Neden beceriksiz ve kötü insanlar hep terfi alır?

“Bu adamın burada ne işi var. Hiçbir konuda bilgi sahibi değil. Üstelik çok sinir bozucu. Biz işimizin ortasındayken gelir iki saçma laf söyler, hepimizi uyuz eder. Sinirleri bozar. Çalışanları birbirine kırar. Arkamızdan dedikodu yapar. Şimdi de hepimiz olduğumuz yerde sayarken o terfi aldı. Bu şirketten nefret ediyorum. Bu büyük bir haksızlık.”

Bu ve benzeri konuşmalara çalıştığım hemen her kurumda şahit oldum. Şirketin en gereksiz, dedikoducu ve sinir bozucu insanları kariyer basamaklarını hızla tırmanırken sadece işini yapmaya çalışan tipler genellilkle olduğu yerde sayar. En olmadık insanlara, en olmadık sorumluluklar verilir. Huşu içinde huzurla çalışmak varken rahatsız tipler kredileri toplar, ehil insanları şirkete küstürürler. Peki neden böyle oluyor?

Haksızlık diye bir şey yok

Sadece iş dünyası değil. Dünyada haksızlık diye bir şey yok. Doğada aslan geyiği yerse hayatına devam eder. Yiyemezse ölür. Geyik iyi koşar ve av olmazsa, aslan geyiği avlayamaz ve açlıktan ölür. O zaman aslana haksızlık olmaz mı! O yüzden haksızlık, haklılık meselelerini bir kenara bırakmalı. Yok öyle bir şey. Orman kuralları, iş dünyasında da aynen geçerli.

Maalesef doğada haksızlık diye bir şey yok.

Maalesef doğada haksızlık diye bir şey yok.

Kurumlar hareket ve devinim ister

Büyük ya da küçük fark etmez. Sermaye sahipleri kurumlarında hep hareket ister. Hareket olan yerde bereket vardır gibi düşünülür. Bu yüzden kimsenin huşu içinde çalışması umurlarında değildir. Eğer hedefler tutuyorsa ve herkes huşu içindeyse, sermaye sahipleri daha fazla hareket edilip, daha fazla kazanç sağlanılmasını ister. Sermaye sahipleri, yatırımcılar ve patronlar hep hareket ister.

Patronlar etrafta alkış tutup, haydi haydi diye bağıran erkek ve kadın yöneticiler ister. Sermaye sahipleri,  kimse haydi demezse bu işlerin hiçbirinin yürümeyeceğini çok iyi bilirler. Eğer ısrarcı, yaratıcı, ikna edici ve işleri hızlandıran kişiler yoksa hiçbir şey yürümez. O zamana kadar yapılan tüm işler de çöpe gider. Bu yüzden yöneticiler bazen, etik değerleri zayıf olsa bile, yırtıcı ve başarma arzusu olan kişileri bünyelerinde bulundurmak isterler. Bu insanların devinim enerjisinden faydalanmak isterler. Bu kişilerin enerjileri azaldığında ya da kurum için tehlike arz etmeye başladıkları hissedildiğinde hemen gönderilirler.

Kurumlarda zanaatkârların önü kapalı

Türkiye, girişimciliğin ve üretimin çok az olduğu ülkelerin başında geliyor. Bu yüzden zanaatkâr kılıklı üreten insanların kurumlarda ilerleme şansı pek az. Maalesef maaşını artırmak için altına adam alman gerekir. Bu yüzden birini yönetici olarak işe aldıklarında ses hızıyla altındaki bütün kadroları doldurmaya çalışır. İşinin odağında daha fazla üretmek olan insanların çok az bir kısmı altındaki adamların yöneticisi olmaya meraklıdır. Bu yüzden müdür de olamazlar, maaşlarını da artıramazlar. Gerçi çoğu, müdür de olsa mutlu olamaz. İlginçtir, yurtdışında müdüründen daha çok maaş alan yazılımcılar, tasarımcılar, ürüncüler kısacası asıl derdi üretmek olan kurumsal zanaatkârları çok gördüm. Yönetimsel olarak dikey olan yapı, maaş ve sosyal statü olarak yatayda seyretmediği sürece, yeni nesilleri üretim odaklılığa özendirmek pek mümkün olmayacak gibi… Hoş, kurumsallık denen yapının bence en fazla 20 yılı kaldı! Bakalım zaman neler gösterecek…

Yöneticinizle iyi geçinmek için tavsiyeler -1

Başarılı bir iş hayatı için öneriler sıralayabilecek müthiş bir kurumsal kariyerim yok. Zaten başarı denen şeyin bize anlatıldığı standart versiyonuna da inanmıyorum. Öte yandan başarılı adamların hikayelerini dinlemekten de çok sıkıldım. Hep aynı şeyler değil mi allahaşkına! “Fikrim vardı, hayata geçirdim, bu kadar sattık, şu kadar büyüdük, çok para kazandık ama fazlasıyla da acılar çektik. İşin hakkını verdik orası ayrı…” Bir kere o hikayelerin çoğu cepteki iki lirayla başlamıyor. Birileri birilerinin elinden tutuyor, paralar kazanılıyor ya da batılıyor. Sonra hikayeleştirilip, paketlenip seminerlerde yeniden satılıyor. Lakin bu müthiş zihinler kendini parlatmakla uğraşırken dünyanın çözüm bekleyen çok daha büyük sorunları oracıkta beklemeye devam ediyor.

Gariptir ki kariyer ve başarı gibi kelimelerin içinde insanı baskı altına alan ve zorlayan çağrışımlar olduğunu düşünüyorum. “Başarılı mısın, ne kadar başarılısın, başarmalısın, neden başaramadın, kariyerin var mı, müdür müsün, kaçıncı dereceden memursun?” Kariyer ve başarının, absürd referans noktalarıyla sistemin işine geldiği gibi yazıldığı, sopa ve havuç olarak kullanıldığı her çeşidine karşıyım ben.

Nerede o eski insanlar?

Bana kalırsa kanaatkar olabilmek şu günlerdeki en çetin başarı. Biri bana açıklayabilir mi; kim, kime göre ve neye göre daha başarılı veya başarısız! Tek başarı kriterimiz kazandığımız para mı olmalı? Böyle düşündüğümüz için artık kimse zanaatkar olmak istemiyor. Tarım bitti, madencelik tarihimiz facialar ile dolu, etin kilosu da 50 lira olmuş bu arada. Dünyanın insan egosundan daha büyük dertleri yok mu?

Kimim ben?

Bence sen kimsin sorusunun cevabı da 9.Dereceden devlet memuruyum ya da kasabım, müdürüm vs.. olmamalı. Yaptığımız iş her koşulda kişiliğimizin aynası olamaz. Hele Türkiye gibi mesleklerin popülerlik indeksine göre seçildiği ya da seçilemediği bir yerde… Kendimizi kandırmayalım. Şu ana kadar elde ettiğimiz pek az başarının veya kariyerin gerçek kimliğimize faydası oldu. 

Hayal kırıklığına uğrayanlar, endişe eden, korkanlar veya tutkularının esiri olanlar ruhlarını özgür kılamazlar.Konfüçyüs

Kariyeri salladık, peki ya iş?

İnsan kariyer odaklı olmasa bile elindeki işi en iyi şekilde yapmakla yükümlüdür. Zaten çalışmak mutluluğun olmazsa olmaz koşuludur. Severek yapılan iş, insanı sıkılmaktan, kötü alışkanlıklardan ve açlıktan korur.

Kurumsal insanlar olarak çok değerli hayatlarımızın büyük bir bölümünü iş yerinde geçiriyoruz. Ortalama bir Türk beyaz yakalı işçi suni olarak iklimlendirilmiş yaşam alanı olan ofisinde, haftaiçi her gün sabah 09:00’dan akşam 18:00’e kadar mesai yapar ve hayatta kalması için gerekli olan maaş gününü bekleyerek  yıllarını geçirir. Bu süre zarfında gün boyu bir sürü şakalar, eğlenceler, hayal kırıklıları ve sıkıntılara göğüs gererek, aldığı eğitim ve sosyal çevresinin beklentilerine karşı kendini ispat edip, tüneldeki ışığı görmek ve özgürlüğüne kavuşmak için çabalar durur.

Kübik dediğimiz şöyle birşey olsa keşke...

Kübik dediğimiz şöyle birşey olsa keşke…

Mutluğunun sırrı müdüründe saklı

Kurumsal hayata dair bir kariyer hedefiniz olsun  ya da olmasın başınız ağrımadan keyifle üretmek ve çalışmanın en önemli şartlardan biri müdürünüzle iyi geçiniyor olmaktır. Siz müdürünüzün halinden anlarsanız, o da sizi anlayacaktır ve işinizi rahat bir şekilde yerine getirmeniz için elinden geleni yapacaktır. Sonuçta sizin başarınız müdürünüzün de başarısıdır. Akıllı yöneticiler bunu çok iyi bilir ve çalışanının mutlulukla ürettiği faydadan sonuna kadar faydalanmak ister.

Pekiyi, kurumsal dünyada yöneticinizle iyi geçinmek için nelere dikkat etmelisiniz. Konuyu daha fazla uzatmadan kendimce  önemli olduğunu düşündüğüm 5 maddeyi paylaşıyorum:

1. Saygı görmek için önce sen saygı göster

2. Ne söylediğine değil, nasıl söylediğine dikkat et

3. Önce anlamaya sonra anlaşılmaya çalış

4. Halden anla; unutma müdürün de bir müdürü var

5. Egoları büyük olan yönetilmeye mahkumdur

 

 

 

Dikkat: Kariyerde hızlı yükselişin sonu uçurum olabilir!

Kapitalizmin son mabedi insan egosu!

Geçenlerde birkaç arkadaşımla kariyer mevzusu üzerine sohbet ediyorduk. Kariyer meselesinin ne kadar subjektif ve boş bir kavram olduğu üzerine muhabbet derinleşirken, konu bir anda Linkedin’deki iş ilanlarına geldi. Dostlarımdan biri, ilanların çoğunun şişirme titrlerden oluştuğundan söz açtı.  Kendisi birkaç şirketle görüşmeye gitmiş ve önerilen maaşların titrlerin altında ezildiğinin farkına varmış. Gerçekten de internetteki iş ilanlarının başlıklarına baktığımızda hemen her şirketin müdür ya da direktör arayışında olduğu anlaşılıyor. İlanların detayına indiğinizdeyse, bazı kurumsallaşmış şirketler hariç,  çoğu şirketin sadece 2 – 3 yıllık iş deneyimi olan gençler için müdürlük hatta direktörlük pozisyonları açtığını görmek mümkün. Bahsi geçen müdürlük ve direktörlüklerin bazılarıysa akla hayale gelmeyecek cinsten…

Kapitalizm ve iş dünyası egolarımızdan besleniyor ama bize ekmek lazım!

‘’Verdiğimiz maaş zayıf, bari çalışanımızın titri tam olsun. Çalışanımız açlık sınırında da yaşasa, kendisini  iyi hissetsin.’’ mantığı ile açılmış direktörlük ve müdürlük pozisyonları ilk bakışta çalışan bünyesinde psikolojik bir rahatlama yaratsa da, maalesef kariyerde bir sonraki adımın önüne de set çekebiliyor.

Teknoloji ve internet insanların sabretme katsayısını düşürdü; haliyle bu durum kariyer dünyasındaki beklentileri de etkiledi. Özellikle genç nesil çok hızlı yükselmek ve hemen parayı bulup emekli olmak derdinde. Bir yıl içerisinde terfi alamayacağını gören genç, hemen özgeçmişini güncelleyip başka bir şirkete zıplamak istiyor. CV’lerdeki şişirme titrler,  kariyer yolunun başında olan gençler için oldukça tehlikeli. Örneğin; kişi bir önceki küçük şirkette direktör ya da müdür titriyle çalışmışsa, bu kişinin daha kurumsal bir şirketteki uzman pozisyonu için, gereğinden fazla kalifiye olarak değerlendirilip, İK Müdürü tarafından elenme riski çok yüksek. İşin acı tarafı bazı kurumsal şirketlerin uzman pozisyonu küçük ölçekli şirketlerdeki müdürlük pozisyonuna göre daha çok maaş ve imkan sağlayabiliyor ve sırf bu içi boş titrler yüzünden genç insanların kurumsal kariyer defterleri henüz açılmadan kapanabiliyor.

Eee, peki biz ne yapalım, nerede çalışalım, nasıl bir işe girelim?

Şişirme titrlerin peşinden koşarak kurumsal kariyerinizi bitirmek ve hayatınızı zindan etmektense sağlam ve yavaş adımlarla ilerlemek en doğrusu. Basamakları hızlı tırmanmak her zaman iyi olmayabilir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde tırmanacak çok fazla basamak olmadığı da bir gerçek. Herhangi bir şirketin Genel Müdürü olduktan sonra hayat daha da zorlaşıyor. Çünkü bu tür stratejik konumlarda en fazla 3-5 yıl kalabilirsiniz. Süreniz dolduğunda başka bir Genel Müdürlük pozisyonu bulmanız da pek kolay değil. Sırf bu yüzden genç yaşta emekli olmak zorunda kalan; restoran ve kafe işletmecisi olarak kariyerine devam eden çok Genel Müdür tanıyorum. Kişisel fikrimi soracak olursanız, bu türlü bir kariyer kurumsal kariyerden çok daha keyifli ve anlamlı bile olabilir! Yine de kariyerde sağlam, ancak yavaş adımlarla ilerlemek kısa vadede sıkıcı ancak uzun süreçte çok daha büyük bir kazanç ve gelecek vaad ediyor. Niyetiniz kurumsal bir kariyer yapmaksa unutmamanız gereken bir konu daha var; kurumsal dünyada çalışan hiç kimsenin yeri garanti değil, sistem her an sizi değiştirip yerinize yedeğinizi koyabilir. O yüzden çok da kafaya takmadan hayata devam etmekte fayda var.