5 adımda dijital pazarlama ve kampanya stratejisi oluşturmak

Uzunca bir süredir, kurumlara ve bireylere, dijital pazarlama ve içerik pazarlaması alanında seminerler  veriyorum. Pazarlama dünyasındaki deneyimlerim ve katılımcılardan aldığım geri bildirimler doğrultusunda, check-list niteliğinde, tek sayfalık bir doküman oluşturdum. Zaman içinde dijital pazarlama seminerlerimin bel kemiği haline gelen bu dokümanı, bloğumun takipçileriyle de paylaşmak isterim.

 

Dert bulup, dert çözen, aç kalmaz
Pazarlamacıların müşterilere daha fazla değeri, olabildiğince net ve hızlı bir şekilde iletebilmek gibi bir derdi olması gerektiğini düşünüyorum. Tabii burada değerin ne olduğu, müşterinin kim olduğu, müşteri beklentilerinin marka vaadleriyle nasıl buluşturulacağı gibi birçok soru beliriveriyor zihinlerde. İlerleyen günlerde bloğumda bu meselelerle ilgili düşüncelerimi de paylaşacağım.

 

İyi pazarlamacı, iyi soru soran kişidir
 İyi sorular, iyi cevapları, iyi cevaplarsa, yüksek hedefleri yaklaştırır.  Bu yüzden ezberlenmiş cevaplara değil, düşünülmüş sorulara ihtiyacımız olduğuna yürekten inanıyorum. Peki girişimciler ve pazarlamacılar, pazarlama ve kampanya stratejilerini oluştururken hangi soruları sormalı? İşte bu tarafta fikir vermesi açısından, ‘dijital pazarlamanın adımları’ adını verdiğim çalışmayı oluşturdum. Bu yaklaşım, sadece dijital pazarlamayı değil, geleneksel pazarlamayı da kapsadığını ifade etmekte fayda var.

 

Hedefler: Pazarlamayla neyi başarmak istiyorsunuz
Çözülmesi gereken pazarlama sorunlarını belirlemek açısından önemli bir başlangıç noktası. Çözülmesi gereken pazarlama problemlerinin tayin edilmesi, pazarlama kampanyalarıyla neyi başarmak istediğimizin net bir şekilde anlaşılması son derece önemli.
Problemi çözmemizin önündeki engelleri düşünmek, başarı şansını önemli ölçüde artıracaktır.
Amerikalı bir gazeteci Atatürk’e “Nasıl bu kadar başarılı olabildiniz,” diye sormuş. Atatürk başarılı olmayı hiç düşünmediğini, sadece hedefleriyle arasındaki engellerin ne olduğunu ve bunları nasıl kaldırabileceği üzerine yoğunlaştığını söylemiş. “ Hedefimle aramdaki engelleri teker teker ortadan kaldırınca başarı kendiliğinden gelir ,” demiş. Ne kadar da güzel demiş.

 

Müşteriler: Her şey müşteriler için, peki onları ne kadar iyi tanıyorsunuz
“Pazarlama müşteri departmanıdır,” diyor Southwest Airlines’ın efsanevi CEO’su, Herb Kelleher. Müşterilerinizi anlamak zorundasınız. Bunu başarmak için evvela empati becerilerinizi geliştirmeniz  gerek. Bazı insanlar bu konuda doğuştan yetenekli olsa da bunun sonradan da kazanılabilecek bir beceri olduğuna inanıyorum. Amazon’un CEO’su meşhur Jeff Bezos’un müşterilere yoğun bir biçimde odaklanmaya doğuştan eğilimli insanlarla çalışmayı tercih ettiğini söylediğini okumuştum.

 

Bu adımda müşterileri tanımlamak, kaç tip müşteri olduğunu ve onların ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak çok önemli. Burada sunduğumuz ürün ve hizmetlerin ya da kampanyaların vaadlerinin, gerçekten müşteri taleplerini karşılayıp karşılamadığını anlamaya çalışmak son derece önemli.

 

5 adımda dijital pazarlama ve kampanya stratejisi oluşturmak.

Stratejiler ve Başarı Kriterleri: Hedefleri gerçekleştirecek stratejileri bulalım

Hedeflerimizi gerçekleştirmek için hangi stratejileri uygulamamız gerekiyor? Bu stratejileri farklı müşteri tiplerine göre şekillendirmek gerekiyor mu? Peki, hedefimize giden yolda başarılı olup olmadığımızı anlamak için ölçmemiz gereken başarı kriterleri ne olacak? Başarı kriterleri, yani KPI (Key Performance Indicator) olarak da bilinir.

 

Uygulama ve Kampanya: Pazarlama fikirlerinin uygulama aşamasına hoş geldiniz
Kampanya stratejisi ve başarı kriterlerini de belirledikten sonra, nasıl bir kampanya tasarlamamız  gerektiğine geldi sıra. Stratejimizi destekleyecek taktikler, araçlar ve iş birlikteliklerini belirlemek son derece önemli. Kampanyaların bir plan dahilinde tasarlanması gerektiğinden, iyi bir kampanya takvimi oluşturmamız da son derece önemli. Kampanya takvimi nasıl oluşturulur, bunu da ilerleyen günlerde yazacağım.

 

Ölçme ve Değerlendirme: Hesap verme vakti
Pazarlama alanında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler, hedeflerimize ulaşmamızı sağladı mı? Hangi başarı kriterlerini sağladık? Hangileri eksik kaldı? Pazarlama faaliyetlerimizden hangileri istediğimiz sonuçları verdi? Hangileri gerekliydi, hangileri gereksizdi? Neler çalıştı, neler çalışmadı? Neler öğrendik? Bir dahaki sefere neleri daha iyi yapmalıyız?

 

Hedefe giden yolda uygulamanız gereken pazarlama stratejilerini oluşturabilmek için bu ve bunun gibi daha bir sürü soru seti oluşturabilirsiniz.  Cesur olun. Cevaplarını bulamayacağınızı düşündüğünüz zor soruları sormaktan çekinmeyin. Unutmayın ki iyi sorular, iyi cevapları, iyi cevaplarsa, sizi yüksek hedeflere yaklaştırır. 

Ücretsiz Mobil Pazarlamaya Giriş Video Eğitimi

2016 yılının başlarında bir online eğitim platformu benden ‘mobil pazarlama eğitimi’ hazırlamamı istemişti. Daha önce hiç online eğitim hazırlamamıştım. Benim için değişik bir macera olur diye düşündüm ve kabul ettim. Videoları bitirdikten sonra anlaştığım kurum, eğitimi yayımlamakta fazlaca geciktiği için videolarımın tüm haklarını geri istedim. Açıkçası birazcık sinirlendim de… Videoları parayla satmak istemedim. Öğrenmek isteyen herkes için açık bir kaynak olsun istedim. Ancak araya fazlaca iş girince bunları Youtube’a bile koymaya vaktim olmadı. Eğitimi daha sonra izledikten sonra, biraz da yetersiz buldum sanırım. Eğitimin eksik, gedik çok yeri olabilir. Her türlü değerlendirmeye açık. Yine de mobil pazarlama meselesiyle ilgili ilk ve tek Türkçe video eğitimi olması gibi bir özelliği var.

Sizden ricam, bu videoları sadece kendinize saklamayın. Konuya ilgisi olan herkesle paylaşın. İlgisi olan ama imkanı olmayan herkese minik bile olsa bir katkımız olsun. Hele zor günlerde, herkesin daha çok öğrenmeye ve eğitime ihtiyacı olduğu şu zamanlarda, eğitimi paylaşarak siz de bir katkı sağlamış olun. 

Sizler için minik bir video mesaj da hazırladım. Aşağıda onu da izleyebilirsiniz.

Pazarlama, teknoloji ve hayat hakkında öğrendiklerimi bu blog’da ve Twitter’da paylaşıyorum. Bana sormak istediğiniz bir şey olursa Twitter‘dan iletişime geçebilirsiniz.

Faydalı olması dileğiyle,

Hakan.

Eğitim içeriği:

1.Giriş 

  • Eğitim amacı ve vaadleri

2. Mobil pazarlama neden önemlidir?

  • Yeni nesil tüketicilerin yeni ihtiyaçları, geleceğin iş dünyasını ve dünya ekonomisini şekillendiriyor,
  • Mobil devrim: Rakamlarla mobil tüketiciler ve trendler,
  • Neden dünyanın en hızlı büyüyen şirketleri mobil teknolojilere odaklanmış durumda?
  • Türk şirketleri ve kullanıcılar mobil devrimin neresinde?

 3.Mobil pazarlama nedir?

  • Temel bilgileri tazeleyelim: Pazarlama neydi?
  • Mobil, pazarlama faaliyetlerimizin neresinde?
  • Mobil pazarlamayla gelen fırsatlar neler?
  • Mobil pazarlama bugünlerde en çok hangi endüstrilerde kullanılıyor? Hangi sektörlerde yükselişe geçecek?

 4.Mobil pazarlamacının alet çantasında neler var?

IVR/Outband Calls/Telemarketing/Telesales

  • Nedir? Nasıl kullanılır? Nelere dikkat etmeli?
  • Bu hizmeti veren örnek servisler hangileri?
  • Uygulamalı örnekler, vaka çalışmaları.

SMS/MMS/Whatsapp/QR Kodlar/ Mesajlaşma servisleri/Push Servisler,

  • Nedir? Nasıl kullanılır? Nelere dikkat etmeli?
  • Bu hizmetleri veren örnek servisler hangileri?
  • Uygulamalı örnekler, vaka çalışmaları.

Mobil web sitesi nedir?

  • Neden çok önemli?
  • Bu alandaki popüler teknolojiler; HTML 5 vb..

Mobil reklamcılık nedir?

  • Nedir? Mobil reklam çeşitleri nelerdir?
  • Mobil reklamcılık servisleri hangileri?
  • Mobil reklamcılık genel terimleri nelerdir? CPC, CPM, vb..

Mobil ticaret (mCommerce) ve mobil ödeme teknolojileri (NFC, Apple Pay, vb..)

  • Nedir? Nasıl kullanılır? Nelere dikkat etmeli?
  • Bu hizmetleri veren örnek servisler hangileri?
  • Uygulamalı örnekler, vaka çalışmaları.
  • Düğmesiz web’e giriş: Lokasyon bazlı servisler,

Fiziksel web ve kampanya araçları (Beacon’lar, Bluetooth, NFC, servisleri)

  • Nedir? Nasıl kullanılır? Nelere dikkat etmeli?
  • Bu hizmetleri veren örnek servisler hangileri?
  • Uygulamalı örnekler, vaka çalışmaları.

Mobil uygulamalar nasıl yapılıyor? Mobil pazarlamada nasıl kullanılıyor? (Bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum ve daha sonra apayrı bir ders olarak hazırlamayı düşünüyorum.)

Mobil teknolojilerde yeni trendler:

  • AR (Artırılmış Gerçeklik)
  • VR (Sanal Gerçekllik)
  • Mobil oyunlar,

 5.Mobil pazarlama ve kampanya stratejisi nasıl oluşturulur?

  • İşe yarar bir pazarlama kampanyası tasarlamak, çözülecek iyi bir problem bulmakla başlar,
  • Şirketinizin mobil pazarlamaya gerçekten ihtiyacı var mı? Stratejiyi kurgularken hangi sorular sorulmalı?
  • Hedefe giden yolda, doğru stratejiler ve taktikleri nasıl oluşturabilirsiniz?
  • Mobilde kullanıcı deneyimi nedir? UX ve UI neden çok önemlidir? Mobil kampanyalarda içerik ve bağlam ilişkisi stratejiyi oluştururken ne kadar önemlidir?
  • 20 bin TL ile 100 bin TL’lik kampanya yapmak: Hedefe giden yolda nasıl bütçeleme yapılmalı?
  • Mobil pazarlamayla ciddi düşünenler için ustalığa giden yolda ölçümleme ve raporlamanın önemi?

 6.Ölçümleme ve raporlama

  • Neyi, neden, nasıl ölçmeli? Ölçümleme ve raporlama KPI’ları nasıl oluşturulur?
  • Analitik ve raporlama araçlarına genel bir bakış,

Sosyal medyadan terörü lanetlemek üzerine

Gündemle ilgisiz paylaşımlar yaptığım için beni eleştiren birkaç arkadaşım oldu. Onlara ve bu şekilde düşünen diğer dostlarıma minik bir açıklama yapmak boyunumun borcu. Sosyal medyadan paylaştığım bu mektubun bloğumda da bulunmasını istedim. 

Değerli dostlar,

sizler böyle düşünmeyebilirsiniz ancak, benim bu meselelerle ilgili düşüncelerim şu şekilde:

  1. Sosyal medyadan terörle mücadele olmaz.
  2. Terörü internetten lanetleyerek acıları dindiremez, terörü bitiremezsiniz.
  3. Facebook Feed’inize düşen terörü lanetliyoruz postları maalesef herkesin önüne düşmüyor. Facebook bizlerin ilgi alanına göre, en çok etkileşime girdiğimiz arkadaşlarımızdan haberleri filtreleyip, önümüze koyuyor. Maalesef, hepimiz aslında gerçeklikten kopuk, bir köpüğün içinde yaşıyoruz ve bunun farkında bile değiliz.
  4. Maalesef sosyal medya, doğası gereği (daha çok reklam satmak için) bizleri kategorize ediyor ve kutuplaştırıyor.
  5. Terörü lanetleyen içerikler paylaşmakta bir sıkıntı yok, ancak politik paylaşımlar politikayı düzeltmiyor.
  6. ‘Ateş olup çıra gibi yanmayan etrafını aydınlatamaz,’ derler. Terörü ve politikayı düzeltmek istiyorsanız, evvela birbirinize karşı olan ön yargılardan kurtulmalısınız. Sonra kendinizi cehaletten kurtarmalı, en sonunda da kimseyi hor görmeden etrafınıza ışık olmalısınız.
  7. Terör yüzünden hayatına, işine gücüne ara veren yaklaşımları doğru bulmuyorum. Teröre prim veren bu tür yaklaşımları desteklemiyorum. Daha çok çalışıp, paylaşmamız gereken bir dönemdeyiz.
  8. Kafamızı, içine gömdüğümüz sosyal medya kumundan çıkarıp, vazifemizin başına dönmeli, daha önce hiç çalışmadığımız kadar çalışmalı ve üretmeliyiz. Bunu sadece kendimiz için değil, ülkemizde yaşayan tanımadığımız, anlamadığımız, hatta sevmediğimiz insanlar için bile yapıyor olmalıyız.
  9. Bu yüzden rica ediyorum, kimse beni gündemle ilgili paylaşımlar yapmadığım için hor görmesin. Ben teröre karşı olan mücadelemi tanımadığım, anlayamadığım insanlara gönlümü açarak; onları anlamaya çalışarak ve sosyal medya rüyasının dışında (gerçek hayatta) mücadele vererek yapmayı tercih ediyorum.

Saygı ve selamlarımla,

Hakan.

Markalaşmanın eski ve yeni kuralları

Markalaşmanın eski kuralları

  1. Herkes için birşeyler yap
  2. Markanın hikayesini anlat
  3. Müşterileri markana çek
  4. Marka bilinirliğini inşa et

Markalaşmanın yeni kuralları

  1. Müşterilerinin hikayelerini anla
  2. Onlara istedikleri bir şeyler ver
  3. Onlara anlatabilecekleri bir hikaye ver
  4. Marka yakınlığı yarat

 

Bu güzel kaynağı thestoryoftelling.com sitesinde gezerken buldum. Vakit bulursanız siz de bir bakın derim.

Etkili pazarlamacının yedi alışkanlığı

“İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur,” demiş eski din âlimlerinden İbn-i Haldun (1332 – 1406). Eminim çoğumuzun hayatına değer katan, sürekli elinin altında bulundurduğu ve kişiliğinin şekillenmesine yardımcı olmuş birkaç kitap vardır. Benim de başucu kitap listemin iki numarasında Stephen R.Covey’in (1932 – 2012) “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” bulunuyor.

Kişisel gelişmek meselesi, popüler kültürden henüz nasibini almadığı yıllarda yazılmış olan bu kitabı, seneler önce daha henüz liseli bir öğrenciyken –düşünün, o kadar eski!- babamın ısrarları üzerine almış ve bir kenara atıvermiştim. Yıllar geçip de dertli yöneticiler, zor projeler ve garip çalışanlar dört yanımı sardığında, açmazlarımı çözebilecek bir rehber arayışına girdim ve o kitap yine karşıma çıktı. Covey’in kitabında paylaştığı bu önemli alışkanlıkların başlıklarını değiştirmeden kendimce birkaç cümlede yeni nesil pazarlamacılar için yorumladım.

1- Proaktif ol (Arıza ol!)

Seth Godin’in ‘Poke the Box’ isimli minik sarı kitabında da bahsettiği üzere kutuyu kurcalamak lazım. Tıpkı beş yaşındaki yaramaz anaokulu çocukları gibi önümüzdekiyle yetinmek yerine daha fazlasını istemek ve yerine göre biraz da arıza olmak gerektiğini çok iyi biliyorum. Benim için elimdeki projelerde bana söylenen şeyleri yapmakla yetinmek çok moral bozucu. Arıza tipler kendisine ne yapılması gerektiğini söylenmesinden son derece rahatsız olur. Bu insanlar kendi yol haritasını çıkartarak ilerlemeye eğilimlidirler.

2- Sonunu düşünerek işe başla (Planlı ol!)

“Sonunu düşünen kahraman olamaz” derler ama boş kahramanlıklara da pek gerek yok aslında. Ajanslarla yaptığım toplantılarda çoğu yeni nesil iletişimcinin strateji ve taktiği birbirine karıştırdığına şahit oluyorum. Yeryüzündeki bütün projelerin ve işlerin bir paretosu var (bknz. 80-20 kuralı). Yüzde 80’lik etkiyi verecek yüzde 20’lik hamleyi çok iyi planlamak gerekiyor.

3- Önemli işlere öncelik ver (Güne en çok üşendiğin işle başla!)

Siz de böyle misiniz bilmem ama en önemli işleri genellikle en sona bırakmaya eğilimliyimdir. Mesela bu yazıyı da son dakika da yazıp yolluyorum. Peki, bir işin gerçekten önemli olduğunu nasıl anlarım? Eğer sürekli ertelediğiniz ve yapmaya üşendiğiniz bir iş varsa bu kesinlikle çok önemli bir iştir.

4 – Kazan/Kazan diye düşün (İnsanlara hediye ver!)

“Veren el alan elden üstündür” derler. Bu dünyanın en mutlu ve başarılı insanları elindekileri hiçbir hesap yapmaksızın etrafındakilerle paylaşanlardır. Sahip olduğumuz bilgi ve iş gücünü toplumun hizmetine bedelsiz olarak sunduğunuz zaman eninde sonunda birileri sizi fark eder ve hayatınızda hiç ummadığınız şeyler olmaya başlar. Bu, projelerde de böyledir. En fazlasını veren hep daha fazlasını kazanır.

5 – Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya (Can kulağıyla dinle!)

Çoğu zaman birileriyle konuşurken dinlemek yerine vereceğimiz cevabı düşünürüz. Bu alışkanlıktan sonsuza dek kurtulmak gerekiyor. Dinlemek sanıldığının aksine son derece aktif bir eylemdir. Pazarlama ve iletişim yaparken müşteriyi can kulağıyla dinlemeli. Müşteriyi anlamadan kimsenin umurunda olmayan mesajlarla gürültü kirliliği yapmak iyi bir iletişimcinin işi olamaz.

6 – Sinerji yarat (Samimi ve yardımsever ol!)

Samimiyet, son dönemde pazarlamada en çok öne çıkan konuların başında geliyor. Çoğu marka müşterilerinin kendi potansiyelini açığa çıkarması için büyük çaba sarf ediyor. En iyi ürün; müşterisine en çok fayda sağlayan üründür.

7 – Baltayı bile (Yaşam boyu öğrenci ol!)

Gelişim, sürekli öğrenme ve tekrarla mümkündür. Tekrar edilmeyen, uygulamaya geçmeyen düşünceler ve yetenekler kazanılmış sayılmaz ve maalesef yok olmaya mahkumdur. Güzel ve yeni alışkanlıklar kazanmak mümkündür ama bol tekrar ve çalışma gerektirir.

Rakamlarla B2B satın almacısının dijital evrimi

Son birkaç yılda B2B pazarlama dünyasında ciddi değişimlerin yaşanmaya başladığını görüyoruz. Günümüzde hâlâ pek çok kurum yöneticisi online pazarlama strateji ve araçlarının konvansiyonel B2B pazarlama silah seti karşısında yetersiz olduğu görüşünde. Yapılan araştırmalar bireysel müşterilerin satınalma eğilimlerinin B2B satınalmacılarıyla paralellik gösterdiğini açığa vuruyor

Google’ın Millward Brown Digital ile gerçekleştirdiği araştırmada 3 bin kadar B2B çalışanın araştırma ve satın alma alışkanlıkları irdelenmiş. İlk kez 2012’de gerçekleştirilen araştırmanın aynısı 2014 yılında tekrarlanmış ve aradan geçen iki yıl içindeki değişimlerden yola çıkarak B2B satın almacısının dijital kanallar üzerindeki eğilimleri irdelenmiş. Sonuçlar çok çarpıcı.

Hepimiz gibi B2B satınalmacısı da online

2012 yılında yapılan araştırmada B2B satın almacılarının yüzde 89’unun online olduğu ve bu rakamın 2014 yılında da değişmediği raporlanmış. B2B tarafında araştırma yapanların yaklaşık yüzde 46’sı 18–34 yaş aralığında. Bu rakam 2012’deyüzde 27 imiş. Bu gruptaki kişilerin en yaşlışı 1980 doğumlu. Milenyum çağı insanları olarak adlandırılan bu grup iş hayatına başladığında internet ve e-posta dönemi çoktan başlamıştı bile.

C seviyesine dâhil olmayan kitle satın alma kararında çok etkili

Eğer B2B işi yapıyorsanız, pazarlama stratejilerinizi CEO (C-suite) ve yönetim kurulu üyelerini hedefleyecek çerçevede belirlemek oldukça mantıklıdır. Burada henüz değişen bir şey yok lakin C-suite’in yüzde 64’ü nihaî kararı veriyor olsa da, C-suite olmayan kitlenin yüzde 81’i satın alma kararında o ya da bu şekilde söz sahibi.

Post-kapitalizm döneminin ayak seslerini duymaya başladığımız şu günlerde şirketlerin ve üst düzey yöneticilerin liberalleşen kurum kültürünü benimsemesiyle C-suite ve çalışan arasındaki mesafenin giderek kapandığını gözlemliyoruz. CEO’nuz evine yeni bir bilgisayar almak isterse eminim sizin de bir fikrinizi almak ister. B2B işi yapan markalar pazarlamada hedef kitle olarak sadece C-suite’i seçerse büyük yanılgıya düşmüş olur. Satın alma kararında etkin rol oynayan şirket çalışanlarının markanızdan olan beklentilerini karşılayacak içerik ve stratejilerle bunu başarabilirsiniz.

B2B satınalmacılarının yüzde 71’i marka değil ürün arıyor

Satınalmacıların yüzde 90’ı internette arama yapıyor. Bu rakam 2012 ve 2014 araştırmasında da aynı çıkmış lakin, aramalarda geçirilen süre artmış ve arama teknikleri oldukça gelişmiş. B2B satın almacısı aradığı ürünle ilgili spesifik bir markanın internet sayfasıyla ciddi bir etkileşime geçmeden evvel ortalama 12 arama yapıyor. Aramaların yüzde 71’i marka değil, ürün ismiyle başlıyor. Yani kullanıcılar önce ürün arıyor, sonra YouTube’da video değerlendirmelerini izliyor, yorumlara bakıyor, referansları kontrol ediyor, sosyal medyada araştırıyor ve en sonunda markanın interrnet sayfasında kendini buluyor. Arama motorlarına ya da sosyal medyaya kelime başı reklam verirken, marka isimlerinden ziyade satmak istediğiniz ürün ve servis ile ilgili kelimeler satın alıp, hazırlıkları bu şekilde yapmak daha doğru bir strateji olacaktır.

B2B’ciler mobilde de çok etkin

Yine aynı araştırmanın sonuçlarına göre satınalmacıların yüzde 49’u işyerinde dahi satınalma süreçlerinde mobil cihaz kullanıyor. Ürün aramaları yapmak, YouTube videoları izlemek, yorumları okumak, ürün fiyatlarını karşılaştırmak ve hatta doğrudan satınalma süreçlerinde bile mobil çok önemli. B2B tarafında satınalmacıları etkilemek isteyen markaların zengin mobil deneyimler tarafında da doğru yatırım hamleleri yapmasında fayda var.

Sizler bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Aşağıda yorumlarınızı bekliyorum. Eğer faydalı olacağına inanırsanız, makaleyi paylaşmaktan çekinmeyin 🙂

Benzer yazılarım için blog’um yenizengin.com’un e-posta listesine üye olmanızı öneririm.

Taylor Swift, Snoop Dogg ve Cem Yılmaz’dan seçmeli ders: Yeni iş dünyası 101

Digitalage Dergisi Temmuz – 2015 sayısında yayınlanan köşe yazım. Burada da bulunsun.

 

Taylor Swift’in Apple’a ayar verdiği, Snoop Dogg’un Twitter’da CEO’luğa oynadığı şu yeni dünya düzeninde Cem Yılmaz Turkcell’e neden GMY olmasın?

Çok iyi hatırlıyorum 2000’lerin başıydı. İnterneti kotayla değil, süreyle kullandığımız yıllardan bahsediyorum… Ben internet ve teknolojiye meraklı çiçeği burnunda bir üniversiteliyim o yıllar. Okul, müzik, kızlar falan derken editör ağabeylerimin yanında teknoloji dergileri için haber çevirileri yaparak harçlığımı çıkartıyor, kariyerimsi adımlar atıyorum. O yıllarda sektörde herkes, özellikle tüm bilişim basının dilinde hep internet var: “İnternet geliyor”, “hayatımızı değiştirecek”, “gelecek internette” manşetleriyle esip gürlüyoruz. “İnterneti o kadar çok pompaladık ki, internet işimizi elimizden aldı” dedi son buluşmamızda emekçi gazeteci ağabeyimiz. Aslında internet değildi bizi işsiz bırakan; onu anlayabilen nesil dünyayı yeniden kodlamaya başladı hepsi bu!

İnternetin kraliçesinden Apple’a ayar

Apple, 700 milyar dolarlık marka değeriyle dünya tarihindeki en değerli şirket olarak kayıtlara geçti ve trilyon dolarlık ilk şirket olmak hayaliyle koşmaya devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda yeni müzik servisini tanıtan firma, kullanıcılarına üç aylık sınırsız müzik erişimi sağlayacağını ve bu süre zarfında da eser sahiplerine herhangi bir telif ödemeyeceğini duyurmuştu. İlk tepki telif haklarından beli bükülmüş Spotify’dan geldi. “Yaşasın bedava müzik!” çığlıklarıyla etrafı şenlendiren dünya basını, bu konudan veryansın eden eser sahiplerini duymazdan gelmiş mutlu mesut takılırken, internetin yeni kraliçesi Taylor Swift, Tumblr hesabında yayımladığı Apple’a açık mektubuyla milyonlarca müzisyenin sesi oldu.

Taylor Swift güçlü ve cici bir kızımızdır.

Taylor Swift güçlü ve cici bir kızımızdır.

Kendine has samimi ve kibar üslubuyla bu uygulamanın yanlış olduğunu blog’unda kaleme alan Swift, Apple’ın böyle bir kararı hayata geçirmesi durumunda birçok eser sahibi ve emekçi müzisyenin darboğaza gireceğini, bu yüzden tepkisel olarak önümüzdeki günlerde albümünüiTunes’tan geri çekeceğini açıkça ifade etmiş. Bu olaydan 24 saat sonra Apple Yazılım ve Servislerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Eddy Cue, kıvrak bir hareketle kişisel Twitterhesabından bir duyuru yaptı ve söz verdikleri üzere Apple kullanıcılarına üç aylık ücretsiz müzik erişimi sağlayacaklarını, ancak eser sahiplerinin teliflerini de ödeyerek onların yanında olduklarını söyledi ve Swift’e teşekkürlerini iletti.

Taylor Swift'in Apple'a açık mektubu
Her krizden bir fırsat doğar hesabı Apple ayarı yiyince hemen geri vites yaptı ve yine gönülleri kazandı.

Her krizden bir fırsat doğar hesabı Apple ayarı yiyince hemen geri vites yaptı ve yine gönülleri kazandı.

Yakınlığın gücü

Taylor Swift’in Twitter’da 60, Instagram’daysa 35 milyon takipçisi var. Attığı tweet’ler 20 bin civarında RT ve fav alıyor. Swift’in klibini ya da röportajını yayımlamak için MTV’ye ya da Rolling Stone dergisine ihtiyacı yok. Bir blog ve Twitter hesabıyla işi bitiriyor. Kitlesini çok iyi tartıyor, onların ne istediğini çok iyi biliyor ve onlara gerçekten çok yakın, hatta onlardan biri.

Geçtiğimiz haftalarda dünyaca ünlü rap yıldızı Snoop Dogg Twitter’ın CEO’su Dick Costolo’nun geri çekilmesiyle boşalan koltuğa resmen talip olduğunu açıkladı. Bir Zaytung makalesi tadında yayılan haberi iş dünyası profesyonelleri pek iplememiş olsa da, ben kendisine bir şans verilmesinden yanayım. İş dünyasındaki başarının doğru zamanda doğru yerde ve insanlarla bağlantıda kalmak olduğuna dikkat çeken Dogg, kendi kişisel markasını bu strateji üzerine kurduğunu ifade etmiş.

snoop-dogg

Yüzükleri de çıkardı mı tam Twitter’ın CEO’su olacak adam aslında!

Magic Johnson KOBİ’lere iniyor

Twitter’ın kurucularından Jack Dorsey’in gözbebeği mobil ödeme girişimi Square tanıdığımız Magic Johnson’ı Yönetim Kurulu’na aldığını açıkladı. Tam bir halk kahramanı ve gönül insanı olan Magic Johson ile Amerikan KOBİ’lerine mobil ödeme sistemi satmayı hedefleyen Square’in bu çarpıcı hamlesi takdire değer. Johnson’ı sadece reklamlarında oynatmaktansa işin tam merkezine koymak çok akıllıca.

Magic Johnson candır!

Magic Johnson candır!

Şimdi sorarım size, Taylor Swift’in Apple’a ayar verdiği, Snoop Dogg’un Twitter’da CEO’luğa oynadığı şu yeni dünya düzeninde Cem Yılmaz Turkcell’e neden GMY olmasın! Ayda bir vereceği şirket içi motivasyon konuşması ve birkaç reklam filmi önerisiyle sizce de maaşını mislisiyle hak etmez mi? Haydi yorumları bekliyorum 🙂

Bilgi kirliliği, algı yönetimi ve internet psikolojisi üçgenindeki Türk insanı

Digitalage Dergisi Mart – 2015 sayısında yayınlanan köşe yazım. Burada da bulunsun.

Bugün internette üretilen kişisel içeriklerin çoğu insanların, “Ben de varım, bana da bakın, ben de buradayım, beni de sevin, bakın ne kadar akıllıyım, siz de öyle düşünüyorsunuz değil mi,” arayışlarından kaynaklanmıyor mu?

İstanbul’da kar kış, fırtına kıyamet koparken, size bu yazıyı Antalya’da mahsur kaldığım havalimanındaki minik kafeden yazıyorum. İstanbul’a dönüş yolculuğumuz pek heyecanlı; şimdiden uçağımız ikinci rötarı yaptı. Havalimanında check-in kuyruğunda elden ele dolaşan kar manzaralı İstanbul fotoğraflarına bakılırsa, bu geceyi de Antalya’da geçirmem işten bile değil…

Geçtiğimiz son birkaç günde Türkiye’nin gündemine düşen bombaların yarattığı psikolojik tahribat, ünlü ünsüz bireylerin yarı cehaletten nasiplenmiş gereksiz popülizm arayışlarıyla da birleşince, internet ekosistemimiz adeta bir enformasyon çöplüğüne dönmüş oldu. Zavallı #Özgecan’ın üstünden yapılan rant çalışmaları kapsamında gündemden nemalanmaya çalışan yarı cahil ünlüler, politikacılar ve mahallemizin bıçkın delikanlıları, eteklerindeki taşları dökmekten geri durmadı ve yerli yersiz kendini ortaya atmaktan hiç çekinmedi.

Algısı yönetilen olmamak için dinlemeyi öğrenmek gerek

Konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek bir sanattır” demiş Goethe. Çoğumuz farkında değiliz ama iletişim konuşmakla değil, dinlemekle başlar. Dinlemek sanıldığının aksine aktif bir eylemdir. Sosyal medya hepimizin eline birer megafon verdi. Kiminin megafonu daha büyük, kiminin ki daha küçük. Bazı megafonların sesini sadece seçilmiş kitleler duyabiliyor, bazılarıysa sadece kuru gürültü yapmaya yarıyor. Herkesin bağıra çağıra sesini duyurmaya çalıştığı bu âlemde, çok az sayıda insan kendi sesini ve doğruları bulmak derdinde. Öyle ki Twitter ve Facebook paylaşımların ve polemiklerin biraz derinine indiğinizde çoğu insanın anlamak, kavramak hatta anlaşılmak derdinde bile olmadığını görmek mümkün.

İnterneti ayakta tutan insanın egoları ve onaylanma isteği

Maalesef azımsanamayacak kadar çok kişinin aslında muhtelif toplumsal felaketleri de umursamadığı, sadece gündemdeki konular üzerinden kendini pazarlamaya çalıştığına şahit oluyoruz. Bazen bu kendini pazarlama ve onaylanma ihtiyacı öyle baskılanamaz hallere geliyor ki, yarı ünlünün biri çıkıp hiç tanımadığı biri hakkında travmatik yorumlar yapmaktan beis görmeyip kendi kitlesine yaranmaya çalışırken, kadın dövdüğüne şahit olduğumuz maçoların da adeta birer iyi niyet elçisi kıvamında yorumlar salladığına şahit oluyoruz. Kimse gücenmesin ama hiç kimse sırf Twitter hesabı olduğu için popüler gündemler hakkında yorum yapmak zorunda değil. Nasıl olsa çoğumuz sizin söylediklerinizi dinlemiyor, üzerine kafa patlatmıyoruz bile… Zaten çoğu zaman ya da en azından bazen siz de sırf güruhtan ayrılmamak ve yalnız kalmamak için bilmediğiniz konularda yorumlar sallayıp taraf olduğunuzu belli etmeye çalışıyorsunuz.

İnterneti günümüzde olduğu yere getiren ve belki ilerleyen dönemde onu bizden biraz da soğutacak olan şey insan egosunu hedef alıyor olması diye düşünmeden edemiyorum bazen. Bugün internette üretilen kişisel içeriklerin çoğu insanların, “Ben de varım, bana da bakın, ben de buradayım, beni de sevin, bakın ne kadar akıllıyım, siz de öyle düşünüyorsunuz değil mi” arayışlarından kaynaklanmıyor mu? Bunu keşfeden Facebook, LinkedIn ve Instagram gibi yapılar insanların internette var olma psikolojisi ve onaylanma isteğinden beslenmiyor mu? Hangimiz Instagram’da selfie paylaşmadık ya da heyecanla Facebook’ta paylaştığımız son yorumun like alıp almadığına bakmadık ki! Bunda kötü olan bir şey de yok aslında, sadece kalabalıklardan sıyrılıp sesimizi bulmak için daha çok dinleyip, daha çok düşünmeye ihtiyacımız var.

Aynı yazıyı farklı sitelerde kullanırsam Google’da sıralamam nasıl etkilenir?

İşlerden kafayı kaldırıp günlüğe vakit ayıramadım uzun zamandır. Bu konuda birkaç dostumun “Doğru dürüst yazmayacaksan kapat şu siteyi de bizde beklenti içinde olmayalım” serzenişlerine cevaben bu yazıyı kaleme alıyorum. Umarım bugün bir milat olur da bahaneleri rafa kaldırıp, blog’uma daha fazla zaman ayırabilirim 🙂

Bir süredir üzerine çok okuyup, fazlaca kafa patlattığım önemli bir konu var; binbir emekle oluşturduğumuz site içerikleri ve blog yazılarını farklı site ve mecralarda kullanırsak ne olur? Google’da web sitemin sıralaması geriler mi? Yazarı ben olsam da yazılarımı farklı sitelerde yayınladığım takdirde Google benim siteme kopya içerikli muamelesi yapar mı?

Herkes binbir emekle oluşturduğu içerikleri, haliyle olabildiğince fazla sitede kullanmak ve bu sitelerden trafik kazanmanın derdinde. Lakin, bu tür çalışmalar uzun vadede faydadan çok zarar getirebiliyor.

Web sitemdeki içerikleri başka siteler kullanmış mı?
Web sitenizdeki hangi içeriklerin başka sitelerde kullanılıp kullanılmadığını kontrol için ‘www.copyscape.com’ u kullanabilirsiniz! Yapmanız gereken tek şey web sitenizin URL’sini girmek ve Copyscape search’e basmak!

copyscapecom örneği

Google aynı içeriğin farklı sitelerde olmasından hoşlanmıyor ama…

Dijita pazarlama ve içerik startejilerimizin büyük bir kısmını SEO ve arama motorlarındaki sıralamalarımızı üst seviyelere taşımak için yapıyoruz. Web sitesi trafiğine faydası olur diye düşündüğümden blog’da kullandığım yazıların bir kısmının çeşitli haber sitelerinde kullanılmasına razı oluyorum. Bu şekilde anlık çok sayıda ziyaretçiyi blog’uma çekebiliyorum lakin, uzun vadede SEO stratejim için pekte faydalı değil. Sebeplerini ve çözümlerini aşağıda sıraladım:

  1. Google, birebir aynı içeriği faklı sitelerde bulduğunda otomatikman Rank’i yüksek olan siteyi baz alıyor ve ben yazıyı ilk kendi blog’umda yayınlamış olsam bile, benim siteme kopya içerik kullanmış muamelesi yapıyor. Rank’imi düşürüyor.
  2. Yazımın içerisinde kendi siteme link verirsem, bunu backlink olarak algılayabilir lakin, bu durumda da yazıyı yayınlayan sitenin kredisinden yemiş oluyoruz.
  3. Yazıyı yayınladığım web sitesinin içerisinde yazıyla birlikte link rel =Canonical html kodunu yerleştirebilirsek, burada Google’ a bu sitedeki içeirğin orijinalinin bulunduğu linki referans olarak göstermiş olabiliyoruz. Ancak gerçek şu ki birçok haber ve web sitesi bu kafalardan çok uzak. SEO yapmayı anahtar kelimeleri peşpeşe sıralamak olduğunu düşünen bir zihniyete bunu nasıl anlatabiliriz ki? 🙂
    Canonical kodu HTML içerisinde şu şekilde kullanılıyor
    — <link rel=”canonical” href=”http://www.orijinaliçeriğinbulduğusite.com” />  —

     

  4. Google’da orijinal içeriğinizin ilk paragrafını başka bir sitede yayınlamakta bir sıkıntı yok. Lakin on paragraflık bir yazının üç ya da beş paragrafını yayınlamak bile sıkınıtı yaratabiliyor.
  5. İçeriği kuvvetli bir makaleyi farklı cümlelerle yeniden yazarak farklı web sitelerinde yayınladığınız takdirde Google bunu kopya içerik olarak algılayamayabiliyor.
  6. Makaleyi farklı bir dilde farklı bir sitede yayınladığınız zaman yine Google buna kopya içerik muamelesi yapmıyor. Çünkü çeviriyi yaparken kuvvetle muhtemel kendi yorumlarınızı da katıyor olacaksınız.

 

Satışları artırmak için 3 Temel Growth Hacking Stratejisi

Growth Hacking, online iş dünyasında büyüyen bir trend. Online’da gelirinizi artırmak için işinize yarayabilecek 3 temel Growth Hacking Stratejisine bir göz atın. 

Growth Hacking teknikleri

Growth Hacking meselesi şu günlerde çok popüler. Ne işe yarar, dijital pazarlamadan farkı nedir, acaba girişimlerin can simidi olabilir mi, vb. gibi… zihinlerde bir sürü soru var. İçinde “hacking” olan her terimin dayanılmaz çekiciliğini de eklersek, Growth Hacking’in önümüzdeki yıl dijital camiada dillere pelesenk bir terim olacağı ve tıpkı bir dönem sosyal medya uzmanında olduğu gibi memleketimizde yüzlerce “Growth Hacker” türeyeceği kesin. Bu yüzden işletme sahiplerinin ve girişimcilerin gözlerini dört açmasında ve bu trendler hakkında bilgi sahibi olmasında yarar var.

Girişimler, kısa sürede müşteri edinebilme becerileri sayesinde hayatta kalır ya da yok olur. Ürününüzün eli yüzü istediğiniz kadar düzgün olsun; pazardaki arz talep dengesini tutturamaz ve satış yapamazsanız dükkanı kapatırsınız. Çoğu girişim, büyük kaynak sıkıntıları ve nefes tutma egzersizleriyle hayata tutunma çabasındayken; milyonlarca dolarlık pazarlama bütçeleriyle iletişim kirliliği yaratan dev kurumların gürültüsünden sıyrılıp, müşterilere sesinizi duyurmak gerçekten zor zanaat.

Neyse ki, dijital deneyimler çok hızlı şekilde yayılıyor ve dev bütçeli firmaların çoğu,  dijital kanalları yine aynı geleneksel bakış açılarıyla kontrol etme çabası içinde. Haliyle bu durum doğru dijital stratejiler belirleyip, uygulayabilen girişimlerin kısa zamanda büyümesine ve fark yaratmasına yardımcı oluyor. Bu yazımda Growth Hacking’in ne olduğundan ziyade, Growth Hacking’in 3 temel stratejisine değineceğim. Yine de “Growth Hacking nedir, Growth Hacker kimdir” diye merak edip, bilgilerini tazelemek isteyenler şu yazıma bir göz atabilir.

Her şey satışları artırmak ve sürdürülebilir büyüme için

Bir Growth Hacker’ın dijital girişimlerde büyümeyi tetikleyen üç temel stratejisi vardır. Bu stratejiler, doğru kaynak kullanımıyla girişimin sürdürülebilir büyümesine hizmet eder. Büyüme dediğimiz hadise, sunduğunuz hizmeti satın alan kullanıcı sayısının, ölçeklenebilir şekilde, kısa sürede artırılması ve devamlılığının sağlanmasıyla mümkün olur. Tabii ki bu deneyim, zaman ve para isteyen bir süreçtir.

Gelin şimdi Growth Hacking’in temel stratejilerine hep birlikte kısaca bir göz atalım.

Growth Hacking’in #1’nci temel stratejisi: Bedava trafiği artırmak [Tweet]

Dijital dünyada her şey sitenize yapılan ziyaretle başlar. Çok paranız varsa, parası olan çoğu büyük firmanın yaptığı gibi; dijital reklamlara hatırı sayılır bir bütçe gömersiniz, büyük kitleler reklamlarınıza tıklar ve sitenize gelir. Lakin bu yöntem ile trafik yaratmak sürdürülebilir olmamakla birlikte, ciddi anlamda maliyetlidir. Maalesef, çoğu girişim kaynak sıkıntısı yaşadığından trafik için yaratıcı ve sürdürülebilir çözümler bulmak zorundadır. Bu stratejiye hizmet eden işe yarar birçok popüler taktik var. Önde gelen taktikler elbette SEO (Arama motoru optimizasyonu), Sosyal medya trafiği, E-mail pazarlaması ve diğer ilgili popüler ürünlerle yapılabilecek olan API (Application Programming Interface) entegrasyonları olarak karşımıza çıkıyor.

Growth Hacking’in #2’nci temel stratejisi: Gelen trafiği paraya dönüştürmek (CRO – Conversion Rate Optimization)  [Tweet]

Sitenize trafiği çektiniz, her gün binlerce kullanıcı geliyor ama kimse ürününüzü satın almıyor ya da sisteminize üye olmuyor olabilir. Bu durumda sitenizin içeriklerini ve gelen kullanıcıların sitenizdeki davranışlarını analiz etmek gerekir. Burada Google Analytics’ten tutun Kissmetrics ve Crazy Egg’e kadar bir dizi farklı analiz aracını kullanarak kullanıcı ve içerik analizleri yapılır. Belirlediğiniz KPI’lara göre ki bu KPI’lar; sitenize gelen ziyaretçilerin e-postasını almak, ürününüz hakkında yorum yapması ya da sosyal medyada paylaşmasından tutunda ürününüzü satın almaya kadar çok çeşitli olabilir. Verilen bu görevleri yerine getiren ziyaretçi convert edilmiş (yani dönüştürülmüş) olarak kabul edilir. Dönüşüm oranını artırmak için ziyaretçiler için içeriğin ve site içindeki deneyimin yeniden tasarlanması gerekebilir. Conversion rate optimization’ı doğru şekilde yapabilmek için sitenizdeki yorumları tek tek incelemeli, arkadaşlarınızdan ya da ziyaretçilerinizden site ile ilgili geri bildirim almalısınız. Growth Hacking terimini literatüre kazandıran Sean Ellis’in Qualaroo insights eklentisine bir göz atmanızda fayda var. Bu eklenti, sitenize gelen ziyaretçilere canlı anket yapıyor ve sitede ne tür içerikler görmek istediğinize deyin, sunduğunuz ürün veya servisin en beğendikleri ya da beğenmedikleri özelliklere kadar farklı sorular sorarak kullanıcıdan anlık geri bildirim topluyor. Bu geri bildirimler sitede dönüşüm oranını artırmak için uygulayacağınız taktiklere yön veriyor.

Growth Hacking’in #3’üncü temel stratejisi: Sürdürülebilir olmak [Tweet]

Sürdürülebilir olmayan hiçbir iş modeli başarılı olamaz. Yukarıda değindiğimiz stratejileri çeşitli taktiklerle desteklemek gerekir. Lakin,  taktiklerin dijital dünyada çok dönemsel ve anlık olacağını da unutmamak gerek. Growth Hacking ile sürdürülebilir büyümeyi yakalayabilmek için birçok taktiği seri şekilde deneyip, ölçümleyip, işinize en çok etki edeni bulup, durmadan iterasyonlar yapıp doğru sonuçları alana kadar çalışmanız gerekir.

Growth Hacking’i geleneksel pazarlama yöntemlerinden ayıran en büyük fark; iç görülere göre karar vermektense durmadan ölçümleme yapıp, yeni taktikler geliştirmektir.

Siz Growth Hacking meselesi ve yukarıdaki stratejilerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Aşağıda yorumlarınızı bekliyorum 🙂

Mobil pazarda yükselen değer: B2B uygulamaları

Bu yazı Digital Age Dergisinin Eylül 2014 sayısındaki köşemde yayınlanmıştır.

Uygulama pazarına girmek isteyen şirketlerin dikkatine: Bırakın tüketici uygulamalarını; B2B’ye gelin, KOBİ’lerin size ihtiyacı var

Mobil uygulama pazarına girmeyi düşünen hemen herkes bir sonraki Twitter ya da Candycrush’ı yapmanın hayaliyle yola çıkıyor ve batıyor. Dev şirketler milyonlarca dolarlık yatırımlarıyla mobil tüketici uygulamaları pazarını ele geçirirken, genç girişimlerin düzenli gelir kazanabilecekleri ve büyüyebilecekleri yeni niş alanlar bulması gerekiyor.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, insanlar artık neredeyse vücudunun bir uzantısı haline gelmiş olan tablet ve telefonlarını iş yerine de getirip, gündelik ofis çalışmalarını bu cihazlar üzerinden de yapabilir olmak istiyor. Toplumların mobiliteye olan hızlı geçişinin bir uzantısı olarak kurumlar da, hızla mobil dünyaya ayak uydurmak için çabalıyor ve iş süreçlerini mobile taşıyacak çözümlerin peşinden koşuyor.

Türk şirketlerinin mobiliteye bakışı

IDC ve Samsung Türkiye’nin geçtiğimiz ay yayımladığı Türkiye Kurumsal Mobilite pazar araştırmasının sonuçlarına göre, Türk şirketlerinin yüzde 94’ü önümüzdeki iki yıl içinde bir mobil iş stratejisi oluşturmayı planlıyor. Ayrıca şu an şirket başına ortalama yüzde 23 olan mobil çalışan sayısının 2019 yılına kadar yüzde 34 seviyelerine çıkması bekleniyor.

[Tweet “Türk şirketlerinin yüzde 94’ü önümüzdeki iki yıl içinde bir mobil iş stratejisi oluşturmayı planlıyor.”]

Türkiye’deki kurumların mobiliteden en büyük beklentisi şirket içindeki operasyonel verimliliği artırmak, sürdürülebilir olmak ve rakiplere karşı rekabet avantajı sağlamak.

Yine aynı araştırmaya göre, Türkiye’de yüzde 88’lik bir oranla satış departmanlarının mobiliteye en hızlı ayak uyduran birim olduğunu görüyoruz. Satış departmanını yüzde 69 ile yönetim kademesi, yüzde 63 ile pazarlama ve saha operasyonları takip ediyor. Bu oranlar gösteriyor ki özellikle satış ve saha operasyonlarına yönelik uygulamalara olan ihtiyaç çok fazla. Bu segmentte çözümler sunabilecek yerel firmalar için potansiyel büyük.

Mobil güvenlik ve dil engeli

IDC ve Samsung Türkiye’nin yayımladığı çalışma, Türkiye’deki şirketlerin sadece yüzde 10’unun sıkı bir mobil güvenlik ve test politikası olduğunu gözler önüne seriyor. CIO’lar bu konuda endişeli. Firmaların teknoloji yöneticileri özellikle kullanıcıların kendi cihazlarını iş yerinde kullanmasından doğabilecek gizli ve önemli verilerin dışarıya sızmasından endişe ediyor.

Mobil güvenlik yazılımlarına ayrılan bütçede de bir artış söz konusu. Küçük ve orta ölçekli kurumlar dahi bu konuda önlem almanın gerekliliğinin farkında. Kurum içi mobil cihazların yönetimi ve güvenliği konusunda çözüm ve danışmanlık sunabilecek girişimler için büyük iş potansiyeli olduğu bir gerçek.

Kişi başına düşen milli gelirin on bin dolar seviyesinde olduğu bir KOBİ cenneti olan Türkiye’de, KOBİ’lerin sergileyeceği performansa bağlı. KOBİ’ler en hızlı büyüyen şirketler ve mobiliteye yatırım yapmak istiyorlar. Lakin, gerek yabancı dil engeli gerekse yeterli yerel kurumsal mobil çözümün olmaması ve bu konuda danışmanlık veren firma sayısının azlığı, mevcut firmaların yalın terminolojiden ve halk dilinden uzak yaklaşımı kurumların mobilleşmesindeki en büyük engeller. Bu engelleri görüp, fırsata çevirebilecek yeni girişimler için çok büyük iş potansiyelleri bulunuyor. Haydi, bırakın tüketici uygulamalarını; B2B’ye gelin, KOBİ’lerin size ihtiyacı var.

Twitter’da gücünüzü artıracak 9 önemli taktik

Geziparkı olaylarından sonra Türkiye’de popülerliği giderek artan ve sayıları 15 milyon’a yaklaşan Türk Twitter kullanıcıları, Twitter’ı Türkiye’de yeni bir pazarlama kanalına dönüştürmüş oldu.

Bildiğiniz üzere kalabalıklar pazarlamacı, satışçı ve siyasetçileri kendine çeker.

Her kafadan bir sesin çıktığı; markaların, satıcıların, sanatçı ve siyasal bot’ların işgali altındaki Twitter’da zamanı daha etkin kullanmak, alternatif gündemi en iyi şekilde takip edip, kitlelerle doğru iletişim kurabilmek için artık hashtag’li tweet atmak ve mention’ları takip etmekten fazlasını yapabilmek gerek.

Twitter’da zamanı etkin kullanmak, kişisel ve kurumsal sosyal medya hedeflerinizi gerçekleştirmek için bilmeniz gerektiğini düşündüğüm 10 önemli özelliğe, gelin birlikte göz atalım.

1) Hashtag kullanımı

“Hashtag nedir”, eminim çoğunuz biliyorsunuzdur ama bilmeyenler için kısa bir hatırlatma yapalım. “#” sembolüne “hash” deniyor. Twitter’da herhangi bir kelimenin başına bu sembolü yerleştirdiğinizde, yolladığınız tweet’i önüne “#” sembolü koyduğunuz kelimeyle kategorize etmiş oluyorsunuz. Kategorize edilen kelimeler Twitter’da çok daha kolay listelenebiliyor. Twitter’ın arama algoritması her geçen gün daha da gelişiyor olsa da, başında “#” sembolü bulunan kelimeler Twitter arama sonuçlarında önceliklendiriliyor.  Twitter’da  Hashtag kullanarak tweet’lerinizin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

Twitter’da # 'Hashtag' kullanımıyla ilgili bazı öneriler:
• Aynı tweet içinde ikiden fazla hashtag kullanılmaması tavsiye ediliyor. Eğer aynı tweet içinde hashtag kullanımını abartırsanız Twitter, mesajınızı spam olarak algılayıp, takipçilerinize erişmesine engel olabilir. • Alakasız hashtag’ler kullanarak tweetlemeyin. Bu da bir çeşit spam olarak algılanabilir. • Twitter profilinizde hashtag kullanarak, ilgili Twitter arama sonuçlarında profilinizin görünmesini sağlayabilir ve takipçi kitlenizi artırabilirsiniz.

Twitter profilinizde hashtag kullanarak, ilgili arama sonuçlarında profilinizin önde çıkması ihtimalini artırabilirsiniz.

Twitter Bio with Hashtags

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2)   Twitter’da detaylı arama yapmak

Twitter’ın sağ üst köşedeki arama kutucuğunun sade ve gösterişsiz tasarımı sizi aldatmasın. Twitter’ın arama motoru çok güçlü. Twitter’ın arama motorunun gücünü aşağıdaki arama opertörlerini kullanarak keşfedebilirsiniz.

Örnek Tweeter Arama Operatörü Kullanımı Yaptığı aksiyon
#teknoloji içinde #teknoloji hashtag’i bulunan tweetleri arar
“abc def” “abc def” kesme işaretlerinin arasındaki kelimeleri olduğu gibi arar
hakan OR akben Içinde hakan ya da akben bulunan tweetleri arar
Hakan -akben içinde hakan olan ancak akben olmayan tweetleri arar
from:hakanakben hakanakben kullanıcısından atılan tweetleri arar
to:hakanakben hakanakben kişisine attığınız tweetlerde arar
galatasaray since: 2014-08-22 içinde galatasaray geçen, 2014 yılının 8’inci ayının 22’sinden itibaren atılmış tweetleri listeler
fenerbahçe untill:2014-08-14 içinde fenerbahçe geçen, 2014 yılının 8’inci ayının 14’üncü gününe kadar atılmış olan tweetleri listeler
“kahvaltı” near:istanbul Içinde “kahvaltı” geçen istanbul’dan atılan tweetleri arar
fenerbahçe -galatasaray 🙂 Içinde “fenerbahçe” geçen ancak galatasaray geçmeyen olumlu tweetleri arar
Photoshop 🙂 içinde “photoshop” geçen olumlu tweetleri arar
iPhone 🙁 Içinde “iphone” geçen olumsuz tweetleri arar

 

Twitter'da duygusal arama

Twitter’da duygusal arama 🙂

3)   Twitter listeleri oluşturmak

Zamanın ciddi bölümünü Twitter’daki alternatif gündemi takip etmek için geçirdiğimiz şu günlerde Twitter takip listeleri oluşturarak, konsantre bir twitter deneyimi yaşayabilirsiniz.

Twitter listesi nedir?
Twitter’da takipçisi olun ya da olmayın belirlediğiniz twitter kullanıcılarını kategorize ederek, listeler oluşturabilir ya da başkalarının oluşturduğu listelere abone olabilirsiniz. Örneğin siyasal gündemi takip etmek için siyasal içerikli paylaşım yapan kişileri bir listede toplayabilir, ya da işinizle ilgili bir konuda rakip firmaların twitter hesaplarını ayrı bir listede toplayabilirsiniz. Oluşturduğunuz listeler diğer twitter kullanıcılarına açık olabileceği gibi sadece size özel (kapalı) da olabilir.

Twitter listeleri Twitter’da gereksiz zaman kaybetmenizi önleyecek harika bir özellik.

Twitter listeleri oluşturmak için; Ayarlar -> Lists’e tıklayabilirsiniz ya da “g” ve “l” tuşlarına basın. Ardından “Create new list” linkine tıklayın. Oluşturmak istediğiniz listenin adını ve detayını yazın. Gizlilik ayarlarını yapın ve kaydedin. Listeniz hazır! 🙂

Twitter'da liste oluşturmak

Twitter’da ilgi alanlarınıza göre takip listeleri oluşturmak çok kolay.

 

 

 

 

 

 

Oluşturduğunuz listeye yeni kullanıcılar eklemek için yapmanız gereken tek şey, kullanıcının profilinin yanındaki ayarlar ikonuna tıklamak ve kişi oluşturduğunuz listeye eklemek.

Twitter takip listeleri oluşturmak


 

 

 

 

 

 

Twitter listesine eklediğiniz kişiyi takibe alma zorunluluğunuz yok. İstediğiniz zaman kişiyi listenizden çıkarabilirsiniz.

 Kişileri Twitter listesine eklemek veya çıkarmak

 

 

 

 

 

 

 

4)   Siz kimlerin listesindesiniz?

Sosyal medyadaki popülerliğinizle bağlantılı olarak sizi Twitter listelerine eklemiş kişiler olabilir. İnsanların gözünde hangi konularda uzman olarak değerlendirildiğinizi, hangi listelere eklendiğinizden yola çıkarak tahmin edebilirsiniz.

Twitter'da kimler sizi listenize almış

5)   Twitter’dan mesaj arşivinizi istemek

Twitter’dan yazdığınız tüm mesajların arşivini isteyebileceğinizi biliyor muydunuz?

Bunun için yapmanız gereken tek şey;

“Ayarlar” bölümüne girip en altta bulunan “Request your archive” butonuna tıklamak. Twitter yolladığınız mesajların tümünü toparladıktan sonra size içinde link olan bir e-posta gönderiyor. Linke tıklayıp arşivinizi indirebiliyorsunuz. İlk attığınız tweet’i görmek, yıllar içinde değişen ilgi alanlarınız ve gelişiminizi izlemek için işe yarar bir özellik.

Twitter mesaj arşivinizi istemek

6)   Twitter hesabınızı kullanan uygulamaları kontrol etmek

Twitter o kadar popüler oldu ki, artık çoğu web sitesi ve uygulama Open ID politikalarını twitter üzerine kurgulamış; herhangi bir siteye sadece twitter kullanıcı adı ve şifrenizle kaydolup, giriş yapabiliyorsunuz. Bu durum beraberinde ciddi güvenlik tehlikeleri de getiriyor elbet.

Twitter’a erişim onayı verdiğiniz uygulamaları sık sık kontrol edip, gereksiz gördüğünüz ya da artık kullanmadığınız uygulamaların izinlerini kaldırmanızda fayda var.

Twitter'dan uygulama izinletini kaldırmak

Bunun için yapmanız gereken Twitter profilinizde “Settings” bölümüne girip, sol sütundaki “Apps” linkine tıklamak ve solda beliren uygulamaları kontrol ederek, size tanıdık gelmeyen ya da artık kullanmadığınız uygulamaları “Revoke Access” butonuna basarak profilinize olan  erişiminizi sonlandırmak.

7)   Twitter #discover ile kişiye özel içeriklere erişmek

Twitter'ın discover özelliği ne işe yarar

 

 

Twitter’ın #discover özelliği gerçekten şaşırtıcı derecede başarılı. Üst menüde bulunan hemen notifications butonunun sağındaki #discover linkine tıkladığınızda, twitter’da ana sayfada önünüze düşen alelade tweet’lerden farklı olarak özel bir algoritmayla filtrelenmiş içerikler önünüze çıkıyor.

Twitter, sizin paylaşımlaırnız, daha çnce beğendiğiniz ya da Retweet’lediğiniz içeriklere göre sizin okumaktan keyif alacağınız içerikleri karşınıza çıkarıyor. Twitter’da kişisel beğenilerine göre filtrelenmiş içerikleri okumak isteyen kullanıcılar için zaman kazandırıcı bir özellik.

8)   Twitter kısa yolları

Twitter önünüzde açıkken klavyede “?” tuşuna basarak tüm Twitter kısa yol tuşlarının listesine erişebilirsiniz. Programları kısa yollarıyla kullanmanın sayısız avantajı var. Sizi zamandan kurtarır, gereksiz mouse ve bilek hareketleriyle yorulmazsınız. Kısayollar tembel adam hastalığıdır, candır! 🙂

Twitter klavye kısa yolları

Twitter kısa yollarıyla profesyonel kullanım

 

9)   Bilgilendirme e-postalarını kapatmak

Son olarak,  eğer Twitter’dan durmadan gelen bildirim e-postaları ilginizi dağıtıyor ve canınızı sıkıyorsa bunu kapatmanızı öneririm. Twitter e-posta bildirimlerini kapatmak için;   “Ayarlar” a girin, soldaki menüden E-mail notifications’ı tıklayın. Yeni açılan sayfada sağ üst köşedeki “Turn off” butonuna basın.

Twitter e-postalarını kapatmak

Şimdi söz sizde!

Twitter, bir süredir çok popüler ve sosyal medya mesaimizin ciddi bir bölümünü işgal ediyor. Peki siz yukarıdaki yöntemlerden hangisi beğendiniz? Twitter’ı nasıl kullanıyorsunuz? Önerilerinizi aşağıdaki yorum alanında paylaşın, sohbete devam edelim.

 

 

 

Nöromarketing, sürüngen beyin ve satın alma ilişkisi

Bu yazı Digital Age Dergisinin Ağustos 2014 sayısındaki köşemde yayınlanmıştır.

Günümüz dünyasında günde ortalama 10 bin mesajla karşılaşıyoruz. Bu mesajlar sürüngen beyinle konuşmadığı sürece hiçbir anlamı yok

Ünlü Nörobilimci Antonio Damasio’nun “Bizler duyguları olan düşünen makineler değil, düşünebilen duygu makineleriyiz” sözü, eminim sosyal medyada ya da web’de karşınıza bolca çıkmıştır. Biraz düşününce kararlarımızı duygusal olarak verip, mantıksal sebeplere dayandırmaya çalıştığımız fikri hiçte mantıksız gelmiyor. En son aldığınız cep telefonunu ya da kıyafetinizi alırken kendinizi nasıl ikna ettiğinizi bir düşünün. Bunu alırsam daha başarılı, daha akıllı ve güzel görünürüm demedik mi? Yapılan son araştırmalar da zaten Damasio’nun bu sözünü doğrular nitelikte. Yani karar mekanizmamızın kontrolü çoğunlukla duygularımızda.

İnsan beyni yüz milyar sinir hücresi ve bir milyon kilometrelik sinir ağı ile evrendeki en büyük gizemlerden biri olmaya devam ediyor. Beynimiz, bedensel kütlemizin sadece yüzde ikisini oluştursa da toplam enerjimizin yüzde yirmisini tüketiyor. Yaşamsal fonksiyonlarımızın çoğu, bilinç seviyemizin altında otomatik olarak beyin tarafından koordine ediliyor. Beynimizin yalnızca yüzde 20’sini bilinçli olarak kullanabiliyoruz. Dikkatimizin büyük bir kısmı çevremizdeki olayları ve tehditleri algılamaya yönelik çalışıyor, çünkü beyin için asıl önemli olan ne markalar ne de reklamlar; sadece hayatta kalabilmek. Beynimizin hayatta kalmamızdan sorumlu olan kısmı eski beyin olarak da bilinen R-complex ya da bir başka deyişle sürüngen beynimizdir.

Sürüngen beyin milyonlarca yıllık bir geçmişe sahip, henüz beyin kabuğumuz bu kadar kompleks ve gelişkin bir yapıya dönüşmeden önce bile sürüngen beynimiz vardı. Anne karnındaki bebeğin beyin gelişiminde de ilk önce merkezdeki sürüngen beyin oluşumunu tamamlıyor. Gri alan ve beyin kabuğu daha sonra bu bölgenin üstüne inşa oluyor.

Beynin bölümleri

Sürüngen beynin karakteristik özellikleri

Beynin bu bölümü konuşmalara pek tepki vermez. Karışık mesajları anlamaz ve sadece vücudun bütünlüğünü korumak konusunda kaygılıdır. Son derece bencildir ve en önemli özelliği beyindeki görsel kortekse ihtiyacı olmaksızın çevredeki görsel uyarıcıları algılayabilir nitelikte olmasıdır. Bu nedenle insanlarla iletişimde görsel içerikler kelimelerden, deneyimler açıklamalardan çok daha etkili ve anlaşılabilirdir.

Günümüz dünyasında günde ortalama 10 bin mesajla karşılaşıyoruz. Bu mesajlar sürüngen beyinle konuşmadığı sürece hiçbir anlamı yok. Pazarlama yatırımlarının ne kadar etkin ve etkili olduğunu anlayabilmek için yapılan araştırmalar ve tüketici anketlerinin bir tık ötesine geçmek için ilk kez 2003 yılında Nörobilim Profesörü Read Montague önderliğinde bir grup tüketiciye Nöropazarlama araştırması yapılmış.

Nöropazarlama araştırma yöntemleri

Pazarlama ve nörobilimin kesişim noktası olarak karşımıza çıkan Nöropazarlama, nörobilim teknik ve gereçleri kullanılarak tüketici davranışlarını incelemeye yönelik çalışmalar yapan yeni bir bilim dalı. Duyguların tüketici davranışları üzerindeki tartışılamaz etkisi ve bu etkinin tüketici anket ve araştırmalarında net olarak ölçümlenememesinden doğan bu yeni bilim dalında EEG (Elektro-ensefalografi), MEG (Manyetik-ensefalografi), fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) yöntemleri kullanılarak, tüketicilerin reklamlara karşı oluşturdukları psikolojik tepkileri tetikleyen beyin aktiviteleri ölçülüyor ve görselleştirilerek yorumlanıyor.

100953115

Elbette burada da araştırmaların kötüye kullanımlarına dair bir takım endişeler söz konusu. Beynin yaşamsal fonksiyonlarını manüpüle ederek finansal çıkar sağlamanın limitlerini zorlamaya çalışabilecek firmaların olabileceği de göz önünde bulundurulacak olursa, önümüzdeki dönemde bu tür nöropazarlama çalışmaları için bazı küresel regülasyonların oluşması da mümkün. Yine de şunu çok iyi biliyoruz ki, söz konusu olan sürüngen beyinse kelimelerle iletişim anlamsızken, görsel iletişimin önemi tartışılmaz.

Vaktiniz varsa ve Nöromarketing konusuna meraklıysanız, Patrick Renvoise’nin aşağıdaki TEDx video’sunu izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Growth Hacker: Pazarlama dünyasının yeni yıldızı

Growth hacker kimdir, Growth hacking nedir? Standart pazarlamacıdan ve geleneksel pazarlama yaklaşımdan ne farkı vardır. Bu konuyla ilgili merak ettiğiniz soruların cevabını aşağıdaki makalede bulabilirsiniz.

Son yıllarda girişimci ekosisteminde en çok aranan pazarlamacı profillerinden biri haline gelen Growth Hacker’lar hakkında yeterli yerel kaynağın bulunmaması, sonunda hacker olan her titrin bünyede yarattığı heyecanla  birleşince, kavram karmaşası da aldı başını gitti.

Internet bağlantılı analitik ve otomasyon teknolojilerinin gelişmesiyle veriye dayalı yalın pazarlama yaklaşımı, start-up ekosisteminin bütçe sıkıntısına derman olurken, büyük kurumlar da hızla içsel güdülere dayalı, çok para harcatan pazarlama kültürünü terk etmek ve yalın yaklaşımları özümsemek için gayret gösteriyor.

Kim bu Growth Hacker?

Amerika’nın batı sahilinden üniversite terk iki genç bir araya gelir. Evlerinin garajında, sabahtan ertesi günün sabahına, büyük bir tutkuyla dünyayı değiştirecek projeyi üretmek için harıl harıl çalışırlar. Aradan altı ay geçer ve kurdukları platformun ilk yüz bininci üyesi elmalı turta ve Latte ile kutlanır. Artık iki değil, dört kişidirler… İki back-end, bir front-end geliştirici ve bir de ürünün kullanıcı sayısını artırmaktan sorumlu ürün geliştiricisi ve pazarlamacı kırması Growth Hacker. Kullanıcı davranışlarından üretilen analitik veriler, geleneksel pazarlama içgüdüsüyle birleştirilerek ortaya koyulan taktikler ve ürün üzerindeki deneme yanılmalarla ilk yılın sonunda milyon kullanıcıya ulaşılır.

Kullanıcı sayısının hisse senetleri üzerinde yarattığı olumlu rüzgarı da arkasına alan girişim, büyük yatırımlar almaya başlar ve otuz kişilik bir şirket haline gelir. Artık pazarlamanın ana hedefi sadece kullanıcı sayısını artırmak değildir. Kurumsal iletişim, müşteri ilişkileri yönetimi, reklam satın alma, kurumsal iş ortaklıkları gibi yeni öncelikler de listeye eklenmiştir. Şirketi sıfır kullanıcı noktasından milyon seviyesine getiren Growth Hacker, eğer yukarıdaki temel pazarlama stratejilerine hakim biriyse, kuvvetle muhtemel şirkette pazarlamanın başına geçirilir. Yok eğer kariyer ve strateji pusulasındaki tek yönü büyüme (Growth) ise organizasyonda bir alt sırada yerini alır ve şirkete kurumsal pazarlamayı hakkıyla yönetecek deneyimli bir yönetici transfer edilir. Gördüğünüz üzere Growth Hacker, iş dünyasının Pazarlamadan Sorumlu yeni  Genel Müdür Yardımcısı değildir. Önce bu algıdan kendimizi kurtaralım.

Yalın pazarlama ve Growth Hacking ilişkisi

Silikon vadisinde bileçoğu girişim iki kasa bir masa şeklinde hayata geçiyor. Bu da yalın pazarlamanın kapısını çalmayı gerektiriyor. Yalın, adı üstünde ihtiyaca yönelik, abartıdan uzak bir yaklaşım stratejisini temel alıyor. Çoğu yeni girişim kurulur kurulmaz büyük pazarlama operasyonlarına ihtiyaç duymaz. Burada ürünü anlayan, teknolojiye ve pazarlamanın temel stratejilerine hakim olacak,  asıl hedefi ve odağında büyüme olan (ürünün kullanıcı sayısını artıracak) bir yaklaşım sergilemek esastır. Yalın pazarlamayı kurumsal pazarlamadan ayıran en büyük fark da budur.

marketing-growth-hacking-diagram

Growth kafası; analitik ve taktiksel yaklaşım

Pazarlamaya çoğunlukla içsel dürtülerle yaklaşan geleneksel anlayıştan farklı olarak, analitik becerilerle donatılmış, üründen anlayan, hatta ürünün geliştirilmesi noktasında son kullanıcılardan gelen geri bildirimleri rasyonel olarak değerlendirip ürün vizyonuna katkıda bulunan yeni bir bakış açısıdır bu Growth kafası. Pazarlamada mühendislik bakış açısını geleneksel pazarlama ve iletişimin temelleriyle birleştiren bu yeni anlayış yatırımcıların ve patronların iştahını kabartıyor olsa da dikkatli olmakta fayda var. Önümüzdeki sayıda yalın pazarlama ve Growth Hacking taktikleri üzerine düşüncelerimi paylaşıyor olacağım. Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar bölümüne yazarak konuyla ilgili sohbet başlatabilir, değerli bilgilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Yok eğer paylaşmak istemiyorsanız, en azından bir ”merhaba” diyebilirsiniz! 🙂

Not: Bu yazı Digital Age Dergisi‘nin Mayıs, 2014 sayısındaki köşemde yayımlanmıştır.