Büyük veri siyaseti yendi!

Bu yazım Campaign Türkiye’nin Şubat 2017 sayısında ‘Büyük veri siyasetin de içinde’ başlığıyla yayımlanmıştır. İlgi çekici bir konu olduğunu düşündüğümden burada da paylaşmak istedim.

Büyük veri siyaseti yendi, dünyayı kurtarmak için aklıselim iletişimciler aranıyor

“Teknoloji insanları çalışma hayatının dışına iterken, para ve güç, algoritmaları elinde tutan bir grup elitin elinde toplanarak, daha önce hiç görülmemiş bir ekonomik ve siyasal eşitsizlik doğurabilir.” Bu sözler Sapiens kitabının yazarı, son dönemin popüler tarihçilerinden Yuval Noah Harari’ye ait.

Büyük veri ve psikometri biliminin birleşmesiyle, pazarlamacının silah setine eşi benzeri görülmemiş kuvvette bir bomba eklenmiş oldu. Öyle ki 1945 Pasifik Savaşında dünyanın başına patlayan atom bombası neyse, bu yeni silahın günümüz insanları üzerinde bırakacağı etki de en az bu kadar acılı ve travmatik olabilir. Bu büyük silahın ne olduğu ve nasıl çalıştığını anlatmadan evvel nöropazarlama alanındaki bilgilerimizi tazeleyelim.

 

Tüm kararlarımız duygusal

Müşterilerimizin fiziksel ve dijital dünyada bıraktığı ayak izlerini takip ederek onların beklentilerini anlamak, doğru yer ve zamanda, işe yarar bir mesajla karşılarında olmak sadece biz iletişimcilerin değil, siyasetçilerin de en önemli meselesi. Bir müşterinin ürünümüzü satın alması bizim için ne kadar değerliyse, bir seçmenin bir fikri benimsemesi de siyasetçi için o denli önemli. Her iki durumun özünde de bir satın alma eylemi söz konusu. Ne kadar aklı başında insanlar olursak olalım, karar verme denen hadisenin tamamen duygusal olduğu ve 70 bin yıllık amigdala denilen kök beynimiz tarafından gerçekleştiği, nöro-bilimcilerin hemfikir olduğu ender konulardan biri. Amigdala beynimizin duygusal hafıza ve tepkilerinden sorumlu başkanı. Amigdalanın iki tane önemli görevi var. Bunlardan ilki hayatta kalmak, diğeriyse neslin devamlılığını sağlamak. Yani bu arkadaş tüm hesaplarını bu ikisine hizmet edecek şekilde yapıyor. Ekonominin devamlılığı günümüz dünyasında hayatta kalmanın şartı olduğuna göre, amigdala sizi bu vaadi gerçekleştirecek partiye oy vermeye yönlendirebilir. Ya da neslin devamlılığını sağlamanıza yardımcı olmak için kadınların ilgisini çekebilecek kırmızı bir spor arabayı satın aldırabilir.

Amigdala’nın nasıl çalıştığını anlatan 2 dakikalık bir youtube videosu. İzlemenizi tavsiye ederim.

Beynin antik kısmı biz farkında olmadan karar verirken, gelişmiş beyin kabuğumuz da arkadaşının verdiği kararın ne kadar mantıklı olduğunu bize anlatmaya çalışıyor. İş ve eş seçimlerimizden tutun da seyahat planlarımıza kadar her şey, bu ikisinin kontrolünde gerçekleşiyor. Siz de geçen sene dünya kadar para verip aldığınız iPhone’u satıp, yenisiyle değiştirmeyi istiyor musunuz? İçinizden bir ses bunun çift kamerası var, işlemcisi hızlı gibi manipülatif cümleler kuruyor mu? O zaman geçmiş olsun. Gitti paralar!

Duyguların efendisi kim?

Tüm kararlarımız duygusalsa, duygularımız nereden geliyor diye düşünebilirsiniz. Duygular, amigdalanın isteklerini gerçekleştirmek için yardım aldığı biyokimyasal algoritmalardır. Mesela yolda yürürken bir aslan gördüğünüzde amigdala hayatın devamlılığını sağlamak için beynin ilgili yerlerine uyarılar göndererek, adrenalin pompalanmasını sağlar. Vücuda verilen adrenalin kalp atış hızımızı artırır ve aslana yem olmamak için beklenmedik hızda koşmaya başlarız.

Veri tabanlı psikolojik karakter analizi

Psikometri veri odaklı psikoloji bilimi olarak tanımlanıyor. Bu bilim dalı, ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın başarısının ardındaki gizli silahlardan biri olarak değerlendiriliyor. 1980’lerde, psikologlardan oluşan iki ekip, “Büyük Beş” adını verdikleri psikometrik bir model geliştirdi. Bu modelde insanları beş kişilik özelliğine dayanarak değerlendirmeyi başardılar. OCEAN adını verdikleri bu model “Büyük Beş”in baş harflerinden oluşuyor. Bunlar: Openness (yeni deneyimlere ne kadar açıksınız?), Conscientiousness (ne kadar mükemmeliyetçisiniz?), Extroversion (ne kadar sosyalsiniz?), Agreeableness (Ne kadar düşünceli ve işbirliğine açıksınız?) ve Neuroticism (Kolayca üzülür müsünüz?). Bu kriterler göz önünde bulundurulduğunda sizin nasıl bir insan olduğunuzu kestirmek kolaylıkla mümkün oluyor.

Bana Facebook profilini göster, sana kim olduğunu söyleyeyim

Psikometri bilimine gönül vermiş genç ilim insanı Michal Kosinski’nin bu konudaki açıklamaları çok çarpıcı. Kosinski, profilinizdeki 10 Facebook beğenisine bakarak hakkınızda iş arkadaşınız kadar, 70 beğeniyle de yakın arkadaşınızmışçasına bilgi sahibi olabileceğini söylüyor. Dahası eğer profilinizde 150 beğeni varsa sizi öz anneniz kadar tanıyabileceğini iddia ediyor. Bu konuya şüpheyle bakabilirsiniz lakin, Kosinski’nin bu açıklamalarından sonra Facebook’un kendisine hem dava açması, hem de bünyesine almak istemesi bir de profillerdeki beğenileri gizlemesi kafaları bulandırmıyor değil. Cambridge Üniversitesi psikometri merkezinin web sitesine (https://applymagicsauce.com) Facebook profilinizle bağlandığınızda, OCEAN modeline göre %90 başarı oranıyla karakterinizin en ince noktaları karşınıza çıkıyor. Daha da şaşırtıcı olan dini ve politik görüşleriniz, toplumsal duyarlılığınız, ne kadar zeki olduğunuz ve cinsel tercihlerinize kadar birçok konudaki özelliklerinizin yalın grafikler ve açıklamalarla karşınıza çıkması. Benzer ilgi alanları olan insanların benzer karakter yapısında ve zeka ölçüsünde olabileceği, bunların da olaylar karşısında ortak davranış kalıplarıyla hareket edeceği ön görülüyor.

Cambridge Üniversitesi Psikometri Laboratuvarı tarafından hazırlanan bu uygulama Facebook verilerinize bakarak sizin hakkınızda şaşırtıcı bilgiler veriyor.

Cambridge Üniversitesi Psikometri Laboratuvarı tarafından hazırlanan bu uygulama Facebook verilerinize bakarak sizin hakkınızda şaşırtıcı bilgiler veriyor. Biraz şaşırmak isterseniz Facebook profilinizle bağlanın.

Yeni dünyanın iç görü makinası

Kosinski’nin iddiaları bunlarla da sınırlı değil. Vice medyaya verdiği röportajda Trump’a seçimleri kazandıran sihirli tarifin büyük veri soslu psikometri çalışmaları olduğunu söylüyor. İngiliz Cambridge Analytica adlı bir şirketin Trump’ın tüm reklam çalışmaları ve söylemlerini psikometrik analiz süzgecinden geçen büyük verilerle oluşturulduğu ifade ediliyor. Peki bu nasıl yapılıyor? Politik seçimlerin kaderini kararsızlar belirler. Trump adına çalışan Cambridge Analytica, Acxiom ve Experian gibi küresel veri satıcılarından hedeflenen bireylerle ilgili yaş, cinsiyet ve kredi borcuna kadar aklınıza gelebilecek birçok bilgiyi temin ediyor. Bu verileri OCEAN modeli kullanılarak psikometrik analizden geçiriyor. İlk başta hiçbir anlam ifade etmeyen veri yığınları, anlamlı ve detaylı iç görülere dönüştürülüyor. Cambridge Analytica Amerikan nüfusunu 32 personaya indirgemiş ve sadece seçimin kaderini belirleyecek 17 eyalete odaklanmış. Daha sonra dijital ve sosyal ağlarda aşırı kişiselleştirilmiş hedefli reklamlarla söylemleri ilgililerle seçmenlerle paylaşmış. Trump başkanlık seçimleri süresince 107 milyon dolarlık bir reklam bütçesi kullanmış. Bunun 85 milyon doları dijital ve sosyal medya reklamlarına harcanmış olması sizi şaşırtmasın. Rakibi Hillary Clinton ile karşılaştırıldığında Trump, televizyon reklamlarına çok çok az yatırım yapmış. Obama için sosyal medya başkanı deniyordu, hiç şüphe yok ki bu performansıyla Trump büyük veri başkanı olmaya aday.

Mark Başkan başa geçince dertler derya olup bizler de sandala döner miyiz? #Evet mi, #Hayır mı? (Görsel: https://www.entrepreneur.com/slideshow/287855)

Mark Başkan başa geçince dertler derya olursa bizler de sandala döner miyiz? #Evet mi, #Hayır mı? (Görsel: https://www.entrepreneur.com/slideshow/287855)

Sırada ne var?

Hiç şüphe yok ki gelecekte sadece iki tür insan, kurum ve devlet olacak. Teknoloji zedeler ve teknoloji zâdeler. Kazanan tarafta olmak için elimizdeki verilerden anlamlı iç görüler çıkartabilecek ve doğru iletişim kurabilecek aklıselim iletişimcilere ihtiyacımız var. Yakın gelecekte dünyanın yarısının Facebook kullandığı bir çağda özgür iradeden bahsedebilmek ne kadar mümkün olacak, işte bu büyük bir soru işareti!

Yazarın ek notu: Bu arada bilmem farkında mısınız Mark Zuckerberg hiç boş durmuyor. Son bir yıldır Amerika’nın tüm eyaletlerini karış karış gezerek halkla kaynaşıyor. Zuckerberg’in sahip olduğu şirketlerin dünyada eriştiği kişi sayısını düşündüğümüzde Zuckerberg’in başkanlık meselesi hiç de olmayacakmış gibi görünmüyor. Şüpheniz varsa The Guardian’ın şu yazısına da bir göz atın derim.

► Youtube kanalıma buradan üye olun!
Hakan Akben yerel ve uluslararası kurumlar için stratejik pazarlama, sosyal medya ve içerik pazarlaması projeleri gerçekleştirmektedir. Teknoloji, inovasyon ve trendler hakkında konuşmalar yapmakta ve eğitimler vermektedir. Daha önce Adobe Systems ve Samsung Electronics gibi kurumlarda yerel ve uluslararası pazarlama yöneticiliği pozisyonlarında görev almıştır. Digitalage, Campaign Türkiye, IT Business weekly gibi yayınlarda teknoloji, inovasyon, pazarlama ve girişimcilik üzerine makaleler ve köşe yazıları yazmaktadır.
Hakkımda daha fazla bilgi almak isterseniz: http://www.hakanakben.com/hakan-akben-kimdir
Teknoloji, pazarlama, inovasyon, girişimcilik ve trendlere meraklıysanız beni sosyal medyadan takip edin:

 

 

Nöromarketing, sürüngen beyin ve satın alma ilişkisi

Bu yazı Digital Age Dergisinin Ağustos 2014 sayısındaki köşemde yayınlanmıştır.

Günümüz dünyasında günde ortalama 10 bin mesajla karşılaşıyoruz. Bu mesajlar sürüngen beyinle konuşmadığı sürece hiçbir anlamı yok

Ünlü Nörobilimci Antonio Damasio’nun “Bizler duyguları olan düşünen makineler değil, düşünebilen duygu makineleriyiz” sözü, eminim sosyal medyada ya da web’de karşınıza bolca çıkmıştır. Biraz düşününce kararlarımızı duygusal olarak verip, mantıksal sebeplere dayandırmaya çalıştığımız fikri hiçte mantıksız gelmiyor. En son aldığınız cep telefonunu ya da kıyafetinizi alırken kendinizi nasıl ikna ettiğinizi bir düşünün. Bunu alırsam daha başarılı, daha akıllı ve güzel görünürüm demedik mi? Yapılan son araştırmalar da zaten Damasio’nun bu sözünü doğrular nitelikte. Yani karar mekanizmamızın kontrolü çoğunlukla duygularımızda.

İnsan beyni yüz milyar sinir hücresi ve bir milyon kilometrelik sinir ağı ile evrendeki en büyük gizemlerden biri olmaya devam ediyor. Beynimiz, bedensel kütlemizin sadece yüzde ikisini oluştursa da toplam enerjimizin yüzde yirmisini tüketiyor. Yaşamsal fonksiyonlarımızın çoğu, bilinç seviyemizin altında otomatik olarak beyin tarafından koordine ediliyor. Beynimizin yalnızca yüzde 20’sini bilinçli olarak kullanabiliyoruz. Dikkatimizin büyük bir kısmı çevremizdeki olayları ve tehditleri algılamaya yönelik çalışıyor, çünkü beyin için asıl önemli olan ne markalar ne de reklamlar; sadece hayatta kalabilmek. Beynimizin hayatta kalmamızdan sorumlu olan kısmı eski beyin olarak da bilinen R-complex ya da bir başka deyişle sürüngen beynimizdir.

Sürüngen beyin milyonlarca yıllık bir geçmişe sahip, henüz beyin kabuğumuz bu kadar kompleks ve gelişkin bir yapıya dönüşmeden önce bile sürüngen beynimiz vardı. Anne karnındaki bebeğin beyin gelişiminde de ilk önce merkezdeki sürüngen beyin oluşumunu tamamlıyor. Gri alan ve beyin kabuğu daha sonra bu bölgenin üstüne inşa oluyor.

Beynin bölümleri

Sürüngen beynin karakteristik özellikleri

Beynin bu bölümü konuşmalara pek tepki vermez. Karışık mesajları anlamaz ve sadece vücudun bütünlüğünü korumak konusunda kaygılıdır. Son derece bencildir ve en önemli özelliği beyindeki görsel kortekse ihtiyacı olmaksızın çevredeki görsel uyarıcıları algılayabilir nitelikte olmasıdır. Bu nedenle insanlarla iletişimde görsel içerikler kelimelerden, deneyimler açıklamalardan çok daha etkili ve anlaşılabilirdir.

Günümüz dünyasında günde ortalama 10 bin mesajla karşılaşıyoruz. Bu mesajlar sürüngen beyinle konuşmadığı sürece hiçbir anlamı yok. Pazarlama yatırımlarının ne kadar etkin ve etkili olduğunu anlayabilmek için yapılan araştırmalar ve tüketici anketlerinin bir tık ötesine geçmek için ilk kez 2003 yılında Nörobilim Profesörü Read Montague önderliğinde bir grup tüketiciye Nöropazarlama araştırması yapılmış.

Nöropazarlama araştırma yöntemleri

Pazarlama ve nörobilimin kesişim noktası olarak karşımıza çıkan Nöropazarlama, nörobilim teknik ve gereçleri kullanılarak tüketici davranışlarını incelemeye yönelik çalışmalar yapan yeni bir bilim dalı. Duyguların tüketici davranışları üzerindeki tartışılamaz etkisi ve bu etkinin tüketici anket ve araştırmalarında net olarak ölçümlenememesinden doğan bu yeni bilim dalında EEG (Elektro-ensefalografi), MEG (Manyetik-ensefalografi), fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) yöntemleri kullanılarak, tüketicilerin reklamlara karşı oluşturdukları psikolojik tepkileri tetikleyen beyin aktiviteleri ölçülüyor ve görselleştirilerek yorumlanıyor.

100953115

Elbette burada da araştırmaların kötüye kullanımlarına dair bir takım endişeler söz konusu. Beynin yaşamsal fonksiyonlarını manüpüle ederek finansal çıkar sağlamanın limitlerini zorlamaya çalışabilecek firmaların olabileceği de göz önünde bulundurulacak olursa, önümüzdeki dönemde bu tür nöropazarlama çalışmaları için bazı küresel regülasyonların oluşması da mümkün. Yine de şunu çok iyi biliyoruz ki, söz konusu olan sürüngen beyinse kelimelerle iletişim anlamsızken, görsel iletişimin önemi tartışılmaz.

Vaktiniz varsa ve Nöromarketing konusuna meraklıysanız, Patrick Renvoise’nin aşağıdaki TEDx video’sunu izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.