Büyük veri meseli hayatımızın içine öyle bir girdi ki, artık büyük biraderler bizi izlemenin ötesinde bir sonraki adımımızı tahmin ediyor, hatta ne yöne adım atacağımıza bile karar veriyor.

Toplantı odasında soğuk bir sessizlik hakimdi… ‘’Şöyle güzel bir dizi film yapsak içinde çokça politika ve entrika olsa, başrollerinde de Alec Baldwin ya da Kevin Spacey’i oynatsak; kalıbımı basarım ki Başkan Obama’yı bile takipçisi yapar, üstüne küresel izlenme rekorları kırar ve deli gibi para kazanırız,’’ dedi, şirketin üst düzey yöneticilerinden biri. CEO yöneticisine döndü ve sordu; ‘’Yapma yahu, nerden çıktı şimdi?’’ Yönetici hemen cevabı yapıştırdı; ‘’Efendim bunu ben değil, müşterilerimiz söylüyor!’’

Netflix bir Türk şirketi olsaydı ‘’House of Cards’’ dizisinin doğduğu toplantıda üç aşağı beş yukarı böyle bir diyalog olurdu herhalde… Netflix’in 44 milyon kullanıcısından toplamış olduğu yığın verileri (büyük veri) işleyerek ‘’House of Cards’’ için  sihirli bir reçete oluşturduğu büyük bir gerçek. Peki ürün tasarımından politik söylemlere, eğlenceden eğitime kadar bize ışık tutan büyük veri hikayesi toplumsal travmalara cevap olabilir mi?

Büyük veri meselesini hepimiz az çok biliyoruz. İnsanoğlu dünyada her gün iki buçuk kentrilyon (Onsekiz sıfırlı bir sayı.) baytlık veri üretiyor. Bu veriler sosyal medya hesaplarımızdan tutun da, cep telefonu GPS sinyalleri ve kredi kartı ile gerçekleştirdiğimiz alış verişlere değin her ortamda bir şekilde istemli ya da istem dışı üretimine katkıda bulunduğumuz bilgi yığınları olarak karşımızda  duruyor.

[Tweet “İnsanoğlu dünyada her gün iki buçuk kentrilyon baytlık veri üretiyor. “]

Dinlemeyi bilmek ve büyük veriyi kullanmak

İletişimde en zor ama en faydalı aksiyon dinlemektir. Gerçek şu ki çoğumuz diyalog halindeyken dinleme sürecini karşımızdakini anlamaya çalışarak değil de, bir sonraki cümlemizi düşünmekle geçiririz. Durmadan konuşuruz, söz keseriz, geriliriz, hatta kavga falan ederiz. Oysaki dinlemek düşünsel bir faaliyettir; karşımızdaki konuşurken, söylenenleri zihin süzgecinden geçirip, geçmiş deneyim ve bilgilerimizle karşılaştırıp, anlatılmak isteneni zihinde somutlaştırmamız gerekir. Bireysele indirgenmiş bu diyalogların ölçeğini firmalar bazına çektiğinizde aynı sıkıntıları görebilirsiniz… Çoğu firma ürün ve kampanyalarını olabilecek en yüksek sesle suratımıza haykırmak için milyonlarca dolar para harcıyor; billboardlar, reklamlar ve ardı arkası kesilmeyen sinir bozucu tele satış aktiviteleri… Veri üretmekte pek sıkıntı yok, en nihayetinde herkes konuşuyor, konuştukça veri küpü doluyor lakin, elde edilen verilerden doğru anlamlar çıkartıp, işe yarar bir yol haritası elde edebilmek büyük mesele… Bu ihtiyaca cevap olabilmek için dünya artan bir trendle veri madencisi üretiyor.

Büyük veriyle gelen yeni nesil politika ve eğlence anlayışı

Politikacıların kitleleri peşlerinden sürükleyebilmek adına mevcut pazarlama ve iletişim kanallarını köküne kadar kullanarak çeşitli algı yönetimi çalışmaları yaptığı bilinen bir gerçek. Büyük veriyi kitleleri dinlemek ve politik algı yönetimi stratejilerinin oluşturulmasındaki en iyi örneğini 2012 yılındaki ABD başkanlık seçimlerinden hatırlıyoruz. Amerikan Başkanı Obama’ya ‘’Büyük veri başkanı’’ ünvanı veren bu çalışmalar bugün hala politikada büyük veri kullanımında referans niteliği taşıyor.

Sorgulamaksızın hayatımıza buyur ettiğimiz teknolojiler yüzünden, toplumda yepyeni travmalar oluşmaya başladı. Teknoloji, hayatı o kadar hızlandırdı ki; biyolojik saat, dış dünyaya ayak uyduramadığından ve dijital ayak izimizin sonsuz büyüklüğü nedeniyle bunalıma eğilimli ve diken üstünde yaşayıveriyoruz hayatı… Aslında burada sorun teknolojinin kendisi de değil; insanoğlunun onu gerçekten anlamak için çaba sarf etmemesinden kaynaklı. Büyük verinin potansiyeline baktığımızda toplumsal dönüşümler ve travmaların gidişatına bile yön verebilecek bir güç olduğu aşikar. Dua edelim de bu, kötü niyetli ellerde sosyolojik bir silaha dönüşmesin, yoksa etkisi atom bombasından büyük olur.

House of Cards dizisini bilmeyenleriniz aşağıdaki tanıtım videosuna göz atabilir. Özellikle politika ve kurumsal hayata ilgisi olanların göz atmasını ısrarla tavsiye ederim.

Eğer bu yazı hoşunuza gittiyse veriye dayalı dijital pazarlamacıları (Growth Hacker) anlattığım şu yazıma da göz atmanızı tavsiye ederim. “Pazarlama dünyasının yeni yıldızları; Growth Hacker’lar hakkında merak edilen gerçekler

[otw_shortcode_info_box border_style=”bordered” background_color_class=”otw-orange”]Not: Bu yazı Digital Age Dergisi’nin Haziran, 2014 sayısındaki köşemde yayınlanmıştır.[/otw_shortcode_info_box]