Aklıma esti Aralık ayının son haftası atladım uçağa San Francisco’ya gittim. Hem iş hem eğlence olsun diye güzel bir planlama da yaptım. Bu yazıda iş değil, daha çok San Francisco ile ilgili genel izlenimlerimi paylaşmayı arzu ediyorum. Belki başka bir yazıda da iş meselelerinden bahsederim.

Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan bir New York gezisi planım olmuştu. Bu sefer aklıma koyduğum gibi gittim. Aslında San Francisco’ya ilk gidişim de değildi. İşim gereği (canını sevdiğim teknoloji sektörü sağolsun) özellikle Bay Area denen Silikon Vadisi bölgesine gidip gelmişliğim olmuştur. Gidiş gelişlerimde genellikle Palo Alto’da kaldığımdan, San Francisco hep daha çok vakit geçirmek istediğim gizemli bir şehir haline gelmişti.

Buralara gelen herkesin Goldengate ile bir selfie'si olmalı dediler.
Buralara gelen herkesin Goldengate ile bir selfie’si olmalı dediler.

Bildiğiniz üzere San Francisco, Bay Area olarak adlandırılan Silikon Vadisi bölgesinin en büyük şehri. Ben bu şehri kimi yönleriyle biraz İstanbul’a ama daha çok Amsterdam’a benzetiyorum nedense! Herhalde sokaklarındaki ot kokularından olsa gerek…

IMG_0418
San Fancisco’nun sembollerinden Golden Gate köprüsünün öte yanını çok beğendim. Doğası rant uğruna feda edilmemiş.
Gezginlere ipucu: Süper ucuz uçak bileti ve şehirde uygun oteli bulmak

Aklınızda bulunsun, özellikle denizaşırı uçuşlarda 31 Aralık gününü kimse yollarda geçirmek istemediğinden, uçak biletleri çok uygun olabiliyor. Ben daha gidiş tarihini belirlemeden dönüş tarihini 31’i olarak not etmiştim.

10-15 gün kadar kalmak istiyordum. Dönüş tarihini belirledikten sonra kalacak yerlere bakınmaya başladım. Paylaşım ekonomisi diye yırtınırken soluğu önce AirBnB’de aldım. Baktım benim kalmak istediğim yerlerde fiyatlar çok fahiş. Günde 80 dolar verip, üzerine konaklama vergisi vesaire de eklenince aşağı yukarı geceliğine 100 dolar verip, stresle mahçup olarak birinin evinde kalmak istemedim. O yüzden booking.com’daki fırsatların peşinde koştum.

Her şey dahil günlüğü 100 dolar gibi bir rakama şehrin tam göbeğindeki Pickwick Hotel’i gözüme kestirdim. Ben baktığımda neredeyse yüzde 60’a varan bir indirim uygulamışlardı. Yaz döneminde bu odaların günlüğü 300 dolarları bile geçebiliyor. Amerikalıların tatil sezonu süresince 15 gün kalıp maliyetleri yükseltmek yerine 10 gün kalacak şekilde yaptım planlarımı. Şansıma THY’deki biletler 21 Aralık gidiş – 31 Aralık dönüş olarak aldığımda non-stop uçuşla toplam 1,780 TL’ye işi kapatabildim. Çılgınca alış-veriş ve gezmece için daha çok bütçe ayırmak adına on günlük konaklama ve lojistik işini toplamda yaklaşık 5 bin TL gibi bir bütçeyle kotarmış oluyordum ki, bence bu San Francisco için çok iyi bir rakam. Hele doların 3 TL barajını da aştığını düşünürseniz!

Kaldığım otel San Francisco’nun Taksim Meydanı Union Square’e yürüyerek 5 dakika mesafede. Yani bu durumda ben Tarlabaşı’nda bir otelde kalmış gibiydim. Konaklamayı merkeze almak, ulaşım masraflarını da belli oranda düşürdüğü gibi gün boyu enerjimi de optimum seviyede tutmama yardımcı oldu. Bu şekilde, yanıma çok fazla eşya almadan gönlümce dolaşabildim. Yorulunca merkeze dönüp, biraz dinlenip yine sokaklara atıverdim kendimi.

31 Ocak'ta San Francisco International Havalimanı böyleydi.
31 Ocak’ta San Francisco International Havalimanı böyleydi.

Biraz da şehirden bahsedelim

Kaldığım süre boyunca yağmur, güneş, rüzgar her türlü hava durumuna şahit olsam da hava sıcaklığı gündüzleri 13 -16 derece civarındaydı. Akşamlarıysa 8-9 dereceye kadar düşüyordu. Kışları San Francisco İstanbul’a göre biraz daha ılıman olsa bile ben yine de kalın montumu üstümden çıkartmadım. Hava çok sıcak olmasa da sokakta şort ve t-shirt’le gezen, içinden alevler çıkan üç beş kişi de görmedim değil!

Akşam 7 gibi uçaktan inip otele yerleştikten hemen sonra beni karşılayan yağmura aldırmadan attım kendimi sokaklara.

Union Square’de şu koca çam ağacını dikmişlerdi yanında da o meşhur buz pateni pisti. Tıpkı filmlerdeki gibi...
Bu fotoğrafı ikinci günümde çektim. Union Square’de şu koca çam ağacını dikmişlerdi. Yanındaysa o meşhur buz pateni pisti. Tıpkı filmlerdeki gibi…

Dünyanın zenginleri, sokak müzisyenleri ve evsiz amcalarla yanyana

Istanbul nasıl Türkiye’nin genelini temsil etmiyorsa, San Francisco’da Amerika’nın genelini temsil etmiyor. Dünyanın dijital kültür başkenti niteliğindeki bu şehrin belkide en önemli özelliği, her tipten, her dinden ve ırktan insanın yanyana huzur ve barış içinde yaşayabildiği ender yerlerden biri olması. Arada minik tatsızlıklar da oluyordur elbet, ama istisnalar kaideyi bozmaz di mi?

Gezginin notu:
Biz Türkler, memleketten uzaklaşınca yurtdışında bir anda Yunan, Fransız Avrupalı vesaire olmaya pek meyilliyiz. “Nerelisiniz?” diye sorulunca “Istanbul,” demek, “Türküm, ama annem yunan asıllı; biz Selanik göçmeniyiz aslında,” gibi cevapları sıralayıp; içten içe “ben de sizden biriyim,” endişeli gözlerle, “ben de medeniyim, biz de arabaya biniyoruz, deveye değil. Beni de sever misiniz, lütfen beni de aranızı alın, beni de beni de…” deyip, kendini ve temsil ettiğin kültürü karınca boyutlarına indirgemeye meyilliyiz…

Bakın ne diyeceğim; bizim büyükler de Selanik göçmeni ama, biz Yunan değiliz mesela. Çoğumuzun Selanik göçmenliği, Osmanlı’nın balkanları sınırlarına katmasının ardından, zorunlu iskan ettirilen ailelerden olmamızdan kaynaklı. Yani aslında bizler Konyalı, Eskişehirli, Bilecikli falanız… Eğer büyük büyük dedeleriniz Eleni teyzelerle evlenmediyse, muhtemelen siz de benim gibi manavsınız. Biliyorum, asırlardır süre gelen beceriksiz dış politikalarımızın zedelediği ülke imajımızın altında ezildiğimizden yapıyoruz böyle şeyleri… Ama biraz rahat olmak lazım. Sonuçta batı medeniyetinin temellerini atan çoğu baba düşünür hep bizim Ege’den çıkma! :)

Efendim ne diyordum. San Francisco, dijital kültür başkenti. Bir yanda milyarları olan adamlar, öte yandan sokaklarda yaşayan evsiz veteranlar. Hepsi yanyana, bu kadar zengin bir şehirde, onca evsiz ve fakirin bulunması ne büyük tezatlık diye düşündüm gelir gelmez. (Los Angeles’ta da böyle düşünmüştüm!) Sonra öğreniyorum ki, çevre illerden ve eyaletlerden belediyeler, San Francisco’da size bakarlar diye bu evsizleri otobüslere uçaklara bindirip, parti parti bu şehre gönderiyormuş.

Amerika, ne yazık ki bir İsveç ya da Hollanda gibi gerçek anlamda sosyal bir devlet değil. Özellikle sağlık hizmetleri çok fena. Öyle ki, bir hastalansanız Türkiye’yi bile mumla arayabilirsiniz. Türkiye’de en azından özel sağlık sigortası ile falan biraz kendinize baktırabiliyorsunuz.

San Francisco’nun Market Street’i yeni dünyayı temsil ediyor

Market Street, sanırım San Francisco’nun en meşhur caddesi. Kilometrelerce uzunlukta, bir ucunda Financial district (Finans merkezleri) diğer ucunda da belediye binaları; arada da tanıdık bildik irili ufaklı teknoloji şirketlerinin merkezleriyle tam bir ‘yeni’ ekonomi merkezi. Bu caddede yürürken ‘yeni’ küresel dünya düzeninin minik bir versiyonunda yeraldığımı düşündüm. Bir köşesinde milyarlarca dolarlık geleneksel şirketler, diğer köşesinde de interneti anlayan yeni neslin büyütmeye çalıştığı start-up’lar, ortasında da dünyanın dört bir yanından gelmiş, birbirine tutunmaya çalışan ırklar ve tabii düzenin atık muamelesi yaptığı evsizler, keşler, sokak sanatçıları.

IMG_0119
Twitter’ın San Francisco’daki merkez ofisi.
Şu minicik ofisten dünya çapında otomasyon servisi veriyorlar. IFTT San Francisco Ofisi (sanırım başka ofisleri de yok!)
Şu minicik ofisten dünya çapında otomasyon servisi veriyorlar. IFTTT San Francisco Ofisi (sanırım başka ofisleri de yok!)

Market Street’te yürürken hayatınızın aşkını ya da işine de rastlayabileceğiniz gibi, teselliyi uyuşturucuda arayan gariban keşlere ve sistemin dışarı attığı insancıklarla da karşılaşabilirsiniz. Hepsi hep beraber, yanyana ama çok yalnız. İşte yeni dünya düzeni! 

San Francisco'nun köprüaltı çocukları.
San Francisco’nun köprüaltı çocukları.

San Francisco’daki herkes cebinizdeki parayı istiyor

Evet, Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde de bu böyle değil mi zaten. Herkes bir şekilde cebimizdeki parayı istiyor. San Francisco’da bunu daha çok hissediyorsunuz. Üstünüze üstünüze gelen koca indirim etiketleri, yolda yürüken size seslenen evsizler. Boş bulunup göz temasında bulunursanız, illa ki dayanamayıp paranızı veriyorsunuz. Türkiye’deki dilencilerin belki minicik bir kısmı evsizdir. Muhtemelen ülkemizdeki dilencileri, başörtüleri ve çarşaflarından ötürü yüzlerini pek göremediğimizden yeterince empati kuramıyoruz. Amerika’da aşırı empati kurup kaç dilenci amcayı ve teyzeyi ya bunlar benim annem ve babam olsaydı diye düşündüğümü hatırlamıyorum.

Powell St. üzerinden Union Square'e giderken. Alış-veriş tam bir çılgınlıktı. Ben bile bişeyler aldım.
Powell St. üzerinden Union Square’e giderken. Alış-veriş tam bir çılgınlıktı. Ben bile bişeyler aldım.
Westfield AVM'nin yemek katı. Oturacak yer yok. Kimse evde yemek yemiyor diye düşündüm.
Westfield AVM’nin yemek katı. Oturacak yer yok. Kimse evde yemek yemiyor diye düşünmüştüm.
Yeni nesin insanlar yeni nesil ürünler istiyor. Kurabiye tadında, patates cipsi kıvamında muhtemelen sağlıksız bir ürün daha...
Yeni nesin insanlar yeni nesil ürünler istiyor. Kurabiye tadında, patates cipsi kıvamında muhtemelen sağlıksız bir ürün daha…

Sokak satıcıları Robert Cialdini’nin İknanın psikolojisi kitabını yalamış yutmuş gibiydi sanki. Derneklerine, kilisesine, evsizler barınağına para isteyen bir sürü insanı başarıyla atlatmıştım ki, telefonda konuşurken boşluğumdan faydalanıp bana dandik bir “Jesus Loves You!” etiketi veren afrika-hintli kırması abinin tuzağına düşene kadar. İyi satışçılar ve pazarlamacılar çok iyi bilir ki, karşınızdaki kişiye öylesine, istemediği, ihtiyacı olmadığı halde, kendinizce minik cömert bir hediye sunarsanız ve o kişi bu hediyeyi alırsa, makul ölçülerdeki tüm isteklerinizi yaptırabilirsiniz. Bana da aynen böyle bişey oldu. Adamın ne yapmaya çalıştığını bildiğim halde bir dolarımı kaptırdım 🙂

Sokak sanatçılarıyla muhabbet

San Francisco’nun sahip olduğu en güzel şeyleden biri de sokak sanatçıları. Müzisyenler, dansçılar, abartı kıyafetlerle dikkat çekmeye çalışan değişik insanlar. Sanatçı olmak, iyi müzikler ve dans figürleri ortaya çıkarmak başka şey, ilgi çekici olmaksa bambaşka bir şey. Hepimizin ilgisinde gözü olan markalar, sosyal medya fenomenleri, sanatçılar, genç kızların arasından sıyrılıp ben de burdayım diyebileceğiniz işler yapmak; işte gerçek sanat bu!

Taksim meydanında şu kıyafetle dolaşabilecek kişiye benden sınırsız çay! :)
Taksim meydanında şu kıyafetle dolaşabilecek kişiye benden sınırsız çay! :)

Bucketman Larry ile tanışın

Sokak sanatçısı deyip geçmeyin. Bucketman Larry markalarla işbirliği de yapıyor!
Sokak sanatçısı deyip geçmeyin. Bucketman Larry markalarla işbirliği de yapıyor!
iPad müzisyeni Mr.Jakcson ve inanılmaz Japon davulcu arkadaşı.
iPad müzisyeni Mr.Jakcson ve inanılmaz Japon davulcu arkadaşı, sağdaysa Bucketman Larry.

Saksafon solonun kralı Justin Ward:

Pazarlama ve iletişim işindeyseniz etrafınızda olan bitenleri fark edebilmek çok önemlidir. Cingöz iletişimciler ve pazarlamacılar bu sokak müzisyenlerinin hikayelerinden faydalanıp kendi marka hikayelerini güçlendiriyor. Teknoloji devi Intel’in Mr.Jackson ile gerçekleştirdiği şu reklama bir bakın.

Ev kiraları ve yaşam ateş pahası

San Francisco’da, eğer şehir de yaşamak istiyorsanız gerçekten çok paranızın olması gerekiyor. Tek odalı evlerin kirası 2,000 dolarlardan başlıyor ve limitler neredeyse sınırsınız. Bu yüzden çoğu insan çalışmaya San Francisco’ya geliyor ve Oakland’da ya da Bay Area’daki diğer şehirlerde yaşıyorlar. Oakland ve San Francisco’yu Bay Bridge birleştiriyor. Yine’de mesafeleri ve trafiği düşündüğümüzde Oakland’da oturup San Francisco’da çalışmak, Ataşehir’de oturup Levent’te çalışmak gibi bir şey. Bay Area bölgesinde (Silikon Vadisi bölgesi diyelim) de kiralar pek ucuz değil. Teknoloji ve yeni ekonominin yeni zenginleri ve küresel çalışanları buradaki yaşamın ve kiraların bu kadar pahalı olmasının sebeplerinin başında geliyor. Şehrin sermayesi ve nüfusuyla birlike artan konut talepleri kira fiyatlarını ciddi oranda yukarı çekmiş yıllar içinde.

Ama bazı evler pek güzel hakkını verelim.
Ama bazı evler pek güzel hakkını verelim.

Istanbul’da ayda 10 bin TL kazanan biriyseniz, benzer hayat standartlarıyla San Francisco’da yaşamak için 10 bin dolar yetmeyecektir. 1 litre suyun bile fiyatı 2,5 dolarları buluyor. (Bu konu tartışmaya çok açık!)

San Francisco’yu ve Oakland’ı birleştiren Bay Bridge.
San Francisco’yu ve Oakland’ı birleştiren Bay Bridge.
Bu gerizekalı genç arkadaşımız bir prankster. O elindeki şeyi bana sıkıp beni videoya aldı. Abuk bir facebook şaka videsunda beni görebilirsiniz.
Bu genç apaçi arkadaşımız bir prankster. O elindeki şeyi bana sıkıp beni videoya aldı. Abuk bir facebook şaka videosunda beni görebilirsiniz.

Sosyalleşmek hiç sorun değil, aksanınız size yardımcı olacak

Anneme ve rahmetli dedeme çekmişim herhalde. Muhabbeti çok seviyorum. Verin bana sabahtan akşama kadar konuşayım. Bu yüzden sosyalleşmek hayatımın hiçbir döneminde sorun olmadı. Yalnız çıktığım bu seyahatte de on gün boyunca hiç ama hiç canım sıkılmadı. Zaten gitmeden görüşmek istediğim arkadaşlar ve iş adamı amcalarla mesajlaşmış takvimimi oluşturmuştum. Arada kalan boş zamanlarda da enteresan etkinliklere katılmak istiyordum. Ne bileyim; gelmişken şu meşhur şükran gününde birileri beni de sofrasına davet etsin, şu yoga meditasyon etkinliklerine gideyim, fight club’daki Edward Norton misali grup terapilerine falan gideyim istiyordum. Hemen Meetup.com ve couchsurfing.com sitelerinden uygun etkinliklere kaydımı yaptım.

Bir gece yerel bir komedi şovuna katıldım. Espriler kadın-erkek ilişkilerindeki gariplikler ve pop kültürünü aşağılamak üzere olduğu için beni de delicesine eğlendirdi. Etkinlik sonrası komedyenler sağolsun beni de bir bara içmeye davet etti.

Bunun haricinde bir restoranda düzenlenen şükran günü yemeğine de katıldım. Hindimizi yedik! Birkaç start-up ve pazarlama etkinliğine de katıldım.

Arada güzel kareler de yakaladım sanki.
Arada güzel kareler de yakaladım sanki.
Bilgi herkese açık. San Francisco halk kütüphanesinde kodlama öğrenmeye çalışan evsizler de gördüm.
Bilgi herkese açık. San Francisco halk kütüphanesinde kodlama öğrenmeye çalışan evsizler de gördüm.
San Francisco'da sokakta bisiklet kiralamak çok işe yarıyor. Bir istasyondan alıp, başka istasyonda bırakabiliyorsunuz. Süper bir uygulama.
San Francisco’da sokakta bisiklet kiralamak çok işe yarıyor. Bir istasyondan alıp, başka istasyonda bırakabiliyorsunuz. Süper bir uygulama.
San Francisco'ya kadar gelmişken, bende çok özel yeri olan Adobe'nin SFO ofisine uğramamak olmaz. Birkaç arkadaş görüp, kahvemizi içtik.
San Francisco’ya kadar gelmişken, bende çok özel yeri olan Adobe’nin SFO ofisine uğramamak olmaz. Birkaç arkadaş görüp, kahvemizi içtik.

San Francisco barlarında kızlı erkekli, amcalı teyzeli sosyalleşmek

Birkaç akşam da yerel barlarda kendi kendime takıldım. Barda oturup içkimi yudumlayıp, cep telefonumdan Leo’s adventure oyununu oynayıp ruhuma şerbet dökerken, arada barmenlerle mini muhabbetlerde bulundum. Onlara hayatımda toplasan 10 kere içtiğim rakının ne güzel bir içki olduğunu, biranın kralının da Efes olduğunu anlatmaya çalışırken aksanım bal gibi ele veriyordu benim bir Amerikalı olmadığımı. Böyle olunca da kafalar kalkıyor, yan sandalyelerde oturan amcalar ve ablaların benimle konuşma isteği kabarıveriyordu.

Böyle akşamlardan birinde tesadüfen Amerikalı bir amca ve Türk eşiyle baya bir memleket sohbeti yaptık. Bir başka akşamda yanıma bir işletme profesörü oturdu. O’nunla da yeni medya, yeni ekonomi ve pazarlama üzerine konuştuk. Konuşmanın bir yerinde nasıl olduysa konu eşcinsel evliliklere geldi ve abi bana eşcinsel olduğunu söyledi. Ben de kız arkadaşımı ne kadar çok sevdiğimi anlattım. Hatta şu telefonda oynadığım Leo’s Fortune oyununu sevmemin sebebinin, oyundaki karakterin kız arkadaşımın babasına aşırı derecede benziyor olmasından kaynaklı olduğunu filan söyledim. Güzel muhabbet oldu.

Leo’s Fortune oyununu seviyorum çünkü bu tip benim hatunun babasına çok benziyor.
Leo’s Fortune oyununu seviyorum çünkü, bu tip benim hatunun babasına çok benziyor.

Yine başka bir gece ise ben böyle Kadir İnanır havalarında oturuyorum, barda yanıma bir çocuk geldi. UX tasarımcısıymış, İranlıymış. Bak dedi, yanında iki tane fıstık gibi kız oturuyor, sen hiç bakmıyorsun. Ben şimdi bunlarla tanışıcam ama bunlar iki kişi olduğu için tek gidersem olmaz. Sen benim ‘Wing-man’ im olur musun dedi! Şu koca hayatımda toplasan 10-15 kere bara gidip eğlenmişimdir, o ‘wing-man’ denen şeyin, ne olduğunu anlamadım. Ama bu çocuğun derdi kızlara yazmak, nasıl olsa bana bir zarar gelmez diye düşünüp ‘OK’ dedim. Hakkını vereyim çocukcağız kızlarla soyalleşebilmek için büyük bir efor sarfetti, ama kızlar bir türlü ısınamadı elemana. Bende öyle Kadir İnanır gibi izledim uzaktan. Belki de ‘wing-man’liğimin hakkını mı veremedim, tam anlayamadım o işi! 🙂

Evlenmek isteyen Amerikalı kız da oluyormuş

Sonra yanıma başka bir kız geldi, her zaman ki gibi sen nerelisin muhabbeti. Türküm dedim. “Aa,” dedi; “ben de Istanbul’a gelmiştim bir süre önce.” “Aaa,” dedim ne güzel. “Siz türkler, kadınlarınıza çok değer veriyorsunuz, di mi,” dedi! İşte evlenmek, sahip çıkmak falan filan… Ahh canım dedim içimden. Anahaber bülteni ve gazetelerin 3’ncü sayfasındaki haberleri görmezden gelirsek çok iyi davranıyoruz, demek istedim ama ingilizce mi akşamın o saatinde pervasızca harcamak istedim. Vay be dedim kendi kendime, türk erkeğinin çizdiği şu imaja bak. “Yaniii…” dedim, gönülsüzce… Sonra kız başladı bana içini dökmeye. Neymiş efendim, sevgilisi O’nun evine taşınmasını istemiyormuşmuş, birlikte yaşamak istemiyormuşmuş, evlenmek istemiyormuş… Üzüldüm kızcağıza, milletin ne dertleri var dedim kendi kendime…

San Francisco seyahatimi tek bir blog yazısında toparlamak pek kolay olmayacak. Ben en iyisi bu yazıya ek birkaç yazı daha yazayım ilerleyen günlerde…

Son durak Fisherman's Wharf! Cable Car fotosu olmadan olmaz :)
Son durak Fisherman’s Wharf! Cable Car fotosu olmadan olmaz :)