Çalışma Prensiplerim

Bu gece dostum İnanç Ayar ile Instagram üzerinden bir canlı yayın yaptık.

Keyifli geçen sohbette çalışma prensiplerimden bahsettim.

Gelen istek üzerine çalışma prensiplerimi blog’umdan da yayımlıyorum.

Bu tür konularda reçeteci olmak istemem. Bu yüzden bu prensipleri alıp olduğu gibi kullanmanızı değil, kendi çalışma prensiplerinizi oluştururken faydalanabileceğiniz bir şablon olarak değerlendirmenizi öneririm.

Prensipler gözünüzde büyümesin. Yazdığım prensiplerin büyük çoğunluğunu uygulamak için hala çetin mücadeleler verdiğimi bilin isterim. Amaç asla mükemmeliyetçilik değil, gayrettir. Bence mükemmeliyetçilik gayretin düşmanıdır.

Kolaylıklar dilerim,

Hakan.

Çalışma Prensiplerim:
  1. Kendini tanı.  Ne yaptığını ve kendinle uzlaşmayla nasıl başa çıktığını kendine anlatırken aslında kime sesleniyorsun?
  2. Kendini Kabullen.  ”Sanat yolculuğu, kendini kabul etme ile başlar – özneldir. Ancak kendinizi kabul ettikten sonra, en yüksek hedef olan başkalarının kabulüne geçebilirsiniz.”-Jeff Koons
  3. Garantici olma.  Kimselerin yapmaya cesaret edemeyeceği yeni, farklı, korkutucu, ilginç ve anlamlı şeyler yap: Güven oluşturmaya ve bağlantı kurmaya odaklan. Amaç, ekonominin (toplumun) içinde inşa edilen bağlantı makinesini anlamak. İnsanları ve fikirleri bir araya getirerek fark yaratmak.
  4. Kararlarında stratejik ol.  Durumsal olma. Neyi yapmak istemediğini bil: Hangi işleri para için yapıyorsun. Hangi işleri hobi olsun diye ‘bedava’ yapıyorsun.
  5. Basit başla.  Bir projeye başlarken gelecek için büyük hayaller kurmak, dev planlar yapmak yerine basit işlere odaklan. Büyük işler yapacak altyapı ve özgüveni ancak böyle, adım adım oluşturabilirsin.
  6. Profesyonel ol. Tutarlı ol. Bir kere karar aldıktan sonra artık sorgulama. Sonuna kadar devam et. Söz ver ve işleri zamanında teslim et. Duygu durumuna göre değil, programına göre çalış. Daima başlama ve bitirme saatin belli olsun.
  7. Teslim et.  Daima teslim edilecek. Bir işin olmalı. Yarım kalan yazılar, videolar, müzikler, konuşmalar ve eğitimlerin hiçbir faydası olmaz.
  8. İyi müşteriler bul.  Sadece iyi ödeme yapan değil; sohbet edebileceğin, zamanına değil, ortaya koyduğun değere göre ödeme yapan, açık iletişim kuran, iyi projeler için zorlayıcı olan müşteriler…
  9. Hikayelerle anlat.  İletişim karşındaki kişinin zihninde resim çizmektir. Meseleleri daima başarı hikayeleriyle, tarihten ve gündelik yaşamdan basit örneklerle açıkla.
  10. Öğrenciler bul.  Öğretmenlik, yaşam boyu öğrenci olma fırsatını sunar. Öğretme şansımın olduğu, yaşamlarına değer katabileceğim, sürekli öğrenme ateşimi diri tutacak öğrencilerimi nerede bulabilirim diye düşün.
  11. Değişime açık ol. Sürekli keşfet. 

 

Dijitalleşme: Tünelin sonundaki ışığa yolculuk

Geçtiğimiz ay Henkel’in davetlisi olarak, Almanya’nın Düsseldorf şehrine gittim. Henkel’in dijital dönüşüm vizyonunu ve bu çerçevede attığı somut adımları yakından görme fırsatına sahip oldum. Kurumlarda dijitalleşmenin neye hizmet etmesi gerektiği, bu alandaki stratejik ve taktiksel bakış açılarını yeniden gözden geçirdiğim, bilgilerimi tazelediğim keyifli bir serüven oldu. Biriktirdiğim notlarla birleştirdiğim düşüncelerimi bu yazıda toparladım. Daha özet bir halini bu ay Digitalage dergisinde yazdım. Blog’umda karakter kısıtlaması olmadığından,  genişletilmiş versiyonunu da yayımlamak istedim. Keyifli okumalar…

Godot’yu bekler gibi dijitalleşmek
Dijitalleşme dillere pelesenk olmuş, memleket kurumlarının toplantı ve konferans salonlarının mezesi durumunda. Birçok CEO dijitalleşmenin öneminden dem vururken, çok azı bu uğurda somut adımlar atabiliyor. Kurumlar dijital dönüşümle, değişen rekabet şartlarına uyum sağlamak derdinde. Derdin büyük olduğu yerlerde fırsatlar da çok oluyor. Dijital değişim elçileri, dönüşüm danışmanları ve uzmanları her yerde. Herkes değişmeyen yandı diyor. Ancak çoğu lider, değişime nasıl ve nereden başlayacağı konusunda şüpheli. Nasıl dönüşeceklerini, kurumlarını dijital dönüşüme nasıl hazırlayacaklarını, bu dönüşüm oyununda nasıl yer alabileceklerini bilen çok az kurum, yönetici ve kişi var. Temel stratejilerden yoksun, taktik seviyede kotarılmaya çalışılan dijitalleşme hikayelerinin sonu hazinle bitiyor. Türkiye’de çoğu kurum, Samuel Beckett’in meşhur oyunu Godot’yu bekler gibi bekliyor dijitalleşmeyi ama, ne gelen var ne de giden…

Henkel’in merkezine yaptığımız yolculukta yalnız değildim. Soldan sağa ben, Fortune’dan Kerem Özdemir, Henkel Kurumsal İletişim Müdürü Öznur Çatı, Dünya gazetesinden Volkan Akı.

Dijitalleşme ve zenginlik devrimi ilişkisi
Alvin Toffler, meşhur kitabı ‘Zenginlik Devrimi’nde yeni dünyada zenginlik yaratımının üç temel dinamik üzerinde inşa edildiğini söylüyor: Uzay, bilgi ve zaman. Uzayda yeni yerler keşfetmeye çalışırken bir sürü problemle karşılaşıyoruz. Bunları çözerken ürettiğimiz teknolojiler birçok yeni endüstrinin doğmasına sebep oluyor. Bilgi, yeni ekonominin temel taşı ancak, zihinlerde oturmayan çok şey var. Bilgi nedir, anlamlı bilgi nasıl elde edilir, çağımızın veri karmaşası içinden işimize yarayacak anlamlı bilgiyi nasıl, nereden bulabiliriz? Zaman ise son derece göreceli; dünyanın hiçbir yerinde aynı hızla ilerlemiyor. Güneydoğu Afrika’da insanlar temiz su ve yiyecek bulmak gibi 200-300 sene öncesinin problemlerini çözmeye çalışırken, dünyanın bir başka köşesinde insanlar, Mars’a gitmeye çalışıyor. Alvin Toffler, zamanın bu göreceli akışına ‘zamanın desenkronizasyonu’ demiş. Zamanın coğrafi olarak görece farklı akması, zenginlik yaratımı ve transferinde bir kırılma yaratıyor. Bazı ülkeler, kurumlar ve insanlar sol şeritten saatte 260 km hızla zamanda yolculuk ederken, bir kısmı orta şeritte 100 km hızla ilerliyor, en sağ şeritteyse 70 km ile giden toplumlar, ülkeler ve kurumlar var. Hızlar arası bu farklılık zenginliğin yaratılması ve el değiştirmesi tarafında son derece belirleyici. İnovasyon yapma, teknoloji geliştirme hızı, yeni zenginlik devriminin altın anahtarı. Türk kurumları ve şirketleri konu dijitalleşme hızları olunca hangi şeritten kaç km hızla ilerliyor? Henkel’in şirkette yaratmaya çalıştığı dijitalleşme kültürünü kokladığım birkaç gün boyunca hep bunları düşündüm. Bu çerçeveden bakıldığında dijital dönüşüm alanında gerçekçi adımlar atarak, somut getiriler elde etmiş bir şirkete mercek tutmak faydalı olacaktır.

Henkel neler yapıyor?
Henkel, dünya genelinde 53 bin çalışanı, yıllık 20 milyar avro cirosu olan dev bir kurum. Gelirlerinin %40’ını da gelişen pazarlardan elde ediyor. Henkel, 3 temel kategoride değer üretiyor: Yapıştırıcılar, kişisel bakım ve ev temizlik ürünleri. Henkel ekibi, birlikte geçirdiğimiz 2 gün boyunca laboratuvarda ürün geliştirme sürecinden tedarik zinciri yönetimine, pazarlama içgörüsü oluşturmaktan lojistiğe kadar birçok farklı alanda, şirketi nasıl dijitalleştirdiklerini anlattı.

Şirketlerin temel görevi, müşterileri için anlamlı ürün/hizmet kategorileri oluşturmak ve bu değerleri kesintisiz olarak müşterileriyle buluşturmaktır.

Bir başka deyişle, kurumlar sürekli değer üretip, bunları kesintisiz bir şekilde müşterilerine ulaştırmakla yükümlü. Peki dijitalleşme işin neresinde? Kurumlar, hedefleriyle arasındaki engelleri kaldırmak için kaçınılmaz olarak, hızla, dijitalleşmeye çalışıyor. Dijital dönüşüm projeleri, teknolojiyi kullanarak; anlamlı bilgi ve bağlantılar oluşturacak platformlar inşa etmeyi amaçlıyor. Doğru ürün ve hizmet kategorileri oluşturmak ve bu ürünleri müşterilerle buluşturmak için bilginin gerçek gücünden faydalanabilmek gerek. Dijital dönüşüm projeleri de bunu gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Stratejileri ve taktikleri ayırın
Dijital dönüşüm tarafında stratejileri ve taktikleri birbirinden ayırmak son derece mühim. Büyük veri, IoT, AR/VR, yapay zeka gibi teknolojiler doğru bir dijitalleşme stratejisi olmadan anlamlı inovasyona hizmet edemiyor. Bir başka deyişle, taktiklerle maçı kazanabilirsiniz ama lig şampiyonu olmak için iyi bir stratejinizin olması lazım. Dijital dönüşüm projelerine yaklaşımı 3 temel adıma indirgemek isteseydim: Hedeflerle aramızdaki engelleri belirlemek, engelleri ortadan kaldıracak stratejik yaklaşımları oluşturmak, stratejileri uygulayacak taktikleri belirlemek şeklinde düşünürdüm.Henkel’in de geniş çerçevede projeleri böyle ele aldığını gözlemledim.

Kurumlarda dijital dönüşümde stratejiler, problemlerinizi çözebileceğiniz temel bakış açılarıyla ilgiliyken, taktikler bu bakış açılarını hangi teknolojilerle çözebileceğinizin cevabıdır. Örneğin: Müşterilerin ilgisini çekmek için iyi bir müşteri deneyimi sunmak güzel bir stratejiyken; müşteri deneyimini mobil uygulama ya da Chatbot’ları kullanarak sağlamak, stratejimize hizmet eden, tamamen taktik seviyede bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu sebeple kurumlar, dijital dönüşüm projelerinde danışmanlık alırken hem stratejik hem de taktik seviyede bir değerlendirme yapmalı.

Birçok alanda danışmanlar, stratejistler ve taktisyenler olarak ikiye ayrılır. Stratejistler hedeflerinize giden yolda önünüzdeki engelleri tanımlamanızı sağlarken, taktisyenlerse bu engelleri ortadan kaldırmanızı sağlayacak araçların nasıl kullanılabileceğini gösterir. Mesela, dijital dönüşüm stratejileriniz için SEO’culara ya da Sosyal Medyacılara bel bağlamayın. Ancak bu araçlarları taktik seviyede en iyi şekilde nasıl kullanılabileceği hakkında danışmanlık alabilirsiniz. Henkel’in özellikle bu tarafta oldukça başarılı olduğunu görüyorum. Başarıya giden yolda sorunları dijitalleşme ile çözerken, doğru iş ortaklıkları ve teknoloji ekosisteminin oluşturulması ve bunlarla verimli şekilde çalışmak için işlerin çerçevesi ve net şekilde çizilmiş.

Henkel’de dijitalleşme kültürü yaratmak
‘’Bir CDO’nun şirketteki ömrü 3 yıldır,’’ diyerek sözlerine başlayan Henkel CDO’su Dr.Rahmyn Kress; “Dijitalleşme, kurumda bir şeyleri düzeltmiyorsa bir işe yaramaz. Sadece dijital olmak için dijitalleşme yapılmamalı,” diyor. Kress, dijitalleşme eforlarını 3 ana noktada topladıklarını ifade ediyor: ”Eforların %70’i dijital teknolojilerin optimizasyonuna, %25’i anlamlı inovasyonu geliştirmeye, %5’i de aşırı yenilikçi çalışmalara ayrılmalı.” Henkel CDO’su konuştukça, asli görevinin şirket içinde bir dijitalleşme kültürü yaratmak olduğunu anlıyorum. Bu bağlamda HenkelX adında bir insiyatif başlatılmış. HenkelX’in başarılı olabilmesi için 3 konuda sürekli çaba sarf etmek gerektiğini söylüyor Dr.Kress:Dijital ekosistem oluşturmak, sürekli yeni şeyler denemek, yeni deneyimlere odaklanmak.

Dijitalleşme kültürü farklılıkları bir araya getirmeli
Henkel, çalışanların işleriyle ilgili uygun kişileri bulmasını sağlamak için Tindervari bir eşleşme uygulaması yapmışlar. Bunu günlük hayatta insanların kullandığı, aşina olduğu kullanım alışkanlıklarını işe yansıtmalarını sağlayacak bir bakış açısı olarak yorumlanabilir.

Toplantılarda mentorluk meselesinin dijitalleşme açısından son derece önemli olduğunun altı sıkça çizildi. Aynı problemleri yaşamış ve çözmüş kişilerden mentorluk almanın önemine sıkça değinildi. Henkel, ‘Beautiful Minds’ adında bir insiyatif başlatmış. ADHD(Yetişkinler için Dikkat Bozukluğu), disleksi gibi çeşitli rahatsızlıkları olan, toplumda farklı algılanan değerleri ve yetenekleri buluyorlar ve bu kişilerin fikirlerinden, düşüncelerinden faydalanıyorlar. Dr.Kress, inovasyonun yenilikçi ve farklı insanların omuzlarında yükseleceğine olan inancını, konuşmasında sıkça yeniledi. NASA’da çalışanların yarısının disleksi olduğunu hesaba katarsak, ne kadar haklı olduğunu anlayabiliriz.

Birlikte çalışma ve üretim, başarılı dijitalleşme projelerinin altın anahtarı. İyi bir iş ortağı ekosistemi oluşturmaksızın başarılı bir dönüşüm gerçekleştirmek neredeyse imkansız. Dijital ekosistem, son derece iyi tasarlanmış bir geri bildirim mekanizması üstüne inşa edilmeli. Geri bildirimler müşterilerden, çalışanlardan ve iş ortaklarından sürekli toplanmalı. Dijitalleştirme kültürü, dijital ekosistemin adeta yapıştırıcısı. Dijital projeler için birlikte çalışma prensipleri ve yöntemlerinin çerçevesini baştan çizebilmek ve buna sadık kalarak uygulayabilmek son derece kritik.

‘’İnsanlığın son 200 yılında yaptığımız en büyük keşif, bir araç ya da cihaz değil, bilimsel yöntemin kendisiydi,’’ diyor ünlü futurist Kevin Kelly. Olaylara bu pencereden baktığımızda, dijitalleşme için paradigmaları değiştirip, olaylara yeni ve geniş pencerelerden bakarak, doğru metodları bulup uygulamaktan başka şansımızın olmadığı net bir şekilde görünüyor. Bakalım zaman bizler için hangi hızda ilerleyecek.

Aranızda dijitalleşme uzmanı olanlar var mı? Siz ne diyorsunuz bu durumlara? Şirketinizde ne tür çalışmalar yapıyorsunuz yeni düzene ayak uydurmak adına. Yorum alanında ya da bana mail atarak düşüncelerinizi, yaptıklarınızı lütfen paylaşın. Merakla bekliyorum.

Motivasyon, hızlı öğrenmenin anahtarı

Eğitimime bugün de kaldığım yerden devam ediyorum. Yalan yok şimdi, okulu hiçbir zaman sevemedim. Ne zaman okullardan kurtuldum, öğrenmeye merakım daha da arttı.

Motivasyon, hızlı öğrenmenin anahtarı bence. Öğrenmek söz konusu olduğunda, motivasyonumu artıracak, kendime has, bazı yöntemler geliştirdim. Beni gaza getiren, harekete geçiren hedefler olmadan masaya oturmak, yeni bir kitaba başlamak, yazılar yazmaya çalışmak, hala pek keyifli değil. Hedef koyduğum şey, muğlak ve bulanık bir resimse eğer, iş çok zor. Bu yüzden hedeflerim mümkün olduğunca net olmalı. Eğer kendime ve etrafıma bir fayda sağlamak istiyorsam, hedeflerim sahip olduğum yeteneklerle ve pazarın ihtiyaçlarıyla aynı doğrultuda olmak zorunda… Bu üçünü hizalamaya çalışmak, elbette kolay değil. Tıpkı maraton koşar gibi, zamanı sabırla dilimleyerek, her gün sahaya çıkarak, fazla da zorlamadan, kararında çalışmalı, ama her gün çalışmalı…

Motivasyon denen şey, tıpkı bir lastik gibi; çektikçe uzuyor, bırakınca kısalıyor, fazla zorlanırsa elastikiyetini kaybediyor.

5 adımda dijital pazarlama ve kampanya stratejisi oluşturmak

Uzunca bir süredir, kurumlara ve bireylere, dijital pazarlama ve içerik pazarlaması alanında seminerler  veriyorum. Pazarlama dünyasındaki deneyimlerim ve katılımcılardan aldığım geri bildirimler doğrultusunda, check-list niteliğinde, tek sayfalık bir doküman oluşturdum. Zaman içinde dijital pazarlama seminerlerimin bel kemiği haline gelen bu dokümanı, bloğumun takipçileriyle de paylaşmak isterim.

 

Dert bulup, dert çözen, aç kalmaz
Pazarlamacıların müşterilere daha fazla değeri, olabildiğince net ve hızlı bir şekilde iletebilmek gibi bir derdi olması gerektiğini düşünüyorum. Tabii burada değerin ne olduğu, müşterinin kim olduğu, müşteri beklentilerinin marka vaadleriyle nasıl buluşturulacağı gibi birçok soru beliriveriyor zihinlerde. İlerleyen günlerde bloğumda bu meselelerle ilgili düşüncelerimi de paylaşacağım.

 

İyi pazarlamacı, iyi soru soran kişidir
 İyi sorular, iyi cevapları, iyi cevaplarsa, yüksek hedefleri yaklaştırır.  Bu yüzden ezberlenmiş cevaplara değil, düşünülmüş sorulara ihtiyacımız olduğuna yürekten inanıyorum. Peki girişimciler ve pazarlamacılar, pazarlama ve kampanya stratejilerini oluştururken hangi soruları sormalı? İşte bu tarafta fikir vermesi açısından, ‘dijital pazarlamanın adımları’ adını verdiğim çalışmayı oluşturdum. Bu yaklaşım, sadece dijital pazarlamayı değil, geleneksel pazarlamayı da kapsadığını ifade etmekte fayda var.

 

Hedefler: Pazarlamayla neyi başarmak istiyorsunuz
Çözülmesi gereken pazarlama sorunlarını belirlemek açısından önemli bir başlangıç noktası. Çözülmesi gereken pazarlama problemlerinin tayin edilmesi, pazarlama kampanyalarıyla neyi başarmak istediğimizin net bir şekilde anlaşılması son derece önemli.
Problemi çözmemizin önündeki engelleri düşünmek, başarı şansını önemli ölçüde artıracaktır.
Amerikalı bir gazeteci Atatürk’e “Nasıl bu kadar başarılı olabildiniz,” diye sormuş. Atatürk başarılı olmayı hiç düşünmediğini, sadece hedefleriyle arasındaki engellerin ne olduğunu ve bunları nasıl kaldırabileceği üzerine yoğunlaştığını söylemiş. “ Hedefimle aramdaki engelleri teker teker ortadan kaldırınca başarı kendiliğinden gelir ,” demiş. Ne kadar da güzel demiş.

 

Müşteriler: Her şey müşteriler için, peki onları ne kadar iyi tanıyorsunuz
“Pazarlama müşteri departmanıdır,” diyor Southwest Airlines’ın efsanevi CEO’su, Herb Kelleher. Müşterilerinizi anlamak zorundasınız. Bunu başarmak için evvela empati becerilerinizi geliştirmeniz  gerek. Bazı insanlar bu konuda doğuştan yetenekli olsa da bunun sonradan da kazanılabilecek bir beceri olduğuna inanıyorum. Amazon’un CEO’su meşhur Jeff Bezos’un müşterilere yoğun bir biçimde odaklanmaya doğuştan eğilimli insanlarla çalışmayı tercih ettiğini söylediğini okumuştum.

 

Bu adımda müşterileri tanımlamak, kaç tip müşteri olduğunu ve onların ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak çok önemli. Burada sunduğumuz ürün ve hizmetlerin ya da kampanyaların vaadlerinin, gerçekten müşteri taleplerini karşılayıp karşılamadığını anlamaya çalışmak son derece önemli.

 

5 adımda dijital pazarlama ve kampanya stratejisi oluşturmak.

Stratejiler ve Başarı Kriterleri: Hedefleri gerçekleştirecek stratejileri bulalım

Hedeflerimizi gerçekleştirmek için hangi stratejileri uygulamamız gerekiyor? Bu stratejileri farklı müşteri tiplerine göre şekillendirmek gerekiyor mu? Peki, hedefimize giden yolda başarılı olup olmadığımızı anlamak için ölçmemiz gereken başarı kriterleri ne olacak? Başarı kriterleri, yani KPI (Key Performance Indicator) olarak da bilinir.

 

Uygulama ve Kampanya: Pazarlama fikirlerinin uygulama aşamasına hoş geldiniz
Kampanya stratejisi ve başarı kriterlerini de belirledikten sonra, nasıl bir kampanya tasarlamamız  gerektiğine geldi sıra. Stratejimizi destekleyecek taktikler, araçlar ve iş birlikteliklerini belirlemek son derece önemli. Kampanyaların bir plan dahilinde tasarlanması gerektiğinden, iyi bir kampanya takvimi oluşturmamız da son derece önemli. Kampanya takvimi nasıl oluşturulur, bunu da ilerleyen günlerde yazacağım.

 

Ölçme ve Değerlendirme: Hesap verme vakti
Pazarlama alanında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler, hedeflerimize ulaşmamızı sağladı mı? Hangi başarı kriterlerini sağladık? Hangileri eksik kaldı? Pazarlama faaliyetlerimizden hangileri istediğimiz sonuçları verdi? Hangileri gerekliydi, hangileri gereksizdi? Neler çalıştı, neler çalışmadı? Neler öğrendik? Bir dahaki sefere neleri daha iyi yapmalıyız?

 

Hedefe giden yolda uygulamanız gereken pazarlama stratejilerini oluşturabilmek için bu ve bunun gibi daha bir sürü soru seti oluşturabilirsiniz.  Cesur olun. Cevaplarını bulamayacağınızı düşündüğünüz zor soruları sormaktan çekinmeyin. Unutmayın ki iyi sorular, iyi cevapları, iyi cevaplarsa, sizi yüksek hedeflere yaklaştırır. 

Korku kaçınılmaz, korkaklık ihtiyari

Bazen, üniversiteliler konuşma yapmam için okullarına davet ediyor.
Vaktim ve söyleyecek bir şeylerim varsa, mutlaka katılıyorum.
Üniversitenin son yıllarına gelmiş ya da iş dünyasına yeni yeni adım atmış gençlerle muhabbete dalınca, mazideki zor günlerim canlanıyor gözümde.

Genç olmak kolay değil. Hiçbir zaman olmadı. Hayaller ve gerçeklerin göğüs göğüse çarpıştığı okul yıllarından yara almadan çıkmak, eminim çok az kişiye nasip olmuştur. Yaralar iyileşse de izleri kalıyor, yaşam okulunun karnesine yazılıyor. Neyse ki, bu okulda çoğu dersin telafisi var. Ancak, hayat okulundan kopya çekerek ya da soruları ezberleyerek mezun olmak, nafile bir çabadan öteye geçmiyor. Tüm kırılganlığına rağmen insan, samimiyetle kalbini ve ruhunu açmadan, yaşam yolunda ilerleyemiyor.

Ne yaşanacaksa yaşanacak, kaçış yok!
Bu yüzden gençler korkak olmamalı. Evet, korkabiliriz. Bende her gün korkuyorum. Fırsatları değerlendirememekten, sevdiklerimi kaybetmekten, sağlığımın bozulmasından ve aklınıza gelebilecek daha birçok aptalca şeyden korkuyorum. Tıpkı hayata gelmiş ve gelecek herkes gibi… Fakat asıl mesele korkaklık! Kimse korkusuz değildir, ama korkularımızın esiri olursak korkak oluruz. Korku ve korkaklık arasındaki ince çizgidir bu. Biri kaçınılmaz, diğeri ihtiyari.