Etkili pazarlamacının yedi alışkanlığı

“İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur,” demiş eski din âlimlerinden İbn-i Haldun (1332 – 1406). Eminim çoğumuzun hayatına değer katan, sürekli elinin altında bulundurduğu ve kişiliğinin şekillenmesine yardımcı olmuş birkaç kitap vardır. Benim de başucu kitap listemin iki numarasında Stephen R.Covey’in (1932 – 2012) “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” bulunuyor.

Kişisel gelişmek meselesi, popüler kültürden henüz nasibini almadığı yıllarda yazılmış olan bu kitabı, seneler önce daha henüz liseli bir öğrenciyken –düşünün, o kadar eski!- babamın ısrarları üzerine almış ve bir kenara atıvermiştim. Yıllar geçip de dertli yöneticiler, zor projeler ve garip çalışanlar dört yanımı sardığında, açmazlarımı çözebilecek bir rehber arayışına girdim ve o kitap yine karşıma çıktı. Covey’in kitabında paylaştığı bu önemli alışkanlıkların başlıklarını değiştirmeden kendimce birkaç cümlede yeni nesil pazarlamacılar için yorumladım.

1- Proaktif ol (Arıza ol!)

Seth Godin’in ‘Poke the Box’ isimli minik sarı kitabında da bahsettiği üzere kutuyu kurcalamak lazım. Tıpkı beş yaşındaki yaramaz anaokulu çocukları gibi önümüzdekiyle yetinmek yerine daha fazlasını istemek ve yerine göre biraz da arıza olmak gerektiğini çok iyi biliyorum. Benim için elimdeki projelerde bana söylenen şeyleri yapmakla yetinmek çok moral bozucu. Arıza tipler kendisine ne yapılması gerektiğini söylenmesinden son derece rahatsız olur. Bu insanlar kendi yol haritasını çıkartarak ilerlemeye eğilimlidirler.

2- Sonunu düşünerek işe başla (Planlı ol!)

“Sonunu düşünen kahraman olamaz” derler ama boş kahramanlıklara da pek gerek yok aslında. Ajanslarla yaptığım toplantılarda çoğu yeni nesil iletişimcinin strateji ve taktiği birbirine karıştırdığına şahit oluyorum. Yeryüzündeki bütün projelerin ve işlerin bir paretosu var (bknz. 80-20 kuralı). Yüzde 80’lik etkiyi verecek yüzde 20’lik hamleyi çok iyi planlamak gerekiyor.

3- Önemli işlere öncelik ver (Güne en çok üşendiğin işle başla!)

Siz de böyle misiniz bilmem ama en önemli işleri genellikle en sona bırakmaya eğilimliyimdir. Mesela bu yazıyı da son dakika da yazıp yolluyorum. Peki, bir işin gerçekten önemli olduğunu nasıl anlarım? Eğer sürekli ertelediğiniz ve yapmaya üşendiğiniz bir iş varsa bu kesinlikle çok önemli bir iştir.

4 – Kazan/Kazan diye düşün (İnsanlara hediye ver!)

“Veren el alan elden üstündür” derler. Bu dünyanın en mutlu ve başarılı insanları elindekileri hiçbir hesap yapmaksızın etrafındakilerle paylaşanlardır. Sahip olduğumuz bilgi ve iş gücünü toplumun hizmetine bedelsiz olarak sunduğunuz zaman eninde sonunda birileri sizi fark eder ve hayatınızda hiç ummadığınız şeyler olmaya başlar. Bu, projelerde de böyledir. En fazlasını veren hep daha fazlasını kazanır.

5 – Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya (Can kulağıyla dinle!)

Çoğu zaman birileriyle konuşurken dinlemek yerine vereceğimiz cevabı düşünürüz. Bu alışkanlıktan sonsuza dek kurtulmak gerekiyor. Dinlemek sanıldığının aksine son derece aktif bir eylemdir. Pazarlama ve iletişim yaparken müşteriyi can kulağıyla dinlemeli. Müşteriyi anlamadan kimsenin umurunda olmayan mesajlarla gürültü kirliliği yapmak iyi bir iletişimcinin işi olamaz.

6 – Sinerji yarat (Samimi ve yardımsever ol!)

Samimiyet, son dönemde pazarlamada en çok öne çıkan konuların başında geliyor. Çoğu marka müşterilerinin kendi potansiyelini açığa çıkarması için büyük çaba sarf ediyor. En iyi ürün; müşterisine en çok fayda sağlayan üründür.

7 – Baltayı bile (Yaşam boyu öğrenci ol!)

Gelişim, sürekli öğrenme ve tekrarla mümkündür. Tekrar edilmeyen, uygulamaya geçmeyen düşünceler ve yetenekler kazanılmış sayılmaz ve maalesef yok olmaya mahkumdur. Güzel ve yeni alışkanlıklar kazanmak mümkündür ama bol tekrar ve çalışma gerektirir.

Yöneticinizle iyi geçinmek için tavsiyeler -1

Başarılı bir iş hayatı için öneriler sıralayabilecek müthiş bir kurumsal kariyerim yok. Zaten başarı denen şeyin bize anlatıldığı standart versiyonuna da inanmıyorum. Öte yandan başarılı adamların hikayelerini dinlemekten de çok sıkıldım. Hep aynı şeyler değil mi allahaşkına! “Fikrim vardı, hayata geçirdim, bu kadar sattık, şu kadar büyüdük, çok para kazandık ama fazlasıyla da acılar çektik. İşin hakkını verdik orası ayrı…” Bir kere o hikayelerin çoğu cepteki iki lirayla başlamıyor. Birileri birilerinin elinden tutuyor, paralar kazanılıyor ya da batılıyor. Sonra hikayeleştirilip, paketlenip seminerlerde yeniden satılıyor. Lakin bu müthiş zihinler kendini parlatmakla uğraşırken dünyanın çözüm bekleyen çok daha büyük sorunları oracıkta beklemeye devam ediyor.

Gariptir ki kariyer ve başarı gibi kelimelerin içinde insanı baskı altına alan ve zorlayan çağrışımlar olduğunu düşünüyorum. “Başarılı mısın, ne kadar başarılısın, başarmalısın, neden başaramadın, kariyerin var mı, müdür müsün, kaçıncı dereceden memursun?” Kariyer ve başarının, absürd referans noktalarıyla sistemin işine geldiği gibi yazıldığı, sopa ve havuç olarak kullanıldığı her çeşidine karşıyım ben.

Nerede o eski insanlar?

Bana kalırsa kanaatkar olabilmek şu günlerdeki en çetin başarı. Biri bana açıklayabilir mi; kim, kime göre ve neye göre daha başarılı veya başarısız! Tek başarı kriterimiz kazandığımız para mı olmalı? Böyle düşündüğümüz için artık kimse zanaatkar olmak istemiyor. Tarım bitti, madencelik tarihimiz facialar ile dolu, etin kilosu da 50 lira olmuş bu arada. Dünyanın insan egosundan daha büyük dertleri yok mu?

Kimim ben?

Bence sen kimsin sorusunun cevabı da 9.Dereceden devlet memuruyum ya da kasabım, müdürüm vs.. olmamalı. Yaptığımız iş her koşulda kişiliğimizin aynası olamaz. Hele Türkiye gibi mesleklerin popülerlik indeksine göre seçildiği ya da seçilemediği bir yerde… Kendimizi kandırmayalım. Şu ana kadar elde ettiğimiz pek az başarının veya kariyerin gerçek kimliğimize faydası oldu. 

Hayal kırıklığına uğrayanlar, endişe eden, korkanlar veya tutkularının esiri olanlar ruhlarını özgür kılamazlar.Konfüçyüs

Kariyeri salladık, peki ya iş?

İnsan kariyer odaklı olmasa bile elindeki işi en iyi şekilde yapmakla yükümlüdür. Zaten çalışmak mutluluğun olmazsa olmaz koşuludur. Severek yapılan iş, insanı sıkılmaktan, kötü alışkanlıklardan ve açlıktan korur.

Kurumsal insanlar olarak çok değerli hayatlarımızın büyük bir bölümünü iş yerinde geçiriyoruz. Ortalama bir Türk beyaz yakalı işçi suni olarak iklimlendirilmiş yaşam alanı olan ofisinde, haftaiçi her gün sabah 09:00’dan akşam 18:00’e kadar mesai yapar ve hayatta kalması için gerekli olan maaş gününü bekleyerek  yıllarını geçirir. Bu süre zarfında gün boyu bir sürü şakalar, eğlenceler, hayal kırıklıları ve sıkıntılara göğüs gererek, aldığı eğitim ve sosyal çevresinin beklentilerine karşı kendini ispat edip, tüneldeki ışığı görmek ve özgürlüğüne kavuşmak için çabalar durur.

Kübik dediğimiz şöyle birşey olsa keşke...

Kübik dediğimiz şöyle birşey olsa keşke…

Mutluğunun sırrı müdüründe saklı

Kurumsal hayata dair bir kariyer hedefiniz olsun  ya da olmasın başınız ağrımadan keyifle üretmek ve çalışmanın en önemli şartlardan biri müdürünüzle iyi geçiniyor olmaktır. Siz müdürünüzün halinden anlarsanız, o da sizi anlayacaktır ve işinizi rahat bir şekilde yerine getirmeniz için elinden geleni yapacaktır. Sonuçta sizin başarınız müdürünüzün de başarısıdır. Akıllı yöneticiler bunu çok iyi bilir ve çalışanının mutlulukla ürettiği faydadan sonuna kadar faydalanmak ister.

Pekiyi, kurumsal dünyada yöneticinizle iyi geçinmek için nelere dikkat etmelisiniz. Konuyu daha fazla uzatmadan kendimce  önemli olduğunu düşündüğüm 5 maddeyi paylaşıyorum:

1. Saygı görmek için önce sen saygı göster

2. Ne söylediğine değil, nasıl söylediğine dikkat et

3. Önce anlamaya sonra anlaşılmaya çalış

4. Halden anla; unutma müdürün de bir müdürü var

5. Egoları büyük olan yönetilmeye mahkumdur