Gündeminde Ne Var: Özgür Alaz

Özgür, kendini sürekli gelişime adamış ilham verici insanlardan biri. O’nu sürekli yeni şeyler peşinde koşarken görüyorum. Bir bakıyorum Whatsapp grubu kurmuş; her gün hayatı kolaylaştıran yöntemler paylaşıyor. Bir bakıyorum Instagram’da ilham defteri diye bir proje yapmış; ilginç insanların gözünden, bir paragrafta dünyayı anlatıyor bize…

Özgür, kıvrak zekasıyla pazarlama alanındaki küresel trendleri hızlıca kavrarken, keşiflerini sadece kendine saklamayacak kadar da cömert biri. Özgür’le 2008 yılında Likemind etkinliğinde tanışmıştık. Likemind, dönemin pazarlama ve dijitalci ekosistemi için önemli bir buluşma noktasıydı. Benzer zihindeki insanlar her ayın üçüncü cuması, sabah saat 8 gibi Kanyon Starbucks’ta bir araya geliyordu. Özgür, buluşmanın mimarlarındandı. O’nun sayesinde bir sürü önemli insanla tanıştım. Hasan Başusta’da bunlardan biridir 🙂

Özgür, ilerleyen yıllarda Türkiye’nin önde gelen sosyal medya ajanslarından olan Promoqube’ün kurucuları arasında yer aldı. İleri görüşlü bir şekilde, Promoqube’ün yelkenlerini sosyal medyanın rüzgarıyla doldurarak, büyük mesafeler kat etti. Promoqube bugün Türk dijital ekosisteminin önde gelen kurumlarından biri olarak hizmete devam ediyor.

Özgür’ün hayatındaki meselelere ve çevresindeki olaylara karşı sistematik yaklaşımı beni en çok çeken tarafı. 25 yaşımdan sonra anca idrak etmeye başladığım ve hala üzerinde çalıştığım bazı yöntem ve sistemleri benden çok daha önce keşfetmeye başladığını düşünüyorum. Hayatını bir mühendis gibi tasarlayıp yaşarken, yaratıcı tarafını da bilemek için sürekli seyahatler yapan, yeni deneyimler peşinde koşan Özgür Alaz’ın gündemine uzanıyoruz bugün. Özgür’ün paylaşımlarını çok keyifli ve değerli buluyorum. Umarım sizlerin de ilgisinden payını alır…

Özgür Alaz – Promoqube Kurucu Ortağı /Girişimci

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:

Blinkist uygulamasını son dönemde iyi şekilde kullanmaya başladım. İşe gidip gelirken veya spora gidip gelirken bir kitap özetini dinleyebiliyor ve notlarını alabiliyorum. Blinkist’in ücretli versiyonunun evernote entegrasyonu bulunuyor. Notlarım da orada birikiyor.

Ben geç Netflix izleyicisiyim. İtiraf edeyim, henüz bir dizi izlemedim. Ama, netflix’i çok öğretici buluyorum. Son dönemde mesela “StayHere” ve “Million Dollar Menu” programlarını izledim. Sunum yapmaktan tutun da, deneyim tasarlamaya, insanları anlamaya (bunlar benim işlerim) çok şey öğrendim. Netflix’te ayrıca biyografi izlemeyi seviyorum. Önyargısız, kendimi onun yerine koyarak, onun nasıl düşündüğünü anlamaya çalışarak.

Bu ara merak ettiğim bir diğer konu da “zihinsel modeller, karar modelleri, algoritmalar” gibi konular. Başlangıç kitabı olarak Türkçe de bulunan  “Hayatımızdaki Algoritmalar” kitabını çok beğendim. Bir de böyle bir liste var.

Özgür Alaz'dan kalıcı bilgi edinmek için küçük bir yöntem:
TED konuşmaları her zaman favorimdir. Şöyle bir yöntemim var. Mesela, bu ara spor benim için önemli. O zaman “sport/muscle/health +TEDx” gibi youtube’da bir arama yapıyorum. O konuyla ilgili ilginç konuşmaları izliyorum. O anki ihtiyacımla bağlandığı zaman daha kalıcı oluyordur umarım.

Bu aralar ne dinliyor:

Kolay yanıt, kendimi. Gerçekten. Kendimi gitgide daha çok bulduğumu hissediyorum. İç sesim bana harika şeyler söylüyor. Bu arada 4 ay da şan kursuna gittiğimi de ekleyeyim. Sesim de iyi çıkar 🙂

Müzik tercihi olaraksa, şaşıracaksınız ama K-POP’u sevmeye başladım. Çok komik, enerjik, üretilmiş bir sanat, deneysel, karışım, içinde her şey var. Neymiş bu K-Pop diye bakıp sevdim gerçekten. Sonraki adım da kendime dövmesini yaptıracağım bir grup seçmem gerekiyor sanırım 🙂

Bunun tam tersi yönde Opera ve Müzikalleri çok severim. Benim gibi opera sevenler bu linki sevecektir. Avrupa operalarındaki performansların canlı kayıtlarını yayınlıyor.

Bu biraz hüzünlü bir parçadır ama en çok dinlediklerimdendir. Okuyuculara gelsin o zaman bu parça: Son nata a lagrimar  (O gördüğünüz izlenme rakamlarını kendi emeğimle yaptım 🙂

Son olarak hypem’den bahsedeyim. Müzik bloglarındaki populer parçaları listeliyor. Yenileri görmek için güzel. Hypem çok eski bir konsept, belki de ilk üyelerindenimdir. İşte hypem’de beğendiğim şarkılar.

En yeni teknolojik oyuncağı:

En son, iphone X almıştım. Telefonun güvenlik kilidini kaldırınca daha çok sevmeye başladım. Elimde hayatımın kumanda merkezi gibi kullanıyorum.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:

Belki duyanlar vardır. İlham defteri diye bir projem var. Duymadıysanız normal, instagram’da beni takip eden sadece 3000 kişiden görüp de dikkat edenler biliyor. Orada benzer soruyu insanlara, arkadaşlarıma soruyorum. “Hayatta sana en çok ilham veren söz nedir?” diye.

Sevgili Evrim Kuran, deftere Martin Luther King’in bu sözünü yazmıştı: “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki, burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desinler.”

Bu sözün hikayesini Evrim’den dinlemek isteyenler aşağıdan izleyebilirler.

 

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:

Cevap veriyorum ama önceden söyleyeyim. Gerçekten inandığım, istediğim bir yanıt.

En çok merakla tanışmak istediğim kişi bundan sonra tanışacağım müstakbel kişi. O kişi buradaysa şimdiden selamlar ve tanışmak için can attığımı biliyorsun o zaman.

İnsanları dinlemeyi, bildiklerimi paylaşmayı, yeni fırsatlar yaratmayı çok seviyorum. Yani kiminle tanışırsam tanışayım bu merak ortamını yaratacağımı biliyorum.  

Bu seride kimi görmek ister:

Uğur Özmen’i görmek isterim. Bilgi paylaşmayan, içgörü paylaşan; bunu samimiyetle yapan, başka açıdan bakan, yaş aldıkça gençleşen nadir insanlardandır.

Hikayemi okuyan herkese teşekkür ederim.

Henüz Özgür’ü takip etmiyor musunuz?  aman diyim hemen takibe alın derim. İşte Özgür Alaz’ın bazı sosyal medya hesapları:

Twitter, Instagram, Youtube, Linkedin

Gündeminde Ne Var: Burak Günbal

Bundan birkaç sene önce Burak’ın Perakende TV’deki programına konuk olmuştum.  Muhabbetin tadı damağımda kalmıştı… O  gün bugündür, Burak’ı yakından takip ediyorum. Burak, perakende dünyasının önemli simalarından; sektörün önde gelen kurumlarında yönetim danışmanlığı yapıyor. Eğitimler veriyor, konuşmalar yapıyor. Burak’ı çok seviyorum. Çünkü onca işin ve meşguliyetin arasında, yaşamın sunduğu renklerin ve lezzetlerin peşinden gitmeyi de ihmal etmeyen, kendini sürekli gelişime adamış biri… Her zaman güler yüzlü, stil sahibi, rafine zevkleri olan, zihin açıcı bir iş ve keyif insanı, Burak. Instagram hesabını takibe alırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. 🙂

Burak, takip edilmesi gereken güzel insanlar listemin üst sıralarında. Bu seride kendisine yer vermesem olmazdı. Lafı uzatmayalım. Hanımlar ve beyler, işte karşınızda Burak Günbal. 🙂

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.
Titrim:

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:

National Geographic’de yarı belgesel – yarı dizi film tadında yayınlanan “Mars”ı izleyip de çok etkilendikten hemen sonra, internette yaptığım araştırmalarda oradan oraya savrulurken karşılaştığım ve aslen etnolog olan John B. Calhoun’ın, aynı zamanda birçok farklı alana da uygulanabilen “25’inci Evren” teorisini okumak, bana “vay be” dedirtti.  Birçok çıkarsamanın yapıldığı deneyden ben, “Bir amaç, bu amaca giden yolda verilen emek ve bu uğurda karşılaşılan zorluklar” olmadan, bireysel ve toplumsal olarak ayakta kalamayacağımızın, memeliler özelinde kanıtlarını öğrendim ve derinden sarsıldım.

Bu aralar ne dinliyor:

Plaktan gelen sıcak sesi çok seviyorum ve evde olduğumda genellikle plak dinlemeyi tercih ediyorum. Pikabımda son dönemde, -yılbaşında çok sevdiğin bir dostumun hediye ettiği-, “Unforgettable Very Best Of Jazz” albümü var ve takıntılı bir şekilde döndüre çevire aynı parçaları dinlediğim için, hediyem aşınacak diye çok korkuyorum. Hareket halinde ise pikap çok kullanışlı olmadığından, dijitale evriliyorum ve yarısı ile taşımamı Youtube algoritmasına borçlu olduğum bazı genç isimleri dinliyorum: Adamlar, Asli Demirer, Birsen Tezer, Burcu Tatlıses, Can Gox, Cem Adrian, Ceylan Ertem, Deniz Sipahi, Deniz Tekin, Elif Çağlar, Evrencan Gündüz, Gaye Su Akyol, Güliz Ayla, Kalben, Karsu Dönmez, Melek Mosso, Nil İpek, Sedef Sebüktekin, Sena Şener, Serra Arıtürk, Six Pack, Su Soley, Sufle, Tuğba Yurt, Yasemin Mori… Bu isimler arasında Nil İpek’in benim için ayrı bir yeri var zira totem yaptım; “Gözleri Aşka Gülen” adlı şarkısı ile güne başlarsam, günüm harika geçiyor.

En yeni teknolojik oyuncağı:

12 yıllık eşim, sadece motorumu kıskanırdı. Şimdilerde listeye yeni bir madde eklendi: DJI Spark drone’um. Birlikte çok eğleniyoruz ve her defasında, sadece oyuncak olan bu cihaz ile yapılabilecekleri düşündükçe, hayretler içerisinde kalıyorum.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı: 

Bernard Shaw’un zekasına büyük hayranlık duyuyorum ve kafamın içinde “Life isn’t about finding yourself. Life is about creating yourself” cümlesi sürekli dönüp duruyor. İşim icabı, “Progress is impossible without change, and those who cannot change their minds cannot change anything” sözünü devamlı kullanıyor ve paylaşıyorum. İşim, dert dinleme üzerine inşa edili olduğundan kazandığımı düşündüğüm bir yetiye paralel olarak, genelde iyi bir dinleyici olduğumu söylerler ama Dalia Lama’nın “When you talk, you are only repeating what you already know. But if you listen, you may learn something new” cümlesini ilk okuduğumda, bu konuya daha fazla önem vermem gerektiğini hissetmiştim. Soruya geri dönersek, “son dönemde” üzerine en çok düşündüğüm söz, Einstein’a atfedilen “Be a voice, not an echo” cümlesi.

”Konuştuğunda sadece bildiklerini tekrar edersin. Dinlersen belki yeni bir şey öğrenebilirsin. ” – Dalai Lama

”Ses ol, yankı değil.” – Einstein

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:

Mümkün olsa, sırasıyla Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever’i kendisine büyük bir tutkuyla aşık eden şahane kadın, Tomris Uyar’la tanışabilmeyi çok isterdim. Fakat mümkün olmadığı için bu soruyu “Zero to One” kitabından çok şey öğrendiğim Peter Thiel şeklinde yanıtlıyorum 🙂

Peter Thiel ‘Zero to One’ kitabının yazarı.

Bu seride kimi görmek ister: 

İş yaşamı üzerine ezber bozan fikirleriyle çok beğenerek takip ettiğim bir hanımefendi: Fatmanur Erdoğan

Fatmanur Erdoğan

 

 

 

 

 

 

 

Burak Günbal’ın Sosyal Medya Hesapları:

Instagram, Linkedin, Twitter, Youtube

Gündeminde Ne Var: Olcayto Cengiz

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Olcayto mahalleden arkadaşım. İkimiz de uzun süre Moda’da yaşadık. O Almanya’ya taşındı. Bense Moda’da devam ediyorum. Olcayto benim için gerçek bir ilham kaynağı. Nasıl olmasın ki! 40 yaşından sonra hanımı ve çocuğu kapıp Almanya’ya gitti. Almancası ne kadar iyiydi emin değilim. Dilini bile çok iyi bilmediği bir ülkeye, tüm kariyerini ve konforunu kenara atıp, 40 yaşından sonra, üstelik ailesiyle gitti. Evet, 40 yaşından sonra, hem de ailesiyle! Henüz 30’una bile gelmeden, hayatta konfor arayışına giren gençlere sesleniyorum. Konfor monfor yok! Bam, bam, bam… dalacaksın… Olcayto’nun yaptığı gibi… Sıkıntılar olacak, ruhun daralacak, hatta bazen vazgeçmek isteyeceksin, yılmadan, düşe kalka yoluna devam edeceksin. Kaderinin peşinden gideceksin. Ne olursa olsun… Tıpkı Olcayto’nun yaptığı gibi…

Olcayto, çok iyi bir aile babası. O’na söyleşide titrini ne yazalım diye sorduğumda “Rüzgar’ın babası, oyunlaştırmacı, reklamcı, profesyonel soluk alıp verici” dedi. Bu aralar ekmeğini  Accenture’da ASGR (Avusturya, İsviçre, Almanya, Rusya) Gamification Manager / Oyunlaştırma Yöneticisi olarak kazanıyor. Gerçekten havalı. 🙂

Olcayto, özellikle müşteri deneyimi tasarımı konusunda müthiş konuşmalar yapıyor. O’nu en son Marketing Meetup 2018’e izlemiştim. Genci, yaşlısı fark etmeksizin yeni çağda insanları şaşırtmanın ne kadar zor olduğunu anlatmak için kullandığı ”Mmeeh jenerasyonu” anektodu zihnime çakılmış. Olcayto sosyal medyada takip edilmesi gerekenler listemde üst sıralarda. Yeni fikirler ve bakış açıları için Olcayto’yu mutlaka takibe alın. Yazının sonunda Olcayto’nun sosyal medya hesaplarını da paylaştım. 🙂

Olcayto ile bilgiye doyacağınız müthiş bir söyleşi yaptık. Olcayto’nun paylaştığı linkleri mutlaka takip edin. Özellikle yapay zeka tarafında, insanlığın geldiği son noktayı gösteren ”Do you trust this computer” belgeselini mutlaka izleyin derim. Haydi bakalım. Lafı uzatmadan sözü Olcayto’ya bırakıyorum. Bakalım Olcayto’nun gündeminde neler varmış. 🙂

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:

Bu aralar design thinking, AI ve machine learning konuları herkesi olduğu kadar beni de kendine çekiyor. Kendimce bu konu başlıklarında işin odağına insan deneyimini koyan makale/video/belgesel tarzı içerikleri takip ediyorum. Şu aralar John Brockman tarafından derlenmiş bir kitap olan “What to think about machines that think” ve tekrardan, Daniel H.Pink’in “Drive”ını okuyorum. Bu ikisinden önce Jake Knapp’ın “Sprint”ini tekrar okumuştum. Aslında bu tekrar okuma işini çok seven ya da uygulayan birisi değildim ama yeni gelen bilgilerle bu ve benzeri bazı kitapları tekrar okumak (Nir Eyal – Hook gibi), çok yeni yorumlamalara gitmenizle sonuçlanabiliyor. Ya da bende böyle oluyor. Bir de her yerde söylediğim “Do you trust this computer?” belgeseli var ki, yeme de yanında yat. Bunların hepsinin üstüne biraz da Netflix’ten belgesel sosu eklediğinizde, özünde cevap aradığınız konuları bildiğiniz için farklı kaynaklardan çok süperli bir beslenme programı çıkabiliyor karşınıza. (Netflix demişken, Abstract, Minimalism, The Most Unknown, Explained ve Screenland belgesellerini öneririm. Apple TV kullanıyorsanız da, Neverthink adında bir uygulama var, böyle meraklı tipler için ideal)

Yapay zeka meraklıları için ”Do you trust this computer” belgeselini şuraya bırakıyorum.

Bu aralar ne dinliyor:
Bu aralar ve her aralar genelde blues ve rock dinliyorum. Tabi ki duygu durumuma göre Gülşen’den Frank Sinatra’ya uzanan genişlik ve saçmalıkta bir Spotify listem yok değil. Son dönemde Yavuz Çetin’e, Erkan Oğur’a biraz düştüm. Ama hani sürekli olarak neredeyse her gün dinlediğin dersen, bir Metallica bir de Mark Knopfler derim. Özellikle Mark Knopfler’ın “Monteleone” şarkısı sürekli kulağımda çınlıyor.

Şimdi şöyle bir okudum da, baya çoban salata gibi bir müzik listem varmış.

En yeni teknolojik oyuncağı:
Çok uzun zamandır bir teknolojik oyuncak satın almamıştım çünkü burada Grover (https://getgrover.com/) denen bir sistem var, her türlü teknolojik oyuncağı kiralayıp deneyimleyebiliyorsun. Bu böyle gider diyordum, ta ki geçen hafta sonu kontrolsüz teknoloji market gezmesi anında eve bir adet Google Home ile dönene kadar. Google Assistant’ı telefonda zaten aktif biçimde kullanıyordum; hem benim bu dünyalara daha hızlı adapte olabilmem hem de oğlumun yakın geleceği şimdiden mıncıklamaya başlayabilmesi için aldık koyduk ortaya vazo gibi ama, dur bakalım…

Olcayto, biricik oğlu Rüzgar’la…

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:
Açıkçası son bir kaç senem çok güllük gülistanlık geçti denilemez. Belki de bu yüzden benim destur gibi bellediğim, yakın zamanda baya dövmesini yaptırmayı düşündüğüm, sahibi konusunda birkaç isim dolaşan bir söz vardır, “Sonunda her şey güzel olacak. Eğer güzel değilse, henüz sonu da gelmemiştir”(Everything will be okay in the end. If it’s not okay, it’s not the end). Bu cümle benim hayata bakışımın özeti gibi oldu. Fakat son dönemlerde diyorsan; duyduğum başka bir cümleyi çok dillendiriyorum bu aralar, Nelson Mandela’nın “Ben asla kaybetmem. Ya kazanırım, ya öğrenirim.”.

Görebileceğin gibi pozitif olma konusunda Polyanna master’ı yapıyorum adeta. 🙂

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:
Hmmm. Baya durdum düşünüyorum şu anda…Ya sanırım öyle biri yok. Yani çok tanışmak istediğim isimler var tabi; Michael Jordan, Mark Knopfler, Neil deGrasse Tyson, Elon Musk gibi ama hani “bu aralar” öyle biri yok. En bu aralara uygun olan Elon Musk sanırım.

Bu seride kimi görmek ister:
Ohohooo, bilemedim şimdi ya. Kardeşim Onur Cengiz olabilir mesela? “Bakayım ne demiş?” derim yani. Ya da işlerini büyük bir hayranlıkla takip ettiğim Mehmet Doruk Erdem, Refik Anadol gibi isimler. Yetenek kumkuması Yasemin Ezberci de olur bak. Vallahi bilemedim.

Fakat soruyu “Kimin gündemini merak ederdin?” diye ele alırsam eğer; sanırım cevabım Elon Musk olurdu.

Olcayto Cengiz’in Sosyal Medya hesapları:

Twitter, Linkedin, Instagram, Youtube

Gündeminde Ne Var: Burçak Yıldırım

Bu hafta #GündemindeNeVar’da yine sevdiğim bir arkadaşım var. Burçak Yıldırım, meraklı bir eğitmen, ilham verici bir konuşmacı ve yaratıcı bir eğitim tasarımcısı. Burçak, insanların birbiriyle ve çalıştığı kurumlarla anlamlı bağlantılar oluşturması için köprüler inşa eden önemli bir girişimci. Girişimi Tezgahçılar, eğlenceli partileri ve yaratıcı atölye çalışmalarıyla, hem bireysel hem de kurumsal eğitim sektöründe kısa zamanda güzel bir yer edindi. Burçak, sağlam iç görüleriyle, kurumların çalışanlarıyla ilişkilerini yeniden yapılandıran eğitimler ve partiler tasarlıyor. Yaratıcı konseptler geliştiriyor. ‘Tanışmayanı kovuyorlar’ deyip içe dönükleri muhabbete davet ediyor. ‘Gıybet gecesi’ ile dedikoduyu bir çeşit kurumsal terapi aracına dönüştürüyor. Tezgah konseptiyle meslek erbaplarını, geleceğin ustalarıyla buluşturuyor. Kısacası takip edilesi çok güzel işler yapıyor. Sözü uzatmadan mikrofonu Burçak’a uzatıyorum. Bakalım Burçak Yıldırım’ın #GündemindeNeVar.

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik: 

Seth Godin’in taze bitirdiğim,  “vazgeçmeyi ve vazgeçmemeyi öğreten küçük bir kitap” olarak özetleyebileceğim kitabı DİP, kararlarımı gözden geçirmeme neden oldu. Hatta şirketim Tezgahçılar’ın yeni dönemi için alacağımız aksiyonlarda değişiklik yarattı diyebilirim. Hem işte hem de gündelik hayatta bazen bir kısır döngünün içerisine girebiliyoruz. O kısır döngüden pek çok “geçerli” nedenden dolayı çıkamıyoruz. Diğer bir yandan, yakın zamanda öğrendiğim “aptal puma sendromu” da ben de bir aydınlanma yarattı diyebilirim. Bazen evren size yolunuzu değiştirmeniz için mesajları ardı ardına gönderebiliyor 🙂

Orkestra Şefi Itay Talgam’ın TED videosunu çok beğendim. Çok etkilenmemin sebebi şu aralar yoğun olarak liderlik kasları üzerine yoğunlaşmış olmam. Ben de ilk konuğun Hasan’ın ifade ettiği gibi George Bernard Shaw’un “Zeki insanlar aklını kullanır, bilgeler başkalarının da aklını kullanır” sözünü çok anlamlı bulurum. Liderlik tam olarak bu. Bu bilgelik düzeyine erişebildiğimiz oranda iyi bir lider oluyoruz. Bu TED videosunda beni en çok etkileyen şey, her biri farklı yeteneklerdeki müzisyenleri bir ahenk içerisinde yöneten liderler ya da daha doğrusu orkestra şeflerinin yönetim biçimleri arasındaki fark oldu. Yönetim tarzları farklı ama yapılan işe inanç ve disiplin aynı. Belki de işin sırrı tam olarak bu!

 

 

 

Bu aralar ne dinliyor: 

Her aktivite için farklı tarzlarda şeyler dinliyorum. Çalışırken, dinlenirken, spor yaparken.. Ama geçtiğimiz günlerde metal dinleyen karıncaların iki kat daha hızlı çalıştığını öğrendiğimden beri metal dinlemeye çalışıyorum 🙂 (Hakan’ın notu: Metal müzik candır!)

En yeni teknolojik oyuncağı: 

Eşim Yiğithan işi ve merakı gereği tüm teknolojik cihazların en yeni sürümleri çıkar çıkmaz hemen alıyor. Ben de onun aldıklarından nemalanıyorum. Ama şu ara en çok kullandığım cihaz Google Home ve iPhone X’im.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı: 

Alıntı okumayı severim. Bazen farkında olduğumuz ama adını koyamadığımız şeyleri, kısa ve vurucu bir şekilde karşımızda görmek “işte bu” etkisi yaratabiliyor. Son zamanlarda sosyal medyadaki linç kültürü çok dikkatimi çekiyor. Bunun kaynağını düşünürken karşıma Oscar Wilde’ın şu sözü çıktı: “İnsan kendi adına konuşurken kendinden çok uzaktır…Ona bir maske verirsen sana gerçeği söyler.” Anonim hesaplar toplumumuzun maskesi oldu ve gördüğümüz şiddet içeren sözler gerçeğin ta kendisini yansıtmaya başladı. Sadece sosyal medya değil, arkadaşlarımızın da birer maskeleri olsaydı, eminim onlar da bize başka şeyler söylerlerdi.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi: 

Güçlü, zeki, yenilikçi kadınları izlemeye bayılıyorum. Globalden Oprah Winfrey, Türkiye’den Gülse Birsel. (Hakan’ın notu: Gülse Birsel’e ben de bayılıyorum 🙂 )

Bu seride kimi görmek ister: 

Bana her zaman çok ilham veren, çok sevdiğim Serdar Kuzuloğlu. 

Burçak Yıldırım’ın iletişim bilgileri:

Web

Twitter

Linkedin

Instagram

Gündeminde Ne Var: Hasan Yalçın

Her daim genç kalmayı başaran bazı insanlar vardır. Yıllar geçtikçe tutkuları kar topu etkisiyle büyüyen, zamana karşı mücadele etmeyen, onunla uzlaşmaya çalışan insanlar… Hasan Yalçın benim için tam da bu kategoride yer alıyor. Hasan hocamla Adobe yıllarımdan tanışıyorum. Türkiye’nin yaratıcı ve paylaşımcı tasarımcılar ekosisteminin önemli oyuncularındandır, Hasan Yalçın. ‘Tasarımcının El Çantası’ konseptiyle yazılar yayımladığı günlüğünde, özellikle kullanıcı deneyimi ve tasarım ilişkisine dair önemli paylaşımlar yapıyor.

Hasan Yalçın tasarımcı kimliğinin yanında fantastik dünyanın da önemli yerel temsilcilerinden. O’ndaki Star Wars tutkusu anlatılmaz yaşanır cinsten. Bir süredir Youtube’daki kanalından vizyondaki filmleri yorumlayan programlar yapıyor. Hasan Yalçın ve eşi Fundalina‘yı çok seviyorum. Çalışıp, didinip etrafına ışık olmaya çalışan, fayda üretmek için yanıp tutuşan güzel insanlar olduklarını düşünüyorum. Onları her gördüğümde uzun süredir görüşmediğim akrabamalarımı görmüşüm gibi karışık, güzel hisler yaşıyorum 🙂

Neyse, lafı fazla uzatmadan röportaja geçiyorum. Bu hafta #GündemindeNeVar da Hasan Yalçın’la sohbet ediyoruz. Buyrun muhabbete!

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:

Aslında bir kitaptan söz etmek isterim. En son okuduğum kitap Kullanıcı Deneyiminde Sürtünme Etkisi konusunu işleyen, Mehmet Doğan ve Yiğit Ahmet Kurt’un Pürüzlü Mükemmellik. Mehmet uzun yıllar biz tasarımcılar için ilham veren blog yazıları yazdı. Son kitabı da harika örneklerle süslenmiş ve kullanıcı deneyiminde ilginç, çokça bilinmeyen bir konuya parmak basıyor. Bir çırpıda okudum ve gerçekten çok ilgimi çekti.

Bu aralar ne dinliyor:

Tasarımcıların bir çoğu genelde bir tür üzerine yoğunlaşır ve kafalarına yatan bir şarkıyı loop’a alarak tasarım yaparlar. Bende de durum farklı değil. Ağırlıklı olarak House ve Progressive  şarkılar favorim. Bir süre sonra Spotify, Weekly Discover bölümünde öyle şarkılar önermeye başladı ki yeni bir arayışa gerek kalmadı pek. Ancak illa isim vermek lazımsa: Massimo Lippoli – Let It Ride (Dario D’Attis Remix)

En yeni teknolojik oyuncağı:

Radikal bir kararla 10 yıldır içinde bulunduğum Apple-iPhone ekosisteminden çıkarak Huawei Mate10 pro almaya karar verdim. Pişman değilim şu an aramız çok iyi!

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:

Tasarım çözemediğini kirletir. – Rauf Kösemen

Bir süredir tasarım ve estetik algımızın zımparalanarak gittikçe eridiğini düşünüyorum. Karşıma çıkan yazılı, basılı, dijital bir çok iş bu güzel ve anlamlı sözü hatırlamama neden oluyor.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:

Bir çırpıda aklıma gelmedi aslında. Ali Koç olabilir mesela, değişimin çok uzun süreler olmadan da gerçekleşebileceğini kanıtladığı için teşekkür edip bir kahvesini içerdim! Sanal dünyada merhabamız olsa da hiç karşılaşamadığımız Kaan Sezyum ile bir şeyler içip, iki lafın belini kırmak da hiç fena olmazdı 🙂

Bu seride kimi görmek ister:

24 saatlik günü 36 saat gibi yaşayan, her şeye vakit bulmayı başaran ve bunu nasıl yaptığını anlayamadığım sevgili eşim Fundalina‘yı görsem fena olmazdı! Yok o zaten listemizde diyorsanız, uzun yıllar birlikte çalışma şansım olan benim için her zaman ilham kaynağı olmuş bir merak makinesi, Serdar Kuzuloğlu iyi gider bence 😉

Hasan Yalçın’ın iletişim bilgileri:

Blog: www.hasanyalcin.com

Youtube: https://www.youtube.com/channel/UCwiGP4lLHdKTMcK43fV5ANQ

Linkedin: https://www.linkedin.com/in/hasanyalcin/

Twitter: https://twitter.com/hasanyalcin

Gündeminde ne var: Uğur Batı

#GündemindeNeVar’ın bu haftaki konuğu akademisyen, yazar Prof.Dr. Uğur Batı.
Uğur Batı ile yüz yüze tanışıklığımız yoktu. O’nu yazdığı kitaplardan, konuşmalarından en çok da CnnTürk’deki Gündem Özel programından biliyordum. ‘Oyunlaştırma’ delisi arkadaşım Altuğ Yılmaz vesile oldu, Uğur hocamla Kanlıca sırtlarında buluştuk. Pazarlamadan yaratıcılığa, üretkenlikten insanın anlam arayışına uzanan keyifli bir sohbet yaptık. 5 saat süren muhabbet  sonrasında, hareketsiz oturmaktan sızlayan bacaklar, tatlı bir yorgunluk ve zihinsel doygunlukla döndüm evime.

Uğur Batı, pazarlama alanında çalışan genç bir profesör. Ancak, bana sorarsanız, yazarlık kimliği her şeyin üstünde. 14 kitabı var. Çoğu reklam ve pazarlama alanında. Farklı türlere de cesaretle yelken açmış Uğur Batı; ‘Enneagram ile Kişilik Analizi’ kitabıyla yaşamı anlamlandırmamız için yeni bir pencere açarken, Azraa-Eel Menkıbeleri’yle yerel fantastik edebiyatın kapısını aralıyor bizlere. Her ay beş farklı yayında (Bloomberg Businessweek, Harvard Business Review, Brandmap ve milliyet.com.tr) köşe yazıları yazıyor. Reklam yazıyor. Dizi senaryosu yazıyor. Anlayacağınız dur durak bilmeden yazıyor. Hakkını verelim. Üretmek zor. Eleştirileri göğüslemek pahasına üretimleri vitrine taşımaksa en zoru. Robert Greene, Mastery (Ustalık) kitabında, yaratıcı üretkenlikte mükemmelliğe tek adımda değil; sürekli üreterek ve geri bildirim alarak ulaşıldığını anlatır. Uğur Batı’da da bunu gördüm. Önemli gördüğü fikirleri, vaka çalışmalarını, zihninde oluşturduğu bağlam çerçevesinde ilmek ilmek örerek okuyucularıyla buluşturuyor. O’na sorsanız herhalde henüz en iyi kitabını yazmadığını söyler. “Yazarlık, en iyi kitabı yazıp kenara koymak değil; sürekli yazma halinde olmaktır.” demişti, sevdiğim yazarlardan biri… Bu yüzden cesaretle üretip, vitrine koyabilen herkese büyük saygı duyuyorum.

Bu hafta #GündemindeNeVar da formatı bozmadan Uğur Batı ile gerçekleştirdiğim söyleşiden zihnimde kalanları paylaşacağım. Bakalım Uğur Batı hocamızın gündeminde neler varmış.

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir, yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Yazarlık motivasyonu nereden geliyor:

Yazarak geliyor. Fikir yazarı olmak, üreten konuşmacı olmak, akademisyen yazar olmak beni motive ediyor. Birçok farklı konuda yazıyorum ve konuşuyorum. İlk kitabımı 2008 de 33 yaşında yazdım. 10 yıl içinde toplam 14 kitap olmuş. İyi bir yazar, danışman, akademisyen ve konuşmacının uluslararası standartları vardır. Türkiye o kadar enteresan bir ülke ki; bazen 500 kişiye konferans veriyorsun. Orada oturan 100 dinleyici konuşmacıdan daha iyi. Böyle bir şey olamaz! Bakın etraftaki konuşmacılara. Kitap okuyarak konuşmacılık olmaz, danışmanlık olmaz… Durum buysa, ortada bir sakatlık vardır. Sahnede olmanın gerçekten iyi bir sebebi olmalı.

Hiçbir şey yapmak istemediği zamanlarla nasıl mücadele ediyor:
Sosyal medyadaki etkileşim ihtiyacı bu aralar üretimimi düşürdü. Bunun yanında standart kaygılar; geleceğe ilişkin endişeler, ülkenin içindeki durum hepimizin motivasyonunu zaman zaman zorluyor.

”Sizinle okumaya yeniden başladık. Sizi izleye dinleye, kitaplarınızı okuyarak, hayatımıza yön vermeye başladık. Bende sizin gibi yazmak istiyorum.” gibi yorumlar ve etkileşimler üretme motivasyonumu adeta ateşliyor. Sanırım hayatta bir işe yaramakla ilgili bir şey. Üretme motivasyonu benim hiç kaybetmemem gereken yegane şey.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:
Halit Ziya Uşaklıgil muhteşem bir yazar. Kitaplarını tekrar tekrar okurum. Kitaplarındaki metaforik, alegorik anlatımları çok beğeniyorum. ‘Kırık Hayatlar‘ ve ‘Aşk-ı memnu’ en sevdiğim eserleri.

Kemal Bilbaşar, muhteşem bir yazardır. Edebiyatımıza çok iyi bir standart getirdiğini  düşünüyorum. Bunun yanında divan edebiyatının Türkiye’de çok yanlış değerlendirildiğini düşünüyorum. Fuzuli, Nedim Baki’yi binlerce şair arasından biliyoruz. Çünkü formda mükemmelliğe ulaşmışlar. Yazdıkları binlerce beyit içerisinde tek bir aruz hatası bile yapmamışlar.

Fantastik edebiyatta Neil Gaiman’ı çok beğeniyorum. Edgar Allen Poe, benim için dünya edebiyatının en yüksek noktasıdır. O’nun gibi yazılamayacağını düşünüyorum. Çünkü Edgar Allen Poe normal bir adam değildi. Şizofrenik, kimsede olmayan bir bakış açısı, kirlenmemiş bir kafası var (Bugünün teknolojik dünyasından nasibini almamış). Öykülerini çok beğeniyorum. Tüm bu yazarların kendilerine ait bir alametifarikası var.

Türkiye’de iş kitaplarının derinlik sorunları olduğunu düşünüyorum. Kitap yazan pek çok insanın ”Bir kitabım olsun,” zihniyetiyle yazdığını düşünüyorum. Kitapları eklektik buluyorum. Parçalar birleşmiş ama fikirsel bir bütünlük oluşturmamış. Dünyada iş ve kişisel gelişim tarafına bakınca Daniel H. Pink, Malcolm Gladwell başı çeken, sevdiğim yazarlar arasında yer alıyor.

Bu aralar ne dinliyor:
Hala Manowar dinliyorum. (Yazarın yorumu: Manowar candır! :))
Benim müzik dinleme biçimim o anki ruh halimle çok alakalıdır. Mesela yazarken Rachmanninoff beni çok besler. Eğer dergiye yazı yazıyorsam Anathema ve türevlerini dinlerim.

En yeni teknolojik oyuncağı:
Hala yaklaşık 7 yıldır aynı HP Laptop’ı kullanıyorum. O bilgisayarda minimum 7 kitap yazıldı. Daha önceki bilgisayarım bir Mac idi. Kızım onun üstüne biraz süt biraz da su dökünce yolları ayırdık.

Yazıları nasıl yedekliyor:
Çok arşiv yaparım ama biraz karışıktır. Arşivlerimde tarih kullanırım. Birden fazla yerde kayıt yaparım. Klasik hard disklere güvenirim.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:
Yok! Sebebi şu: Gerek filmlerdeki, gerekse kitaplardaki aforizmik lafların sosyal medya içeriği olarak tüketilmeye çalışılmasını yanlış buluyorum. Her sözün bir anlamı olabilir; hiçbir anlamı da olmayabilir. Sözler içinde bulunduğu bağlamla güç kazanır. Bir sözü alıp bağlamına uygun kullanmıyorsan hiçbir anlamı yoktur.

Favori filmi:
Uslanmaz bir Star Wars, Yüzüklerin Efendisi hayranıyım. Diziler tarafındaysa Lost’un yeri bir başkadır. Hep sonu kötü bittiği söylenir. Bence sonu olması gerektiği gibi bitti. Ama ben olsam son bölümü sinema filmi yapar, yaşanan her şeyin Dharma’nın bir oyunu olduğunu söylerdim. Lost’un bir sonuç değil, süreç dizisi olduğunu düşünüyorum. Lost enneagram’ın etkin kullanıldığı gerçek bir karakterler hikayesidir. Lost’un Türk filmleri ve dizileri için doğru karakter yaratımı için çok iyi bir örnek olabileceğini düşünüyorum.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:

Her türkün kafasında vardır. Atatürk’le tanışıp, nasıl bir vizyonu olduğunu anlamaya çalışıp, bir de O’na bugünü gösterip; ”Ne hayal ettin, ne oldu,” diye sormak isterdim. ”Daha iyi nasıl olabilir. Bundan sonra ne olmalı,” diye de sormak isterdim elbet.

Çağdaşlarımızdan da Peter Jackson ve George Lucas’la tanışmak isterdim. Onlara da ”Nasıl bir kafanız var!” diye sormak isterdim. Çünkü bence ulaşılamaz bir seviye yarattılar. Hem Star Wars hem de yüzüklerin efendisinde bir içeriğin milyon defa çoğaltılıp, hala aynı etkiyi yaratabildiğini görüyoruz. Yani öyle mükemmel bir form yakalamışlar ki defalarca kere aynısını yapıp yine başarılı olabiliyorlar.

Star Wars efsanesini yaratan George Lucas (solda), Yüzüklerin Efendisi efsanesini yaratan Peter Jackson.

 

Bu seride kimi görmek ister:
Metin Akpınar’ın cevaplamasını isterdim. Hayatımda tanıdığım en entelektüel insan. Müthiş bir zihin açıklığı var. Bir de rahmetli Ertem Eğilmez olurdu herhalde.

Yazarın notu: Metin Akpınar yaşayan bir efsane. Kendisiyle tanışmayı çok isterdim.

Özel soru: 14 kitap yazmışsınız, ne olunca kendinizi gerçekleştirmiş hissedeceksiniz?
Kendini gerçekleştirmek bitmeyen bir yolculuktur bence. Zihin açıklığı olan herkes 80’inde de 90’ında da hala üretiyor. Kendini gerçekleştirmenin formülü: üretmek, üretmek, üretmek.

Prof.Dr.Uğur Batı’nın iletişim bilgileri:

Instagram: www.instagram.com/ugur.bati

Linkedin: www.linkedin.com/in/ugurbati

Twitter: https://twitter.com/ugurbati

Gündeminde ne var: İnanç Ayar

Bu seriyi #GündemindeNeVar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir,  yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

İnanç Ayar entelektüel derinliği olan gerçek bir fikir insanı. Kendisini yaşam boyu öğrenmeye adamış, bilgisini paylaşmak için yanıp tutuşan bir eğitim gönüllüsü. Kendi gibi fikri ve bilgisi bol insanları harekete geçirmek için ilham veren, önemli çalışmalar yapıyor. Bunlardan biri Karnaval radyoda yayımlanan Bir Yaşam Felsefesi Olarak Girişimcilik Podcast‘i. Girişimcilik, pazarlama ve aksiyona geçmek konularını işliyor. Programda zaman zaman uzman konuklara da yer veriyor. Sohbet havasında geçen, içinde önemli mesajlar barındıran bu seriyi motivasyon arayan tüm girişimci adaylarına öneririm.

Benim de konuk olduğum 27 ve 28’inci bölümleri özellikle dinlemenizi tavsiye ederim. Girişimler için pazarlama, müşteri ilişkisi, harekete geçebilmek ve motivasyon üzerine dolu dolu bir sohbet olmuş. Buyrun dinleyin.

Geçen haftalarda blog’uma konuk aldığım Ozan Dağdeviren ile yeni bir çeşit video öğrenme deneyimi sunan HerGünÖğren projesini birlikte yapıyorlar.

İnanç, müthiş bir eğitmen. İnsan davranışları konusunda çok bilgili ve meraklı. Akademik kimliğinin yanında kurumsal arenada da inovasyon, üretkenlik ve zaman yönetimi gibi önemli konularda eğitimler ve seminerler düzenliyor.

İnanç, Steven Presfield’ın Do The Work kitabı gibi insanları fikirden aksiyona geçirecek bir kitapla ilgili çalışmalar yapıyor. Kitabın çıkmasını dört gözle beklediğimi de buradan ifade edeyim. 🙂

Bakalım İnanç Ayar’ın gündeminde neler varmış.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:
Tekrar tekrar Adam Grant’in “Originals: How Non-Conformists Move the World” kitabını okuyorum. Sezgi karşıtı fikirleri çok severim. Adam Grant’in kitabındaki ana fikri de çok sezgi karşıtı buldum. Grant özetle “Bir fikri mükemmel hale getirmeye çalışmak yerine çok dene, çok yanıl ve çok öğren” diyor. Ben de şu aralar hayatımda bu bakış açısını uygulamaya çalışıyorum.

Bu aralar ne dinliyor:
Bu aralar oğlum Ediz ne dinlerse onu dinliyorum 🙂
Ediz yaklaşık iki buçuk yaşında ve şu sıralar Andre Rieu dinliyor.

En yeni teknolojik oyuncağı:
Podcast yayınlamaya başladıktan sonra ses kayıt cihazları ilgimi çekmeye başladı. Hangisini alacağıma karar verdiğimde, hemen alıp bol bol oynama niyetim var.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:
Jim Carrey’nin ettiği şu laf “I think everybody should get rich and famous and do everything they ever dreamed of so they can see that it’s not the answer.” (Dilerim, bir gün herkes ünlü ve zengin olur. Hayal ettiği her şeye kavuşur ve böylece asıl cevabın bu olmadığını anlar…)  baya bir kafamda döndü. Meseleyi o kadar berrak bir şekilde özetlemiş ki. Modern hayatın örttüğü, bir türlü bizi baş başa bırakmadığı temel bir varoluş meselemiz var bence de.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:
En sevdiğim yönetmen Wong Kar- Wai.

Bu seride kimi görmek ister:
“Pub Story” kurucusu Bora Öğünç.

İnanç Ayar’ın iletişim bilgileri:

Blog: http://inancayar.com/kimdir/

Twitter: https://twitter.com/inancayar

Linkedin: https://tr.linkedin.com/in/inancayar

Instagram: https://www.instagram.com/inancayar/

 

Gündeminde ne var: Ercan Altuğ Yılmaz

 

Altuğ ile tanışıklığımız lise yıllarına kadar gidiyor. Yıllar içinde muhabbetimiz daha da arttı.  Malcolm Gladwell, kitabı The Tipping Point’te dünyayı değiştiren 3 arketipten bahseder: sales person, maven ve connector. Altuğ, sanırım hayatımda gördüğüm en iyi ‘connector’. İnsanlar arasında anlamlı bağlantılar  oluşturacak köprüler kurmak konusunda çok başarılı. Büyük bir enerji ve hevesle, güzel şeyler yapmak için alakalı insanları buluşturmaya çalışıyor. Bunu herhangi bir ek çabaya gerek duymadan, kendiliğinden yaptığına eminim. Altuğ sayesinde bir sürü değerli insanla tanıştığımı da ekleyeyim.

Altuğ, oyunlaştırma tarafında yaptığı katkılarlarla biliniyor. Yazdığı kitaplar, yaptığı konuşmalar ve düzenlediği seminerlerle, oyunlaştırma konseptinin gelip geçici bir trend olmadığını hepimize gösterdi. İlk kitabında oyunlaştırma ve pazarlama arasındaki ilişki üzerine benimle de bir söyleşi yapmıştı. İlk kitabının önsözünde beni yere göğe sığdıramamış ve öyle onore etmişti ki utancımdan kaçacak delik aradığımı da bu vesileyle itiraf edeyim 🙂

Hanımlar, Beyler haydi şimdi Altuğ Yılmaz’ın gündemine bir göz atalım.

Bu seriyi #gündemindenevar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir,  yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:

Yaz dönemi için biriktirdiğim ve söz verdiğim birçok dostumun kitabını okuyor ve geri bildirim veriyorum (Umarım bu listede bir gün sen de olacaksın, Hakan. O güzel günler gelecek mi? ) Blockchain kitapları da bunlardan biri. Geçtiğimiz haftalarda bir Blockchain Hackathon’undan davet alınca şaşırmıştım. Lakin katılımcılarla yaptığım sohbetlerde, özellikle oyun teorisinin ve  oyunlaştırmanın kurgularda kullanılmaya çalışıldığı sistemler gördüm ve heyecanlandım. Şu an görüşmeye devam ettiklerim var. Detaya çok hakim olmadığımdan şu ara blockchain ile oyun teorisi ve oyunlaştırma üzerine eğitimler ve makaleler okuyorum. Bu alanda beni heyecanlandıran fikirlere bakıyor, kendimce hayaller kuruyorum. Merak edenler için şuraya 2 link verip konuyu kapatıyorum 🙂

Türkçe, giriş olabilecek bir makale: https://medium.com/@fidelitaslex/nash-dengesi-oyun-teorisi-ve-blokzinciri-dbaff35b9697

Asıl örnek olabilecek ücretli bir eğitim. Eğitimi veren Amerika’da yaşayan Türk bir  akademisyen: https://online.unschools.co/courses/gamification

Bu aralar ne dinliyor:

Çalma listemde bu aralar yaz havası hakim: Anne-Marie, Demi Lavoto, Rita Ora karışık pop gidiyor. Birçok okuyucu yakıştıramayacak ama olsun. Durum mevsimsel, telaşa gerek yok. Radiohead, Maroon 5, Muse duruyor listede 🙂

En yeni teknolojik oyuncağı:

İstanbul trafiğinde araba kullanmayı pek sevmiyorum. Arabamı genellikle haftasonları kullanıyorum. Bu yüzden Bluethooth’lu bir kulaklık aldım. Çok teknolojik değil belki ama İstanbul’da gün içinde toplu taşıma ile oradan oraya  geçerken kablolardan kurtulmak çok iyi geldi.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:

Dün akşam sevgili dostum, Uğur Batı hocamızın TEDxAlsancak konuşmasının sonunda  ABD’nin 32’nci Başkanı Franklin Roosevelt’in eşi Eleanor Roosvelt’ten yaptığı alıntı üzerine düşündüm:

“Büyük beyinler fikirleri tartışır, orta halliler olayları, küçük beyinler ise insanları tartışır.” – Eleanor Roosevelt

Sosyal medyadan, popüler kültüre, siyasetten sanata hep insanları ve olayları konuşuyoruz. Bu yüzden hiçbir üretimimizin Edirne’nin ötesi için değeri olmuyor. Birlikte güzel fikirler üretmek bu topraklara ne zaman nasip olacak? Yüzlerce saygın, sözde marka olmuş insanımız var ama,  küresel bir fikir ya da markamız yok. Olabilenlerse, futbolcusundan akademisyenine, hep yurtdışı menşeli. Yurtdışında ve memleketimizde bazı konferanslarda konuşmacı olarak yer alıyorum. Burada beni düşündüren ve üzüldüğüm bir gözlemimi paylaşmak isterim. Memleketimizdeki konuşmacıların çoğu sahneye çıkıp kendi için sunuyor, dinleyiciler için değil. Bu yüzden Türkiye dışında çıkıp konuşabilen doğru dürüst pek bir keynote konuşmacımız yok. Çıkması da pek zor. Çünkü fikir yok, sadece kişiler ve olaylar var.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi

Dünyanın en önemli oyunlaştırma uzmanlarından Yukai Chou‘nun bana söylediği bir sözü paylaşayım: “Altuğ, oyun firmaları insan davranışlarını en iyi analiz eden, teknolojik açıdan en zengin firmalar. Hepsiyle yakından çalışan biri olarak söyleyebilirim ki Disney, Tencent, Hasbro, Lego gibi firmalar Oracle, Microsoft, IBM gibi devleri geçip, büyük veri ile yeni nesil davranış ekonomisini yönetecek.”

Bana bu şekilde vizyon ve yön verecek herkesle tanışmak isterim. Ortağı olduğum bir şirketle, yeni dönemde stadyumlarda kullanılabilecek bir oyunlaştırılmış anket uygulaması hazırlıyoruz.  Taraftarlar, anketten topladıkları puanlarla takımlarının dükkanından alışveriş yapabilecek, telefonda takımının renkleri ve rozetleri olacak. Bunu sezon hazırlık maçlarında deneyeceğiz özel izinle. Sonrasındaysa elde ettiğimiz verileri Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’a sunacağız. Bu yüzden çok heyecanlıyım. Sadece Ali Koç ile tanışmak değil, kendisine oyunlaştırma da anlatacak olmam beni son derece heyecanlandırıyor.

Bu seride kimi görmek ister

Uğur Batı’nın sadece bilgisine değil, kalemi ve diline de bayılıyorum. Uğur hocam olmazsa eksik kalır bu seri bence. Ayrca sen de beğendiğim büyük isimlerden güzel referanslar alıyorsun. Mesela  Simon Sinek olsa ne güzel olurdu! Hiç Türkiye’ye gelmedi. Türkçe içerik de üretmedi. İlk olur belki. Bol şans dostum. Fırsat için teşekkürler, okuyuculara selamlar.

Ercan Altuğ Yılmaz ile iletişme geçmek isterseniz:

Web: https://bausem.bau.edu.tr/egitmen/ercan-altug-yilmaz

Linkedin: https://tr.linkedin.com/in/ercanaltug

Twitter: https://twitter.com/ercanaltug

Instagram: https://www.instagram.com/oyunlastirma

Gündeminde ne var: Sinan Sülün

 

‘’Tanrı benden bir ısırık almış, tadımı beğenmemiş, bir kenara fırlatıvermişti.’’ – Sinan Sülün (Karahindiba kitabından)

Bu seriyi #gündemindenevar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir,  yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Sinan’la kitabı ‘Karanhindiba’ vesilesiyle tanıştım. Karahindiba beton ormanın kurallarına göre yaşama tutunmaya çalışan, kendine yabancılaşmış insanların öykülerini anlatıyor.

Sinan’la tanıştığımda çetin bir plaza savaşçısıydı. Şimdilerde yazarlığın yanında, hikaye anlatıcılığı konusunda kurumsal eğitimler ve seminerler veriyor. Güçlü kurumsal temelinin üstüne inşa ettiği hikaye anlatıcılığıyla kurumların güçlü marka hikayeleri yaratmasında önemli katkılar sağlıyor.

Sinan, özellikle buhranlı zamanlarımda yanımda olan bir arkadaşım. İnsan psikolojisine dair merakı, bilgisi ve güçlü gözlem yeteneğiyle harmanladığı fikirleriyle zor zamanlarımda çok yanımda olmuştur. Kendiyle uzlaşmak yolunda büyük mücadeleler veren Sinan Sülün’ün yaşam hikayesinde küçük de olsa bir yerimin olması beni çok mutlu ediyor.

Haydi şimdi Sinan Sülün’ün gündemine bir göz atalım.


Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:
Son dönemde ilgimi en çok çeken iki kitap oldu. Birisi Marcus Aurelius’un ‘’Kendime Düşünceler’’ kitabı. Fiyatı 10 TL olan ama içeriğinin değeri hesaplanamayacak kadar kıymetli bir kitap. Filozof İmparator diye de anılan MS 161-180 yılları arasında Roma İmparatoru olan Aurelius’un seferler sırasında yazdığı düşüncelerden oluşuyor. Bir başucu kitabı oldu benim için. Diğeri ise Çoklu zeka kuramının yaratıcısı Howard Gardner’ın “Zihniyetleri Değiştirme” kitabı. Gardner bu kitabında liderlerin hikayeler aracılığı ile nasıl insanların zihniyetlerini değiştirdiğini analiz ediyor. Hem yakın tarihi yeniden hatırlamak hem de hikayelerin gücüne bir kez daha tanık olmak için güzel bir kitap.

Bu aralar ne dinliyor:
Bir Türkiye klişesi gibi olacak ama  genellikle çalışırken Claude Debussy veya Frédéric Chopin’in piyano parçalarını dinliyorum.  Bunların dışında bu aralar en çok La Casa De Papel’in müziklerini dinliyorum. Berlin ile Profesör’ün birlikte söylediği Bella Ciao (Çav Bella) favorim.

En yeni teknolojik oyuncağı:
Teknoloji ve dijitalleşmeyle arası mesafeli olan birisi olarak sorunun yanlış olduğunu düşünüyorum  Teknoloji bizim değil biz onun oyuncağıyız. Bu yüzden soruyu; bu aralar hangi teknolojik aracın oyuncağısınız diye sorabiliriz. Eğer soruyu böyle sorarsan şu cevabı verebilirim; uzun süredir oyuncağı olduğum tek şey cep telefonu. Aramızda gizli bir savaş var. Bazen ben ona yeniliyorum, bazen o bana. Bakalım sonunda kim kazanacak… Ben de merak ediyorum.  

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:
Amor Fati. Latince bir söz. Kaderini sev anlamına geliyor.
Marcus Aureilus kitabında sık sık bunu hatırlatıyor.

“Yalnızca başına gelenleri ve yazgının sana biçtiklerini sev. Senin için bundan daha uygun bir şey var mı?”

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:
Howard Gardner.

Bu seride kimi görmek ister:
Hiç fark etmez. Kim olursan olsun, kıymetli şeyler anlatacaktır bize.


Sinan Sülün’le iletişime geçmek isterseniz:

Web: http://sinansulun.com/

Twitter: https://twitter.com/sulunsinan

Linkedin: https://www.linkedin.com/in/sinansulun/

Intagram: https://www.instagram.com/sinansulun/

Gündeminde ne var: Ozan Dağdeviren

Bu seriyi #gündemindenevar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir,  yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Gündeminde ne var Ozan Dağdeviren

Ozan, sohbetinden müthiş keyif aldığım ender insanların başında geliyor. Bundan birkaç yıl önce Hasan Başusta elinde bir kitapla çıkagelmişti. ”Bu kitabı çok beğendim. Yazarı tam bizim kafada. En kısa zamanda tanışmalıyız,” demişti.  Ozan’la bu vesileyle arkadaş olduk. Zaman içinde muhabbet daha da ilerledi. Vakit buldukça daha sık görüşmeye başladık. Muhabbetimiz girişimcilik ve teknoloji kültürü, üretkenlik sırları, psikoloji, içerikçilik ve yazarlık üzerinde şekillendi.

Ozan, yeni nesil girişimcilik kültürü üzerine çalışmalar yapıyor. İnsan kaynakları alanında sahip olduğu kurumsal deneyimin de rüzgarını alarak, kitaplar yazıyor, eğitimler ve danışmanlıklar veriyor. Her gün öğren ve iyimezun.com ile İstanbul’da başlayan girişimcilik yolculuğuna Londra’da common wisdom ile devam ediyor. Tüm bu işlerin yanında girişimcilerin doğru partner, yatırımcı ve çalışan seçmelerine yardımcı olacak yeni bir kitap da yazdı. Girişimciler mutlaka bir göz atmalı.

Entelektüel olgunluğa giden yolculukta, yeni bakış alçılarını en sade şekilde masaya koyabilme çabasında olan eleştirel zihninlerden faydalanmalı. Bu sebeple Ozan Dağdeviren’i sizlerle tanıştırmaktan mutluluk duyarım.

Son dönemde en çok ilgisini çeken içerik:
Artık hayatımın önemli bir kısmını Startup’lara destek olmak oluşturduğu için bu alanda derin bir okuma sürecine girdim. Son okuduğum iki kitap; Angel, Jason Calacanis ve Y-Combinator – Randall E. Stross. Daha doğrusu bu kitapları okuyorum demek doğru olmaz, dinliyorum. Kitap dinlemek en verimli bulduğum öğrenme şekli, her yolculuk, her el oyalayan, ayak oyalayan iş güzel bir öğrenme fırsatına dönüşüyor. Bunun dışında yavaş yavaş okuduğum kitap, “Surely, you’re Joking Mr. Feynman” öneririm, keyifli bir bilim adamının iç dünyası. Bilmediğim ama ilgilendiğim bir konuda, lezzetli bir belgesel bulamıyorum bayadır. Nereleri takip etmeli bu konuda önerisi olanları da dinlemeye açığım.

Bu aralar ne dinliyor:
Eski günlerin anısına modundayım. Gorillaz yıllar sonra yeni albüm çıkarmış. Biraz dinledim ama tamamlayamadım, tekrar bakacağım. Bir de dün caz efsanesi John Coltrane’in kayıp bir albümünün keşfedilip yayınlandığını öğrendim. Büyük haber bana sorarsanız, ona zaman ayırıp bir kaç tur dinleyeceğim ilk fırsatta.


En yeni teknolojik oyuncağı:
Londra’ya taşınma süreciyle birlikte baya “yalınlaştım”. Az eşya ile yaşamaya çalışıyorum mümkün olduğunca. Teknolojik olarak oyuncağım pek yok o yüzden 🙂 Buna en yaklaşan heralde son aldığım kamera olabilir. Bir mirrorless Sony Alpha6300 almıştım. Çok memnun bıraktı.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:
Heuristic” denilen kavramı tekrar tekrar keşfediyorum hayatta. Bu aralar çok önemsediğim bir şey. Biraz, bir soruya kesin cevap olmayan ama altında yatan anlamı açığa çıkaran erdem parçacıkları benim için. Karmaşık hayat prensiplerini basit ve yenilir yutulur hale getiren hayat dersleri olarak da kullanılabiliyor. Bir fotoğraf ekliyorum. Çalışma odamda bir panodan.

Ozan Dağdeviren’in çalışma odasındaki panodan bir fotoğraf.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi:
Bence her mentorluk veren kişinin kendi mentoru da olmalı. O kişiyi arıyorum. Adını bilmesem de en çok tanışmak istediğim kişi “o”. Londra’da hem bazı kuluçka merkezlerine hem bazı Startuplara danışmanlık veya mentorluk veriyorum. Bu işi 10 yıl yapsam sonu ne oluru bilen birisi varsa çıksın gelsin, mentorum olsun 🙂

Bu seride kimi görmek ister:
Türkiye’nin en başarılı melek yatırımcısını.

Ozan Dağdeviren’in iletişim bilgileri:

Blog: www.ozandagdeviren.com

Twitter: www.twitter.com/ozandagdeviren

Linkedin: www.linkedin.com/in/ozandagdeviren

Instagram: https://www.instagram.com/ozandagdeviren

Gündeminde ne var: Hasan Başusta

 

”Zeki insanlar aklını kullanır, bilgeler başkalarının da aklını kullanır.” -George Bernard Shaw

Ufkunu genişletmek için zihninizi açacak yeni insanlarla tanışmalısın demişti çok sevdiğim bir arkadaşım. Bu konuda çok şanslıyım. Yıllar içinde beni yeni fikirlerle tanıştıran bir sürü dost  edindim. Bu insanlardan her gün yeni bir şey öğreniyorum. Sizlerin de zihnini açabileceğini düşündüğümden, fikrine ve aklına güvendiğim dostlarımı bloğuma konuk olarak almaya karar  verdim.

Bundan böyle, önümüzdeki birkaç hafta boyunca, her Cuma #gündemindenevar başlıklı bu mini yazı serisini yayımlıyor olacağım. Konuklar, fikrine güvendiğim insanlar. Konumuz da onların gündemi olacak. Onları heyecanlandıran, zihinlerini kurcalayan birkaç meseleyi kısa kısa paylaşıyor olacağız.

Bu seriyi #gündemindenevar etiketiyle Instagram, Twitter ve Linkedin’den takip edebilir,  yorumlarınızla muhabbete katılabilirsiniz.

Gündeminde ne var Hasan Başusta?

Hasan’la dostluğumuzun onuncu yılını kutladık geçenlerde. İlk kez Özgür Alaz’ın düzenlediği Likemind etkinliğinde tanışmıştık. O gün mekandan mekana taşınıp, yaklaşık 10-12 saat boyunca durmaksızın sohbet etmiştik. Yıllar içinde ara sıra çok görüştüğümüz ya da hiç görüşmediğimiz dönemlerimiz olsa da sohbetimizden eksiklen hiçbir tat olmadı.

Hasan, sosyal medya ve dijital pazarlama alanında sektörün bilinen isimlerinden; bu alanda önemli kurumlara danışmanlık veriyor, eğitimler ve seminerler düzenliyor. Hatta İTÜ’de aynı eğitim programında eğitmenlik de yapıyoruz. Hasan, kendini gelişime adamış biri. Bu alanda bir mühendis edasıyla analitik gelişim yöntemleri tasarlıyor ve geliştiriyor. Yaptığı her şeyde felsefi bir derinlik arayan Hasan Başusta, bu yazı serisinin ilk konuğu olmayı kabul etti.

Bakalım Hasan’ın gündeminde neler var.

Son dönemde en çok ilgisini çeken makale
75 yıldır süren Harvard’ın “İyi hayat nedir’i” sorgulayan araştırması. “Triumphs of Experience: The Men of the Harvard Grant Study” kitabını çok severek okudum. Maalesef kitabın Türkçesi yok ama Türkçe altyazılı TED konuşması var:

Özetle, iyi bir hayatı oluşturan en önemli etken ün, para vs. değil hayatı paylaştığın kişiler. Yani hayatının kalitesi direkt olarak en yakınındaki kişilerin kalitesi ile doğru orantılı. Bu kitabı okuduktan sonra çevremi büyük oranda revize ederek hayatımı değiştirdim. O yüzden bu araştırmanın hayatımdaki rolü çok büyük.

Bu aralar ne dinliyor
Ben Böyleyim, Athena. Özellikle şu sözleri, hayatımın soundtrack’i diyebilirim:

Hayatta benim her
Anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim
Kendi yolumdan…

 

En yeni teknolojik oyuncağı
Garmin Fenix 5. Bu ara sağlıklı yaşam ve koşu en önem verdiğim konular olduğu için bu spor saati performansımı en ince detayına kadar ölçmemi sağlıyor.

Son dönemlerde üzerine en çok düşündüğü söz/alıntı:

”Kendisine, kendi küçüklüğünü görme olanağı vermeyen hiç kimse muktedir olduğu yüceliğe erişemez.” – Bertrand Russell

Bu söz bana “İnatçılık, sıfır tölerans, sabırsızlık, duygulara az önem verme” gibi kötü özelliklerimi kabul etmem için güç verdi. Bu konularda kendimi geliştirmem için farkındalık yarattı.

Bu aralar en çok tanışmak istediği kişi
Harari. Sapiens ve Homo Deus kitaplarına bayılıyorum. Onunla tanışsaydım, insanlık tarihinden başlayarak, gelecekte neler olabileceğini; verinin ve yapay zekanın dünyayı nasıl değiştireceğini tartışmak isterdim.

Bu seride kimi görmek ister
Şu hayatta kafaca kendime en yakın gördüğüm kişi: Ozan Dağdeviren.

Hasan Başusta’nın iletişim bilgileri:

Blog: www.hasanbasusta.com

Twitter: www.twitter.com/hasanbasusta

Linkedin: www.linkedin.com/in/hasanbasusta

Instagram: www.instagram.com/hasanbasusta

Fujitsu CTO’su Dr.Joseph Reger ile buluşmamdan notlar

Bu sene Avrupa’nın en büyük ve önemli bilgi teknolojileri etkinliklerinden biri olan Fujitsu Forum’a davet edildim. Almanya’nın Münih şehrinde 16 – 17 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen etkinliğin bu yılki teması ‘İnsan odaklı dijital dönüşüm’ idi. Dillere pelesenk olmuş ‘dijital dönüşüm’ meselesine, dünyanın en köklü bilişim şirketlerinden birinin penceresinden bakmak, mevcut durum ve teknolojilerin nereye doğru yöneldiğini anlayabilmem için büyük bir fırsattı. Bende bu şansı elimden geldiğince değerlendirmeye çalıştım.

Türkiye’de daha çok kamu ve kurumsal alanda faaliyet gösteren Fujitsu, özellikle Avrupa’da nihai tüketiciye yönelik ürünleriyle de gönüllerde taht kurmuş bir şirket. Japonya menşeli Fujitsu, dünyanın en eski bilişim şirketlerinden biri. Şirketin kökleri 1920’li yıllara kadar uzanıyor olsa da Fujitsu adıyla 1935 yılında kurulmuş. Alman devi Siemens ve Fujitsu’nun 1900’lü yılların başlarına kadar dayanan ortaklığı ve sinerjisi, bu iki devi teknoloji ekseninde birleştirmiş. Hem AR-GE hem de pazarlama faaliyetleri tarafında Japon ve Alman mühendisleri birlikte çalışıyor. Fujitsu’nun Japonya dışındaki tüm ülkeleri Münih’teki merkez ofisinden yönetiliyor. Şirketin Almanya’daki binası Münih’in modern zamanına ait en yüksek ve görkemli yapılarından biri.

img_0508

Fujitsu CTO’su Dr.Joseph Reger

Bu yıl Fujitsu Forum’da 300’den fazla konuşmacı, 50’nin üzerinde oturum gerçekleşti. İlgimi çeken oturumları elimden geldiğince takip etmeye çalıştım. Bu seyahatimi en değerli kılan şey hiç şüphesiz Fujitsu’nun CTO’su Dr. Joseph Reger ile olan buluşmam idi. Kendisini uzunca bir süredir takip ediyordum. Fujitsu Türkiye Pazarlama Direktörü Meltem Hanım ve ekibi beni kırmadı ve beni Dr.Reger ile bir araya getirdi. Fujitsu’nun CTO’su Dr.Reger ile dijital dönüşüm ve özellikle AI (Yapay zekâ) üzerine zihin açıcı bir sohbet gerçekleştirdik. Tesadüf bu ya Dr.Reger’in bu seneki Fujitsu Keynote’unun ana teması da yapay zekâ üzerineymiş. Kendisiyle gerçekleştirdiğim mini sohbet ve Keynote’undan toparladığım notları değerli bulduğumdan, bloğumda da bulunsun istedim.

• Yapay zekâ kaçınılmaz bir şekilde geliyor. Bunun ekonomiye ve sosyal hayatımıza önemli etkileri olacak.
• Dr.Reger, AI (yapay zekâ)’yı kendiliğinden akıllı davranışlar geliştirebilen bilişim sistemleri olarak özetliyor.
• AI (yapay zekâ)’nın gelişebilmesi için onu destekleyecek diğer alt teknolojilerin de gelişmesi gerekiyor. Bu teknolojilerin başındaysa ‘Machine Learning’ (kısaltması: ML,
türkçesi: makine öğrenmesi) geliyor. Makine öğrenmesi; makinelerin insanlar tarafından programlanmadan, kendi kendilerine belli davranış döngülerini anlamalarını sağlayan bir konsept teknoloji.
• Yapay zekâ çalışmalarının temelleri 1950’li yıllara kadar uzanıyor. 1970’lerde bu alandaki akademik çalışmaların ticari bir karşılığı bulunmadığından biraz yavaşlamış. Ancak, 90’lardan itibaren AI çalışmaları yeniden hız kazanmış. Bugün hem akademik, hem de endüstriyel camiada AI konusunda önemli çalışmalar yapılıyor. Hükümetler ve kurumlar bu konseptin gelişmesi için ciddi yatırımlar yapıyor. Yapay zekâ dan beklenti büyük.
• Yapay zekâ her yerde; arama motorları, online alış-veriş sitelerindeki önermeler, akıllı telefonlarımızdaki sanal asistanlar, hatta finansal sistemlere kadar pek çok yerde yapay zekâ kırıntılarına rastlamak mümkün.

Yapay zekâ ile ilgili önemli konseptler.

Yapay zekâ ile ilgili önemli konseptler.

• Yapay zekâ dünyasında ‘öğrenme’ çok önemli bir anahtar kelime.
• Makinelerin başarılı bir şekilde ‘öğrenme’ işlemini sağlayabilmek için iki önemli konu var: 1) Sistemi eğitmek için yeter sayıda veriye olan ihtiyaç. 2) Makineler için gelişmiş öğrenme modellerinin oluşturulması. Veriler tarafında sıkıntımız yok, özellikle internette veriden bol birşey yok. Öte yandan IoT sensörlerinden elde edilen veriler de makinelerin öğrenme pratiği yapabilmesi için son derece önemli.
• Makinelere öğrenmeyi öğretebilmek için sahip olduğumuz en eski öğrenme cihazı olan beynimizi rol model olarak alıyoruz. İnsan beyni imgesel düşünüyor. Bir başka deyişle görsel olarak düşünüyoruz. Bir şeyleri anlamlandırabilmek için beynimizin görselleştirme becerisini kullanıyoruz. Aslında bu bizim 540 milyon yıllık evrimimizin bir sonucu. Yapılan araştırmalar insan beynin en çok görselleştirme yaparken enerji harcadığını söylüyor. Benzer mantıkla bizim makinelere öğrenmeyi öğretebilmemiz
için onlara evvela görmeyi öğretmemiz gerekiyor. (Stanford Üniversitesi’nin Yapay zekâ konusunun baş araştırmacısı Fei Feli Ling’in de bu konuda müthiş bir TED konuşması vardı. İlginizi çekebilir.)

• Fujitsu makinelere görmeyi öğretebilmek için görsel işleme teknolojisini geliştirmiş.
• Veriler belirlenen parametrelerle görselleştiriliyor, makineler de bu görselleri analiz ederek öğreniyor. (Gerçekten çok fantastik di mi! :))
• Fujitsu dünyasında verileri alıp makinelerin anlayacağı şekilde görselleştirme işlemini gerçekleştiren algoritmanın adı: Hammer Algoritması. Bu algoritma Fujitsu’nun Almanya’daki AR-GE laboratuvarında yazılmış. Bunu yazan kişi aslen Amerikalı olduğundan adını ‘Hammer’ koymuş. Verilerin görselleştirilmesi makine dilinin öğrenmesini kolaylaştırıyor.
• Sensörlerden toplanan veriler belli parametrelerle yorumlanarak ‘Hammer Algoritması’ sayesinde makinelerin anlayabileceği şekilde görselleştiriliyor. İşin en bomba kısmı bunun toplanan verilerle eş zamanlı çalışabiliyor olması.

img_0519

Kameraları yapay zekâ ile destekleyip evrensel sensörler olarak kullanmak mümkün.

• AI tabanlı akıllı şehir sistemleri yolda. Şu an test aşamasında ancak gerçek zamanlı kamera verileri kullanılarak, şehirdeki karar destek sistemleri otomatize edilebiliyor. Yani kameralar artık gördüğü nesneleri tanımlayabiliyor. Yoldan geçen insanların yetişkin mi yoksa çocuk mu olduğunu, ya da logoların hangi markalara ait olduğunu tanımlayabilecek. Bir başka deyişle ‘Person of Interest’ dizisi artık neredeyse gerçek oluyor.
• Siber savunma sistemleri günümüzdeki en önemli konulardan biri. AI (Yapay zekâ) siber savunma sistemlerinde de etkili bir şekilde kullanılmaya başlanmış.
• Dr.Reger, şu zamana kadar yapılmış sanayi devrimlerinin çalışan ekosisteminde piramidin hep alt tarafındaki insanları etkilediğini ancak, Endüstri 4.0’ın piramidin tamamını etki altına aldığını söylediğinde gerçekten çok etkilendim. Yani yeni endüstri devrimi sadece fabrika işçilerini ya da temel hizmetlerde çalışan insanları değil, şirketlerin genel müdürlerinden sanatçılara kadar bütün endüstrileri ve onların mensuplarını etkiliyecek. Hatta etkilemeye çoktan başladı bile.
• Dijital bozulma çağından sağsalim çıkabilmek için eğitim ve öğretimde yeni modeller geliştirilmeli. Yeni nesil ihtiyaçlara cevap olacak yeni işler keşfetmeliyiz gibi görünüyor.

Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi Twitter’dan ya da aşağıdaki yorum alanından benimle paylaşabilirsiniz.

Bu arada yapay zekâ meselesine merakınız varsa Dr.Reger’in Fujitsu Forum 2016’daki sunumunu izlemenizi öneririm. Videoyu aşağıda paylaşıyorum.