Hepimizin kiracı olduğu şu dünyada sen elindekileri paylaşmaya ne kadar hazırsın?

Digitalage Dergisi Haziran – 2015 sayısında yayınlanan köşe yazım. Burada da bulunsun.

300 milyar dolar potansiyeli olan bir pazar; paylaşım ekonomisi

Geçtiğimiz aylarda 19 Mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramı Salı gününe denk geldiği için Pazartesi gününü de izine katıp uzun bir haftasonu tatili yapayım istedim.

Elimde koskoca 4 gün vardı. Kurumsal çalışanlar bilirler; yoğun iş temposunda haftasonuna bağlanan tatil gibisi yoktur.

yess-rock

Tatili görünce hemen havaya girerim

Schengen vizemin süresi dolduğundan şansımı Amerika’dan yana kullanmak gibi bir çılgınlık yapmak istedim. Skyscanner’dan hemen yarın New York’a giden en ucuz bileti buldum. Italya aktarmalı en ucuz gidiş-dönüş New York biletini 1,000 TL’ye buldum. Amacım sadece bir sırt çantasıyla New York’ta 3 gün geçirmekti. Kalacak yer için AirBnB üzerinden Manhattan’daki en keyifli odalardan birini buldum. Sanırım bu standartlarda bir otel odası için geceliğine 750 dolar gibi bir para ödemem gerekirdi. Oysa benim bulduğum oda 3 gece için sadece 600 dolar idi. New York’ta araba kiralamanın tam bir çılgınlık olacağını bildiğimden, tercihimi bisikletten yana kullanmak istedim. Evde yatan bisikletini benim gibi yabancılara kiralayarak değerlendirmek isteyen insanlar için yapılmış spinlister.com sitesinden günlüğü 20 dolardan müthiş bir bisiklet buldum. Üstelik bisikleti teslim alacağım yer kalcağım evden sadece 2 blok ötedeydi.

splinster

(www.splinster.com) Bisikletini paylaşmak isteyen dünyalıların sanal buluşma mekanı.

Sofraya bir tabakta benim için koyun

Başka kültürlere yaptığım yolculuklarda, eğer bu bir iş seyahati değilse, kesinlikle yerel insanlarla tanışmak, sanki oranın yerlisiymiş gibi şehirde vakit geçirmekten çok keyif alıyorum. San Francisco’ya yaptığım seyahatlerden birinde sırf bu yüzden Couchsurfing ile Golden Gate parkının dibinde harika bir evde kalmıştım. Ev sahibim sonradan bana Couchsurfing’in Küresel Operasyonlar Direktörü olduğunu itiraf etmişti ve silikon vadisi eşrafından bir sürü güzel insanla tanışmama vesile olmuştu. Bu deneyimi hangi para satın alabilir ki! Bu sefer yemeğini paylaşmak isteyen insanların bir araya toplandığı eatwith.com sitesiyle yeni tadlar ve dostluklar keşfedip, NYC’deki çevremi geliştirmeyi planladım.

Profesyonel aşçılar amatör gurmelerle buluşuyor.

(www.eatwith.com) Profesyonel aşçılar amatör gurmelerle buluşuyor.

Seyahatimle ilgili her şeyi en ince detayına kadar düşünsem de kız arkadaşım arıza yapınca evdeki hesap çarşıya uymadı ve tüm bunları bir sonraki uzun haftasonu tatiline ötelemek durumunda kaldım. Tabii sevgiliyi de hesaba katmak suretiyle…

Giriş izni reddedildi

Hatunu hesaba katmayınca seyahat yalan oldu! 🙁

Paylaşım ekonomisi konseptine kısa bir bakış:

Rakamlarla paylaşım ekonomisi 

Paylaşım ekonomisi terimiyle ikibinli yılların ortasında tanıştık. Paylaşım ekonomisini atıl kapasiteye ulaşmış ürün ve hizmetlerin ihtiyaç sahipleriyle bedelli ya da bedelsiz olarak paylaşılmasıyla yeniden ekonomiye kazandırılması olarak özetleyebiliriz. eBay, Craigslist, Uber ve Spotify’ın yanı sıra Kickstarter gibi kitlesel fonlama hizmetlerini de paylaşım ekonomisi uzayının içine alabiliriz. Küresel paylaşım ekonomisinin 15 milyar dolarlık bir pazar olduğu ve 2025 yılına kadar 300 milyar dolarlık bir hacme sahip olacağı ön görülüyor. Virgin Enterprenuer’un raporuna göre İngiltere hükümeti 2013 yılında paylaşım ekonomisiyle 4,6 Milyar pound tasarruf sağlamış. Bir karşılaştırma yapmak isterseniz 2013 yılı verilerine göre Türkiye’nin ekonomisinin toplam değeri 820 milyar dolar’dır. Amerikan ve İngiliz hükümetleri paylaşım ekonomisinin önemine haiz olacaklar ki; şimdiden bu işin vergilendirilmesi ve paylaşıma açılan ürün ve servislerin sigorta ve hukuksal kullanımına yönelik çalışmalara hız vermiş.

Paylaşılan nesnelerin interneti

Paylaşılan nesnelerin interneti

Bilgi teknolojileri, sosyal medya ve güven unsurları paylaşım ekonomisinin arkasındaki itici güçlerin başında geliyor. Dünya nüfusundaki hızlı artış (mevcut popülasyon 7,2 milyar) karbon emisyonundaki artışı ve doğal kaynakların artan bir hızda tükenmesinin önünü açtığı için ileri görüşlü ülkeler ve organizasyonlar paylaşım ekonomisine sarılmış durumda. Trendwatching’in yayımladığı 2015’in yükselen trendleri raporunda yükselişte olan trendlerden birinin ‘paylaşılan nesnelerin interneti’ olduğu hemen dikkat çekiyor. Yağmur yağdığında mobil uygulamanızla şemsiyesini paylaşıma açmış kişileri bulmaktan tutun da, sokakta park halindeki bisikletin kilidini açıp gideceğiniz yere kadar gidip bir başka istasyona kitleyip başkalarının kullanımına açabiliyorsunuz. Hepimizin kiracı olduğu şu dünyada siz elinizdekileri paylaşmaya ne kadar hazırsınız?

Düğmesiz internet dönemi web’i nasıl değiştirecek?

Digitalage Dergisi Şubat – 2015 sayısında yayınlanan köşe yazım. Burada da bulunsun.

Gerek insanoğlunun hiç bitmeyen ihtiyaçlarından, gerekse dijital ekonominin yeni gelir kaynağı arayışlarından teknoloji yeni formlar ve uygulamalarla hayatımızdaki yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor.

2014 yılının parlayan başlıklarından biri hiç şüphesiz nesnelerin interneti ve M2M idi. Bu kavramları önümüzdeki yılda da sıkça duymaya devam edeceğiz. Nesnelerin interneti kısaca, görünmez bir şekilde internet üzerinden birbiriyle iletişim kuran akıllı objeler dünyası olarak tanımlanabilir. Bu kavramın genellikle M2M (Machine to Machine) ile karıştırıldığına şahit oluyorum. Yeri gelmişken aradaki minik farkı da hemen ifade edeyim: Nesnelerin interneti konseptinde akıllı nesneler internet üzerinden birbiryle iletişim kurarken, M2M tarafındaysa herhangi bir internet bağlantısı olmaksızın iki nesne birbiriyle Bluetooth, Wi-Fi ya da herhangi başka bir iletişim protokolü üzerinden konuşuyor. Bluetooth ile cep telefonuna bağlanan akıllı saatleri M2M konseptine örnek gösterebiliriz. Nesnelerin interneti tarafındaysa, buzdolabınızdaki yiyecekler azaldığında internete bağlanarak size e-posta gönderen dolap çekmecesini örnek verebiliriz.

2020’de 26 milyar nesne internete bağlanacak

İnterneti oluşturan birinci nesil cihazlar hiç şüphesiz masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar idi. İkinci nesil cihazlar ise elbette akıllı telefonlar. Devam eden süreçte saat, gözlük, ev eşyaları, kıyafet ve hatta vücuda yapılan dövmeler de bu ekosisteme dâhil olmaya başladı. Gartner’ın yaptığı araştırmalar 2020 yılına kadar yaklaşık 26 milyar ürünün bir şekilde internete bağlı olacağını gözler önüne seriyor.

Yeni ürünler yeni deneyimler demek

İnternetin farklı formlarını akıllı telefonlar ve cep telefonu uygulamalarıyla deneyimledik. Koskoca bilgisayar ekranlarından minicik telefon ekranlarına yaptığımız yolculukta, internet site ve hizmetlerini mini cep telefonu uygulamalarına ve tarayıcılarına uyarladık. Şimdiyse internete bağlanan çoğu nesnenin üstünde ekran ya da bir düğme bile yok. Grafik arayüzler ile sunulan kullanıcı deneyimlerinin yerini lokasyon bazlı, duygusal ve anlık hayatın içinden aksiyonlarla tetiklenen doğal, biyolojik ve çok çeşitli görünmez düğmeler var.

Örneğin, kanınızdaki insülin direncini düzenli ölçen ve kritik noktaya gelmeden önce size kurye ile ile bulunduğunuz yere ilacınızı gönderen akıllı dövme. İşte, buradaki buton kanınızdaki insülin direnciniz. Ya da ecza dolabınızda ilacınız bittiğinde internetten sipariş veren akıllı raf, satın almayı istediğiniz kitap indirime girdiğinde Amazon’dan sipariş veren akıllı kütüphane v.b. örnekler çoğaltılabilir.

Kazanan yine deneyim ekonomisi olacak

Bundan birkaç yıl önce okuduğum, Google’ın üst düzey yöneticilerinden biriyle yapılan, röportajda aklıma kazınmış bir cümle var; “Siz daha arama ekranında ‘ara’ butonuna basmadan istediğiniz sonuçları karşınıza getirecek bir teknoloji üzerinde çalışıyoruz”. Söylenen oldu, çoğumuz farkında olmasak bile Google’ın Now hizmeti kusursuz ve görünmez bir şekilde hayatımıza nüfuz etti. Bu servis gönderdiğimiz e-posta içeriklerinden, bulunduğumuz lokasyonlarda geçirdiğimiz zamanlar ve internet aramalarından elde edilen verileri harmanlayıp, davranışlarımızı analiz ediyor ve bizden birkaç adım önce istenenleri karşımıza çıkartıyor. İşte yeni, butonsuz internetin en basit ve yaygın örneği.

Nesnelerin interneti de hiç şüphesiz gelişen deneyim ekonomisine yeni milyonerler kazandıracak. Daha sonra dev firmalar, koca bütçelerle pazarı satın alıp, suyunu sıkacak ve bir bakmışız, nesnelerin interneti gitmiş, yepyeni bir kavram daha çıkmış. Bu alanda güzel çalışmalar yapan birkaç Türk girişimi de var. Umarım başarıya ulaşır ve gelecek nesillerin girişim tohumlarına bereketli topraklar olurlar.