi gün boğazda Ferrarisiyle gezen adamı görür yaşadığımız hayata lanet okuruz. Kendimiz ve paramızla ilgili düşünceleri, içinde bulunduğumuz şartlara ve toplumun bakışına göre oluşturuyoruz. Oysa ki özgürlüğün sınırları, başkalarının arzuladığı şeylerle ilgilimizi kestiğiniz noktada başlıyor. İnsanlar kendilerini başka şeylere adadıklarında paraya daha az önem vermeye başlar.

Parasızlık çoğu zaman ne kadar az kazandığınla değil, nasıl harcadığınla ilgilidir
Parasızlık çoğu zaman ne kadar az kazandığınla değil, nasıl harcadığınla ilgilidir

Arzular ve ihtiyaçlar karşı karşıya

Para konusunda doğru bir tavır almak istiyorsak, evvela devamlı arzularımızın peşinden gitme dürtümüzün esiri olmaktan kaçınmalı. Bunun yerine daha çok ihtiyaçlara odaklanmalı. İhtiyaçlar derken sadece temel yaşamsal gereksinimleri kast etmiyorum. Kendimizi gerçekleştirme yolundaki deneyimler ve varlıkları da bu ihtiyaçlara dahil ediyorum. Bunun için arzular ve ihtiyaçları iyi anlamalı ve kilometrelerce uzaklıktan kokularını ayırt edebilmeliyiz.

Elindeki görece daha az parayı çok daha fazla varlık ve deneyime dönüştürme becerisi olan insanlar var.  Ne yalan söyleyeyim, ben de bu gruba henüz dahil değilim. Fakat tanıdığım bazı insanlar, bu topluluğun liderliğine bile soyunabilecek kadar becerikli.

Parayla arayı bulmuş insanlar

Bu tür insanlar bir şeyi satın almadan önce, ihtiyaç ve arzu ayrımını yapabilmek için kendilerine birkaç tipik soru sorar: “Buna ihtiyacım var mı, bu şey ne kadar önemli, bunu aldığımda hayatımda ne değişecek.” Ben de bazen çok istediğim bir şeyi aldığımı ve onunla bir hafta geçirdiğimi hayal ederim. Bazı şeyleri satın almanın verdiği haz ve size sunduğu fadya elinizde poşetle dükkandan çıkana kadardır.

Parayı anlamış ve onunla ilişkisini iyi yönetebilen insanlar, bir deneyim yaratmak için nelerin önemli ya da önemsiz olduğunu çok iyi bilirler. Modayı takip etmez, kendilerine yakışanı giyerler. Üstün zevk sahibi insanlardır, neleri neden sevdiklerini çok iyi bilirler ve hoşlarına giden şeyleri en olmadık zamanlarda, en olmadık yerlerde bulup satın alabilirler. Bir şeyleri satın almak için acele etmezler. Doğru zamanı ve yeri kollarlar ve pek çok zenginden çok daha zengin ve dolu bir hayat yaşarlar.

Endişeler

Bu tür insanlar, çağımızın en büyük hastalıklarından endişe ve kaygı bozukluğu nedir bilmezler. Endişelerin, insanların duygularıyla tetiklenen, gerçekle alakası olmayan negatif düşünce tortuları olduğunu bilirler. Gerçekten de endişeler o anki gerçekliğimizle hiçbir zaman örtüşmez. Ne zaman gelecekle ilgili kaygılanmaya başlasam, Tolstoy’un ‘insan ne ile yaşar’ hikayesi aklıma gelir. Bu hikayede kendisine yıllarca dayanacak deri bir çizme yaptırmak isteyen, dağ gibi kuvvetli ve zengin Lord’un sipariş verdiği çizmeleri göremeden aniden ölümü anlatılır. Gerçekten çok trajik ve hayatın kendisi kadar gerçek bir hikaye. Televizyondaki yaşlanma karşıtı krem reklamlarının tersine hiçbirimiz sonsuza dek yaşamayacağız. O halde parayı dert etmek ve ürkekçe yaşamak neden! O zaman iyi ve anlamlı bir yaşam için hayatı, parayı ve sahip olduklarımızı sorgulamaktan hiç vazgeçmemeli. O halde bu sorgu sürecine parayla olan ilişkimizi de dahil etmeliyiz. Parayı artırmanın yollarından ziyade biraz da mevcutta sahip olunan parayı nasıl harcayacağımız konusuna kafa yormalı. Bu şekilde paranın hayatımıza ve ilişkilerimize kattığı negatif yüklerden bir nebze de olsa arınmak mümkün olacaktır diye düşünüyorum. Bu konuda sizlerin yorumunu da merak ediyorum. Bana mail atabilirsiniz.